Tarih 13 Eylül 1922… Son kalan Rum ve Ermeni varlığını da
yok etmek için resmen ateşe verilir koca bir kent… Ege’nin incisi İzmir ateşler
içinde kavrulur, yanar… 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden
fazla ev, işyeri, hastane, kilise ve okullar yok edilir, ateşler içinde
binlerce insan yanarak son nefeslerini verir…
Yaşanan planlı bir hareketle yapılmış korkunç bir
katliamdır… Ama o kibriti çakanlar, alçakça ve vahşice çıkardıkları ‘yangını’n
sorumluluğunu üstlenmez…
İzmir’i yakanlar ve ölenler bilir de yangının nasıl
çıktığını, kimin çıkardığını; Türkiye Cumhuriyeti’nin kanlı kuruluş tarihini
yalanlarla baştan yazanlar; başkaları bilmesin, duymasın, anlatmasın diye
örtbas eder, iftiralarla gizlerler…
Resmi tarihin yalanlarından, hem de büyük yalanlarından
biri ‘’İzmir Yangını’’ üzerinedir. Tabi bu konuda yazılı çizili ‘’belgelerin’’
yangına dair çelişkili içeriklere sahip olması bu yalanlarla insanların
kandırılmasında önemli bir rol oynar. Öyle ki bu yazılı çizili ‘’belgelere’’
bakıldığında İzmir yangınını kimin çıkardığına ilişkin çelişkili hedefler
gösterilir… İzmir yangını kim tarafından yapılmıştır sorusunun yanıtları;
Savaşı kaybeden Yunan ordusu tarafından İzmir’den
kaçarken çıkarılmıştır,
Yunan ordusunun yenilmesinden sonra buna tahammül
edemeyen Rumlar tarafından çıkarılmıştır,
Ermeniler tarafından çıkarılmıştır,
Türkler tarafından çıkarılmıştır,
Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa tarafından
çıkarılmıştır, başlıklarıyla sıralanabilir.
Türkiye’deki resmi tarihe ve resmi tarihçilere göre ise
işte Yunan ordusu mu, İzmirli Rumlar mı, Ermeniler mi yakmıştır bu pek belli
değildir ama İzmir’i yemin billah Türkler yakmamıştır… Ama onları bizzat
yalanlayan da dönemin İzmir’inin enönemli gazetecilerinden biri olarak kabul
edilen, sonradan Mustafa Kemal ile tanışıp dost olan hatta milletvekilliği de
yapan Falih Rıfkı Atay olur… Resmi tarihe ve resmi tarihçilere darbeyi, Falih
Rıfkı Atay’ın İzmir yangını çıkaran kişi olarak dönemin Merkez Ordusu Komutanı
Nurettin Paşa’yı işaret etmesi vurur… Üstelik de bu iddia Mareşal Fevzi Çakmak
tarafından da doğrulanacaktır…
2 MİLYON 600 BİN METREKARELİK BİR ALANDA 20 BİNDEN FAZLA
EV VE İŞYERİ YOK OLDU
iiymirAslında İzmir yangınını incelerken öncelikle dikkat
çeken yangının çıkış tarihidir… İzmir yangının resmi, gayri resmi tüm
kaynaklarda tarihi 13 Eylül 1922’dir. Yani Yunan ordusunun İzmir’den
çekilişinden tam dört gün sonra çıkmıştır. Yani Yunan ordusunun geri çekilirken
yangını çıkardığı iddiaları, resmi tarihin kendi ‘’tarihiyle’’ dahi
çelişkilidir. Zira resmi tarih, Yunan ordularının işgaline TBMM Orduları’nın 9
Eylül 1922’de son verdiğini söyler.
