Saffet Emre Tonguç/stonguc@hurriyet.com.tr
İstanbul’u en çok bayram zamanı seviyorum, tüm şehir bana
kalmış gibi geliyor. Bu bayramı Napolyon’un “Dünya tek bir ülke olsaydı,
başkenti İstanbul olurdu” dediği şehirde geçirecekseniz size sıra dışı bir
ailenin eserlerini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Bir Ermeni aile olan
Balyanlar, dışarıdan bakıldığında göze oldukça sade görünen, ancak süslemelerin
daha çok içeride yoğunlaştığı eski Osmanlı tarzını tamamıyla ters yüz etmişler.
Süsleme sanatının tüm inceliklerinin dış cephede de bonkörce kullanıldığı batı
tarzını eserlerine uyarlamışlar. İstanbul’un neredeyse her köşesinde eserler
bırakmışlar.
Karaman kökenli aile
Karaman yakınlarında bulunan bir köyden gelen Meremetçi
Bali Kalfa ailenin ilk bilinen üyesi. Sultan IV. Mehmed’in sarayındaki Ermeni
mimarların kulağına gitmiş Bali Kalfa’nın başarıları. O da İstanbul’a gelmiş ve
kendisine sarayda daha sonraki yıllarda oğlu Magar’a devredeceği bir yer
edinmeyi başarmış. Magar, Sultan I. Mahmud ile bir şekilde ters düşünce
Bayburt’a sürgün edilmiş. Sürgün yerinde oğulları Krikor ve Senekerim’e
mimarlık eğitimi vermiş. Krikor Amira Balyan (1764-1831) zamanında aile
şirketinin başarısı ciddi olarak artmış.
Üzücü olansa şehre miras bıraktığı binaların bir kısmının
o zamandan bu yana kaybolmuş olması. Buna rağmen 1826 senesinde Sultan II.
Mahmud’un yeniçeri isyanını bastırması şerefine yaptırılan Tophane’deki
Nusretiye (Zafer) Camii hala ayakta. Bugüne ulaşabilmiş eserleri arasında
Eyüp’ün Haliç kıyısında bulunan ve bir zamanlar şehirdeki feslerin üretildiği
Feshane ile Belgrad Ormanları’nda hala ayakta olan Valide ve Topuzlu su
bentleri de var. Krikor ayrıca devasa Selimiye Kışlası’nın üç kanadının
yapımını üstlenmiş.
Krikor’un küçük kardeşi Senekerim daha az tanınıyor ama o
da şehre çok belirgin bir imza atmış ve Beyazıt’taki İstanbul Üniversitesi
avlusunda duran Serasker Yangın Kulesi’ni geriye bırakmış.
Dolmabahçe Sarayı
Diğer taraftan, şehri sanki kendi eviymişçesine süsleyen
ve donatan Magar’ın en küçük oğlu Garabet Amira Balyan (1800-1866) olmuş.
Sultan Abdülmecid için, 1843 ile 1856 yılları arasında devam eden muazzam bir
projeye oğlu Nigoğos ile beraber imza atıp Dolmabahçe Sarayı’nı inşa eden o
olmuş. Söylemesi bile zor; saray 285 odadan oluşuyor, ancak halka açık olan
kısmı sadece küçük bir bölümü. Bugün en çok ilgiyi ise 38 metre yükseklikteki
tavanıyla Muayede Salonu görüyor. Salonun dışarıdan fark edilmeyen kubbesinin
altında birçok padişah çeşitli bayramları kutlamış. Bir diğer ilgi odağı ise
Mustafa Kemal’in 10 Kasım 1938 tarihinde son nefesini verdiği oda. Barındırdığı
diğer hazineler bir yana, sarayda paha biçilemez bir tablo koleksiyonu var.
Garabet 1865 yılında Beylerbeyi Sarayı’nı kendinden bile daha üretken oğlu
Sarkis ile beraber inşa etmiş. Çok daha kullanışlı olan bu sarayın en güzel
kısımlarından biri yunuslarla süslenmiş bir fıskiyenin eşlik ettiği havuzu.
Aslında bu iç havuzun yapım amacı saray sakinlerini yaz sıcaklarında
serinletmekmiş.
