Makale: Hrant Kasparyan
Kentte Ermeni mimarların inşa ettiği estetik yapılar
arasında Kuleli Askeri Lisesi de bulunuyor. Fakat bu tarihi okulun yetimler ve
yetimhaneler ile kesişen pek de bilinmeyen tarihçesi hakkında birkaç kelam
ettiğimde, Türkiyeliler de dahil olmak üzere etrafımdaki herkes şaşkına
dönmüştü. Evet, bugünkü görünümüyle yüksek kuleli kâgir binası, Sultan
Abdülaziz’in talimatıyla Osmanlı’nın Ermeni saray mimarlarından Garabed Amira
Balyan tarafından 1863’te inşa edilen Kuleli Askeri Lisesi, Ermeni Soykırımı
sürecinde ebeveynleri öldürülen Ermeni yetimlere 1915’ten sonra bir dönem ev
sahipliği yapmıştı. Kuleli Askeri Lisesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir
dönem Büyükada’da devlet tarafından el konulan Rum Yetimhanesi’ne taşındı...
***
1915'in ardından Ermeni yetimlere ev sahipliği yapmış olan
ve kapatılan Kuleli Askeri Lisesi'nin nasıl kullanılacağı, kamu hizmetine nasıl
sunulacağı merak konusu. 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL günlerinde
Resmi Gazete’de yayımlanan kanun hükmünde kararname ile kapatılan harp
akademileri, askeri liseler, astsubay hazırlama okullarının nasıl
kullanılacağı, kamu hizmetine nasıl sunulacağı merak konusu.
Başbakan Binali Yıldırım’ın kapatılan askeri okullara
ilişkin olarak, “Piknik alanı ve güzel mekânlar yapılacak” açıklamasına rağmen
bazı arazi ve binalarla ilgili geçmişten beri “imara açma planları” olduğu öne
sürülüyor.
İstanbul Çengelköy’deki Kuleli Askeri Lisesi’nin de, içinde
bulunduğu araziyle birlikte “imara açılacaklar listesinde” yer aldığı iddia
ediliyor.
İstanbul Boğazı’na neredeyse sıfır konumunda olan ve
tepeleri lüks villalı sitelerle dolu olan semtin en değerli arazisine sahip bu
tarihi okulun özelleştirilerek otel yapılacağına dair iddialar, şu ana dek
resmi ağızlardan kesin bir dille yalanlanmadı.
Yaklaşık olarak 500 yıllık bir tarihe sahip olan Kuleli
Askeri Lisesi, tıpkı Haydarpaşa Tren Garı gibi Türkiye’deki azınlıklar
açısından da ayrıcalıklı bir hafıza mekânı.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin tesis edilmesi ve
geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla düzenlenen uluslararası bir proje
kapsamında Ermenistan’dan ve yurtdışından Türkiye’ye gelen misafirleri, 15
Temmuz’un bir önceki akşamı düzenlenen bir tekne gezisinde ağırlıyorken,
İstanbul’un siluetini belirleyen, kentin karakteristik binalarını parmağımla
işaret ederek tarif ediyordum.
YETİMLER VE YETİMHANELERLE KESİŞEN BİLİNMEYEN TARİH
Kentte Ermeni mimarların inşa ettiği estetik yapılar
arasında Kuleli Askeri Lisesi de bulunuyor. Fakat bu tarihi okulun yetimler ve
yetimhaneler ile kesişen pek de bilinmeyen tarihçesi hakkında birkaç kelam
ettiğimde, Türkiyeliler de dahil olmak üzere etrafımdaki herkes şaşkına
dönmüştü. Evet, bugünkü görünümüyle yüksek kuleli kâgir binası, Sultan
Abdülaziz’in talimatıyla Osmanlı’nın Ermeni saray mimarlarından Garabed Amira
Balyan tarafından 1863’te inşa edilen Kuleli Askeri Lisesi, Ermeni Soykırımı
sürecinde ebeveynleri öldürülen Ermeni yetimlere 1915’ten sonra bir dönem ev
sahipliği yapmıştı. Kuleli Askeri Lisesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir
dönem Büyükada’da devlet tarafından el konulan Rum Yetimhanesi’ne taşındı.