Bu konuda 2008 yılında bir makale yayınlayan ve yukarıda
sıraladığım iddialara dair birçok kaynağı ve yazılı ‘’belgeyi’’ de ortaya koyan
Ayşe Hür de İzmir yangınının sürecini şu sözlerle ifade eder:
‘’Sonuçta, ister Rum mahallesinden çıksın ister daha
sonra pek çok kaynağın ittifak edeceği gibi Ermeni mahallesinden çıksın, 13
Eylül’de pek çok noktadan birden başlayan yangın, o ana kadar denizden esen
hâkim rüzgar imbatın yerini güney-güneydoğu yönünden esen rüzgarın almasıyla 14
Eylül’de batıya doğru yayılır. 15 Eylül’de kontrol altına alınır ama ancak 18
Eylül’de söndürülebilir. 23 Eylül günü Hisar Camii arkasında yeni bir yangın
başlar. Şehrin tekrar güvenli hale gelmesi ancak 30 Eylül’de olacaktır. Bu
tarihe kadar Ermeni, Rum mahalleleri tamamen, Avrupalıların yaşadığı Frenk
Mahallesi ise kısmen yanmıştır. Muhtemelen 15 Eylül’de rüzgârın tekrar imbata
dönmesi sayesinde Türk ve Yahudi mahallelerine zarar gelmemiştir. Yangında
yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik bir alan, 25 bin ev, işyeri, kilise, hastane,
fabrika, depo, otel ve lokanta yok olmuştur. Türk ordularının önünden İzmir’e
doğru sürülen Rum ve Ermeni sayısının İzmir’de yaşayanlarla birlikte 500 bine
yakın olduğu, bunların ancak 320 bininin gemilerle tahliye edilebildiği, geri
kalan 180 bin kişinin çeşitli biçimlerde yaşamını yitirdiği kabul edilir.’’ (1)
30 Mart 1923 tarihinde İzmir’de yayınlanan Ahenk
gazetesinde çıkan habere göre ise 14.004 hane yanmış, Müslümanlara ait 6 bin
410 hane, dükkan ve mağazanın yanısıra Rumlara ve Musevilere ait 1648 yer ise
yanmamıştır. (2) Yangını Rumlar çıkardı ise -ki bu iddiaya göre Rumlar,
Türklerin eline geçeceğine yakarız evlerimizi demişlerdir güya- bu 1648 ev hane
ya da dükkanı yakmayan Rumlar, Türklere iyilik yapmış olurlar demek ki.
Rumların Aya Fotini, Aya Yorgi ve Ermenilerin Surp Stefan
kiliseleri niye yandı? Her biri geniş avluların ortasındaki bu kutsal
kiliseleri yakmak, içindeki Meryem ve İsa tasvirleriyle birlikte yakmak için
gerçekten topluca dinden çıkmış olmak, çıldırmış olmak gerekmiyor mu?
İZMİR’DE ERMENİ VARLIĞINI YOK SAYAN RESMİ TARİH, ‘İZMİR’İ
ERMENİLER YAKTI’ DİYOR
Onyıllarca her 9 Eylül’de ‘İzmir Yangını’na ilişkin
manşete taşınan meşhur bir başlık vardır: ‘’Kahpe Yunan kaçarken İzmir’i ateşe
verdi’’ diye…
Anlaşılan o ki, Yunan ordusu ve Rumlar iddiası pek
inandırıcı olmasa gerek, giderek, İzmir Yangını’nın müsebbibi olarak Ermeniler
tezine sarılınmaya başlanmıştır. İzmir’de Ermeni varlığını yok sayan bir
zihniyetin, böyle bir iddiada bulunması da gülünç olmakla beraber, başta da
bahsettiğim üzere yazılı çizili bir çok yerli ve yabancı ‘’belge’’ bu iddiaya
da dayanak oluyor. Örneğin Fransız Le Matin gazetesi, Ermenilerin yaktığını
ileri sürer. Yine İzmir’de Amerikan Koleji Misyon Başkanı Maclahlan ‘’ ‘Türk üniforması
giymiş Ermeni teröristlerin yangınları çıkardığına kanaat getirdim. Anlaşıldığı
kadarıyla böyle yapmakla Türk ordusuna karşı Batı’nın müdahale etmesini
planlıyorlardı” diyor.
