İzge Günal
Doğrudan söylemekte yarar var: diyalektik olmaksızın
materyalizm sadece ve sadece dürüstlük ve teknik olarak da veri
toplayıcılığından öteye gitmez. Evet, veri toplamak da bilime katkıdır ama sadece
katkıdır; gerçek ilerleme derlenen verilerin kuramlaştırılmasıyla olur. İş
sadece veri toplamak veya gözlemle olabilseydi bilim entelektüel özelliğini
büyük ölçüde yitirmiş olurdu… Sosyal bilimlerde de durum bu derece belirgin
olmasa da çok farklı değildir. Örneğin güncelliğini hiç yitirmeyen Ermeni
soykırımı sorununu ele alalım: tek tek cinayet öyküleri veya küçük birimlerdeki
nüfus değişimleri sadece veridir ve soykırım vardır veya yoktur yargısına
götürmez. Bu yargıya varabilmek için yok edilen Ermeni nüfusa ait olan
sermayenin nasıl dönüştürüldüğü veya dönüştürülmeye çalışıldığı ortaya
konmalıdır. Eğer bu yapılmazsa “kötü
insanlar diğerlerini öldürdü” den öteye bir sonuca varılamaz ve bunun da
bilimle uzaktan yakından bir ilintisi yoktur.
***
Bu köşede bilimde yöntem sorunu üzerine çokça yazı
yazdım. Doğal olarak diyalektiğin çeşitli yönlerini bilim açısından gözden
geçirdim. Sanırım eksik kalan tek nokta diyalektiksiz materyalizmin olup
olamayacağı sorunsalı oldu. Pozitivizmle
aramızdaki esas farkı belirlemede de bunun çok önemli olduğu kanısındayım.
Doğrudan söylemekte yarar var: diyalektik olmaksızın
materyalizm sadece ve sadece dürüstlük ve teknik olarak da veri
toplayıcılığından öteye gitmez. Evet, veri toplamak da bilime katkıdır ama sadece
katkıdır; gerçek ilerleme derlenen verilerin kuramlaştırılmasıyla olur. İş
sadece veri toplamak veya gözlemle olabilseydi bilim entelektüel özelliğini
büyük ölçüde yitirmiş olurdu.
Kuramlaştırma için ise soyutlama gerekir. Soyutlamanın
anlam kazanması için ise diyalektik yöntem gerek ve şarttır. “Soyutlama bütün
bilimlerin zorunlu olarak kullandığı bir araçtır; incelenen karmaşık bütünün
içinden neyin soyutlanacağını bilim adamının perspektifi ve bilim namusu
belirler. Bilimlerin gelişmesinin bir aşamasında varılan bilginin düzeyi bilim
adamının perspektifini ve (bilim) namusunu zorlar. Perspektifi konjonktürel
olarak gerici sınıflardan kaynaklanan bilim adamları bilim namusundan
vazgeçmekle susmak arasında seçim yapmak zorundadır: Birinciye örnek Malthus
ise, ikinciye örnek Ricardo’dur. Malthus’un nüfus teorisi, gelişmeyi ve
bilinçli müdahaleyi dışlar; geriye bir tek şey kalır, proletaryaya
“çoğalmayın!” demek. Ricardo ise emek-değer kuramını ancak burjuva düşüncesinin
geliştirebileceği yere kadar geliştirebilmiş ve orada bırakmıştır”1
Fen bilimlerinde bunun örneğini göstermek çok kolaydır.
Bu alandaki bilimsel dergilerdeki, özellikle tıbbi dergilerdeki, makalelerin neredeyse tümü verilerini sunar.
Ve birinin bunları kuramlaştırması beklenir.
“Gerçekten de, bugün artık, biyolojik sistemleri ve süreçleri, mekanik
yasalara indirgemek söz konusu olamaz. Ne ki, bu geleneksel terimi biz yine
tutuyoruz; diyalektiğe yer vermemek, fenomenleri metafiziksel bir yolla
“yakınlaştırmak” ve dolayısıyla nitel özgüllüklerin yitirilmesine yol açmak
demektir”.2 “Mekanist yaklaşım madde kavramını, var olan her şeyin “basit”
başlangıç öğelerine ya da yağılarına indirgemek istiyor ki, bu da onun
kusurlarından biridir; çünkü böylece dünyanın maddi birliği ilkesi, “bir tek maddi
yapısı” olduğu fikriyle karışıyor”2
Sosyal bilimlerde de durum bu derece belirgin olmasa da
çok farklı değildir. Örneğin güncelliğini hiç yitirmeyen Ermeni soykırımı
sorununu ele alalım: tek tek cinayet öyküleri veya küçük birimlerdeki nüfus
değişimleri sadece veridir ve soykırım vardır veya yoktur yargısına götürmez.
Bu yargıya varabilmek için yok edilen Ermeni nüfusa ait olan sermayenin nasıl
dönüştürüldüğü veya dönüştürülmeye çalışıldığı ortaya konmalıdır. Eğer bu
yapılmazsa “kötü insanlar diğerlerini
öldürdü” den öteye bir sonuca varılamaz ve bunun da bilimle uzaktan yakından
bir ilintisi yoktur.
Marksist bakış açısı ve yöntemi tam da bu noktada girer
devreye. Marks’ın yaptığı, herkesin çözüm gördüğü yerde sorun görerek
başlamasıydı. İşte bu diyalektiğin materyalizme eklemlenmesinin en somut
ifadesi ve bilimsel yöntemin ta kendisidir. Marks’ın yöntemi şöyle de
özetlenebilir: ele alınan nesne yani toplum, ilk önce tüm karmaşıklığıyla ve
her yönüyle incelenir, verileri toplanır; sonra bütün bu karmaşıklık içinden
belirleyici ana ilişki (üretim) soyutlanır ve bunun etrafında tüm toplum
yeniden inşa edilir. Bu, düşüncedeki somuttur; karmaşık değil, çeşitli ve
düzenli bir bütündür. Bu soyutlamanın amacı somut toplumu anlamak ve
değiştirmektir. Tıpkı başlangıç noktası gibi bitiş noktası da pratiktir. Ama bu
kez bilinçli bir dönüştürmeye yönelik pratik.1
1 Çan A, Ekinli İ. Marksist yöntem üzerine. Gelenek 23.
Sayı, Ocak 1989
2 Frolov IT. Biyolojide diyalektik yöntem.2. Baskı,
Dönüşüm, 1998
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.