Ortaköy Camii
Garabet’in bir diğer başyapıtı mükemmel güzelliği ile
Ortaköy sahilinde denize doğru uzanmış, Boğazdan gelen geçen teknelerdeki
insanların gözden kaçırmasının imkânsız olduğu yapı, aynı zarafete sahip olan
ve Nigoğos tarafından yapılan Dolmabahçe Camii’nin ikizi gibi. Sultanahmet’teki
Divan Yolu’nda yürüdüğünüzde Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz ve Sultan
Abdülhamid’in naaşlarına ev sahipliği yapan türbeyi fark edersiniz. Türbe,
Garabet tarafından 1840 senesinde yapılmış. Garabet’in daha az tanınan eserleri
arasında 1848 yılında inşa ettiği ve bu türde şehirde yapılan ilk saat kulesi
olan Nusretiye Saat Kulesi (İstanbul Modern’e girerken sağ kolda
görebilirsiniz) ve Beşiktaş’taki devasa Surp Asdvadzadzin Kilise’si
sayılabilir. Taksim Meydanı’ndan Dolmabahçe’ye doğru devam eden Gümüşsuyu
Caddesi’nde bulunan göz alıcı Gümüşsuyu Askeri Hastanesinde de Garabet’in
imzası var. Hatta Kandilli’de bulunan TV dizileri Gümüş ile Lale Devri’nin seti
olarak kullanılan Abud Efendi Yalısı’nı da o tasarlamış.
Nigoğos Balyan’ın (1826-1858) trajik denecek kadar kısa
bir ömrü olmuş ama yine de şehirdeki iki hazineyi tasarlama imkânı bulmuş;
Küçüksu Kasrı ve Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı. Kalıcı bir ev olmaktan ziyade,
sultanların yolculukları sırasında dinlenmeleri için kullanacakları köşkler
olarak tasarlanan her iki yapı da Balyan mimarisinin belirleyici unsuru olan
zarif barok detaylar taşır.
Tüm bu özelliklerine rağmen ziyaretçilerinin bu kadar az
olması da insanın içini acıtan bir durum. Çırağan Sarayı’nın karşısında bulunan
zarif, Küçük Mecidiye Camii de kardeşi Sarkis tarafından tasarlanmış ve 1848
senesinde Nigoğos tarafından inşa edilmiş. Ayrıca 1853 senesinde Kandilli’de
yapılan Adile Sultan Sarayı da onun eseri.
Bayramda Balyanları ve eserlerini keşfedin
Çırağan Sarayı
Sarkis Balyan’ın (1835-1899) çalışmaları şehirdeki en
ünlü iki otelde kalanların çok aşina olduğu eserler: İlki 1910 senesinde çıkan
yangınla dört duvarı kalan Çırağan Sarayı Kempinski Hotel diğeri de 1870’li
yıllarda Dolmabahçe Sarayı çalışanları için yaptırılan Akaretler’deki W Hotel.
1871 yılında inşa edilen ve yakın zamanlarda restorasyonu tamamlanan
Aksaray’daki Valide Sultan Camii de bazı kaynaklarda Sarkis ve kardeşi Agop’a
mal ediliyor. 1889 yılında Sarkis, Yıldız Sarayı parkındaki Şale konukevini
Hipodrom’daki yeşil çatılı çeşmeyi hediye eden Kaiser II. Wilhelm’in resmi
ziyareti için genişletmiş. Ayrıca 1870 yılında parka muhteşem Malta Köşkü’nü de
ilave etmiş ve tıpkı Beylerbeyi Sarayı’nda olduğu gibi içeriye bir havuz yapmış
ama bu kez mermerden kuğularla süslemiş. 1870 yılında Emirgan Korusu’na ilave
ettiği Sarı Köşk bir İsviçre şalesini yansıtmak üzere tasarlanmış. Bugün hoş
bir kafeye ev sahipliği yapıyor.
Agop Balyan (1838-1875) çeşitli projelerde kardeşleriyle
beraber çalışmış ama işin gerçeği, bu büyük mimarlar hanedanının sonu Sarkis
ile gelmiş. Beş kuşak süresince altı padişaha hizmet eden aile, eşi benzeri
görülmemiş miktar ve çeşitte eseri İstanbul’a miras bırakmışlar. Balyanlar,
İstanbul’un dışında da eserler yapmış. İzmit Hünkâr Kasrı, Hereke Kaiser
Wilhelm Köşkü, Bandırma Ermeni Kilisesi ve Gaziantep’teki Kurtuluş Camii’ni de
inşa etmişler. Ailenin üyelerinin mezarları Üsküdar Bağlarbaşı’ndaki Nuh Kuyusu
Caddesi’ndeki Ermeni mezarlığında bulunuyor.
Bayramda Balyanları ve eserlerini keşfedin



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.