Yaklaşık olarak yüz yıl önce mülkiyetine el konulan ve daha sonraki süreçlerde
devletin resmi kurumları arasında el değiştiren Büyükada Rum Yetimhanesi, ancak
Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde azınlık haklarına ilişkin yapılan
kısmi iyileştirmeler ve Ekümenik Patrik Bartholomeos’un pes etmeden sürdürdüğü
hukuki mücadelenin ardından nihayet 2010 yılında Rum halkına iade edilebildi.
Bir halkın yetimlerini ve ihtiyaç sahibi çocuklarını
ağırlayan Büyükada Rum Yetimhanesi’nin işlevine ilk ve kalıcı darbeyi vuran
Kuleli Askeri Lisesi, daha sonraki süreçte tarihinde bir ilk yaşayacak, bu kez
Çengelköy’deki asli binasında Ermeni yetimleri istemeyerek de olsa bizzat
ağırlayacaktı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 5 Kasım 1920’de
İngilizlerin Mondros Mütarekesi’ne dayanan talepleri üzerine Kuleli Askeri
Lisesi binası boşaltılıp İngilizler tarafından Ermeni yetimlere tahsis edildi.
Mayıs 1915’te kabul edilen “tehcir kanunu” ile yasal zeminde
resmileştirilen Ermeni Soykırımı sürecinde hayatta kalmayı başaran ve kendi
memleketlerinde “mülteci ve göçmen” konumuna getirilen Ermeniler için de, bir
daha dönmemek üzere ayrılacakları ülkelerindeki son durak yine Kuleli Askeri
Lisesi’ydi. Hayata tutunabilmek için ülkeyi terk etmeyi artık tek çıkar yol
olarak görmeye ikna olan ve yaşam zemini bırakılmayan pek çok soykırım mağduru,
konsolosluklardaki evrak işlemleri tamamlanana dek memleketteki son günlerini
Kuleli Askeri Lisesi’nin odalarında, koridorlarında geçirdi.
KULELİ MERKEZ YETİMHANESİ!
Ermenistan’ın başkenti Yerevan’da bulunan Ermeni Soykırımı
Müzesi-Enstitüsü’nün Direktörü Hayk Demoyan’ın 2009’da yayımladığı “Osmanlı
İmparatorluğu’nda Ermeni Sporu ve Jimnastiği” başlıklı kitapta Kuleli Askeri
Lisesi’ne yerleştirilen Ermeni yetimlere ilişkin dikkat çeken veriler yer
alıyor.
Kitabın 11. bölümünde şu ifadeler yer alıyor:
“Medz Yeğern (Ermeni Soykırımı) yıllarının ardından Ermeni
ve yabancı devletlerin sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla Osmanlı
sınırları dahilinde yüzden fazla yetimhane açılmıştı. Bu sayede soykırımdan
kurtulabilen Ermeni yetimler, barınacak güvenli bir çatı bulmuş, bu kurumlarda
zor şartlarla hayatta kalma mücadelesi vermiş ve yetenekleri şekillendirilerek
olgunlaşmıştı.
Yetimhanelerde çocukların sağlık dahil tüm temel
ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenilmiş, bireysel yetenekleri doğrultusunda azim
ve rekabet duygusu aşılanarak eğitim görmüşlerdi. Bu bağlamda yetimlerin
yaşamında beden eğitimi ve sporun kökleşmesine önem verilmiş, düzenlenen
çeşitli yarışma ve oyunlar sayesinde bedensel ve ruhsal gelişimleri
şekillenmişti.
Taşradan İstanbul’a getirilen binlerce Ermeni yetim çocuk,
Ermeni toplumunun kurumlarınca, başkentin yetimhanelerine yerleştirildi.
Beylerbeyi, Yedikule, Arnavutköy, Hasköy, Karagözyan, Aramyan, Bezazyan ve
Mıhitaryan yetimhaneleri kuruldu. Sonraki yıllarda bu yetimhanelerin tek bir
çatı altında toplanmasına karar verilerek, yetim çocuklar Kuleli Merkez Yetimhanesi’ne
taşındı.”
Dönemin kaynaklarında “Kuleli Merkez Yetimhanesi” olarak
anılan Kuleli Askeri Lisesi’nde en az 1500 Ermeni yetimin ağırlandığı
kaydedilen kitapta, okulun yetimhaneye dönüştürülme sürecine ilişkin şu
ifadeler yer alıyor:
“İstanbul’da bulunan İngiliz Askeri Kuvvetler
Komutanlığı’nın emriyle, devlete ait olan Kuleli Askeri Okulu’nun geniş binası
Ermeni yetim çocukların iaşesine ve eğitimine tahsis edilmiş olması özgün bir
durumdu. Alınan bu karar üzerine, milliyetçi Türk kesimler protestolar
düzenlemiş, binayı kuşatma girişiminde bulunmuş ve taşkınlıklar yapmıştır.
Fakat, alınan tedbirlerle bu kesimler geri çekilmek zorunda kalmıştır.”
TARİHİ GÖRÜNMEZ KILMAK VE KENT HAFIZASI
Kuleli’de günlerini geçiren çocuklar neler hissetti? Neler
yaşadılar?
Neden bu kadar çok yetimhane açılmıştı?
Niçin yetim kalmışlardı?
Hayatta kalarak “mülteci” konumuna getirilen ve Kuleli’ye
geçici bir süreliğine yerleştirilenler neden ülkeyi terk etmek zorunda
bırakıldı?
Bu sorular veya bu sorulara ilişkin herhangi bir ifade
elbette ne Kuleli Askeri Lisesi’nin tarihçesinde, ne de kent hafızasının
muhafaza edildiği herhangi bir merkez veya müzede yer almıyor. Ülke tarihinin
kırılma noktası olan 1915’e dair önemli tanıklıklar ve hafıza kayıtları
böylelikle görünmez kılınıyor.
Tıpkı 24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklanan Ermeni
aydınlarının Haydarpaşa Tren Garı’ndan ölüme gönderildiklerini bilmeyen, bilmek
de istemeyen kitle gibi, içinde yaşadığımız kentte Kuleli Askeri Lisesi’nin
böyle bir mazisi olduğunun farkında olmayan, bilmek de istemeyen kitleye mi
dahil olacağız?
Türkiye’de içi boşaltılan pek çok kavram gibi, “yüzleşme
süreci” dediğimiz bu dönemi hakkıyla, kent hafızasını bütünüyle ortaya koyarak
mı yürüteceğiz, yoksa sadece yüzleşiyor gibi mi yapacağız?
Yoksa, “Şimdi sırası değil, darbecilerle uğraşıyoruz”
diyerek ülkenin ana sorununu yüreksizlik ve yüzeysellikle yine mi geçiştirmeye
çalışacağız?
İster otel yapın, isterseniz Başbakan Yıldırım’ın ifadesiyle
“piknik alanı” yapın. Sıradan bir yurttaş olarak “yapmayın” deyince, bunun
zaten bir şeyi değiştirmeyeceğini, önemsiz ve değersiz olacağını net
görebildiğimiz günler yaşıyoruz.
Ama ahde vefa edin. Kuleli Askeri Lisesi’nin en azından bir
bölümünü, kenti “İstanbul” yapan Ermeni mimarların tanıtımına ve Balyan
Ailesi’ne ayırın.
Hakkaniyetli yaklaşımınız varsa, yüzleşme kavramının içini
boşaltan değil, zaten var olan gerçek kent tarihinin tamamıyla, sürecin içini
dolduran adımlar atın.
Kuleli’de bir dönem istemeyerek de olsa kimlerin gelip
geçtiği ve neden orada bulunmak zorunda olduklarıyla yüzleşerek doğruları
insanlara eksiksiz aktarın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.