İzmir’i Ermeniler yaktı diyenlerin en çok atıfta
bulundukları belge, 1910-1922 arasında İzmir İtfaiye Şefi Paul Grescovich’in
(Sırp asıllı Avusturya-Macaristan vatandaşıdır) yangın esnasında Near East
Relief adlı yardım kuruluşu adına İzmir’de bulunan Amerikalı mühendis Mark
Prentiss’e anlattıklarıdır. Prentiss’in ABD’ye döndükten sonra hazırladığı ve
Amiral Bristol’a, gönderdiği kapsamlı rapor kapsamlı raporun bir kısmı
Grescowich’in anlattıkları üzerine inşa edilmiştir. Ayşe Hür’ün aynı
makalesinde konuya ilişkin değerlendirmeleri şöyledir:
‘’Prentiss ilk kez 10 Eylül’de ikinci kez ise 13 Eylül’de
yangın çıktıktan sonra görüşen Grescovich’e göre her yıl bu aylarda on günde
bir yangın çıkarken, bu yıl Eylül’ün ilk haftasında günde beş yangın çıkmış ve
kendisinin kırpılmış teşkilatı bunlarla başa çıkmayı başarmıştır. Pazar gecesi,
Pazartesi günü ve gecesi aynı anda çıkan pek çok yangın ihbarı aldığını
söyleyen Greschovich bu yangınlarla baş etmekte zorlandığını çünkü Türk askeri
valisi Kazım Paşa’nın departmanındaki Rum asıllı itfaiyecileri görevden
aldığını anlatıyor. Daha önce yüze yakın olan personel böylece 37 kişiye
düşmüş. Paul Grescovich bu yüzden Eylül’ün 10’undan 13’üne kadar çıkan
yangınlardan Türkleri sorumlu görür. 13 Eylül sabahı iki Ermeni rahibin
önderliğinde Ermeni Okulu’ndan ve Dominikan Kiliselerinden çıkan birkaç bin
Ermeni rıhtıma doğru uzaklaştıktan sonra bu kişilerin boşalttığı yerleri
incelediğini, oralarda gaz emdirilmiş ve yakılmaya hazır meşaleleri bulduğunu
anlatır. Grescovich Türk yetkililerine defalarca başvurduğunu ancak ilk
yardımın saat akşam 18.00’de geldiğini belirtir. 100 askerlik birlikle saat
20.00’de yangını söndürmeye başlamışlar. Askerler yangının yayılmasını önlemek
için evleri bombalamışlar.
Prentiss, Greschovich’in bu anlatımlarına ve bazı şahit
ifadelerine dayanarak Ocak 1923’te Amiral Bristol’e sunduğu raporda
‘Ermenilerin ve Yunanlıların, elde ettikleri ganimetlerin Türklerin eline
geçmesini istemedikleri herkesçe biliniyordu. Yangının çıkmasından günler önce.
Ermeni gençlerinden oluşan bir grubun İzmir’i yakmak üzere organize edildiğini
söyleyen raporların varlığıda biliniyordu” denmektedir.’’ (3)
Ancak bu belge bir çok tarihçi tarafından ciddiye
alınmaz. Zira Mark Prentiss, henüz olayın sıcaklığı sürerken ve Amiral
Bristol’e raporunu yazmadan önce, serbest muhabiri olarak çalıştığı New York
Times gazetesinin 18 Eylül 1922 tarihli nüshasında yayınlanan ‘Relief man tells
tragedy’ başlığıyla çıkan yazısında, İzmir’in Türklerin eline geçmesinden sonra
binlerce kişinin Türk kuvvetlerince öldürüldüğünden ve şehri yağmaladığından
söz ettikten sonra kendi şahit olduğu bazı yağma ve öldürme olaylarını anlatır
ardından “Bizlerin çoğu gözlerimizle gördük –ve bunları doğrulamaya hazırız-
Türk askerleri ellerindeki gazlı maddeleri caddelere ve evlere atan askeri
yetkililerce yönetiliyorlardı. Konsolos yardımcısı Barnes bir Türk askerini
Gümrük Binasını ve Pasaport Bürosu’nu ateşe verirken görmüş. Aynı şekilde
Binbaşı Davis [Kızılhaç yetkilisiydi C. Clafun Davis’ten söz ediyor olmalı]
Türk askerlerini evleri ateşe verirken gördüğünü söyledi. Donanma devriyesi de
Amerikan Okulu civarında çıkan yangının Türkler tarafından çıkarıldığına şahit
olmuş” diye yazar.
Ermeni araştırmacılara göre, Prentiss, bu görüşlerini
‘Yunan ve Ermeni düşmanı’ olduğu yazılarından bilinen Amiral Bristol’ün
baskıları ile değiştirmiştir.
Yani resmi tarihçiler İzmir’de Ermeni varlığını kabul
etmek pahasına bu belgeleri kendilerine dayanak göstererek bu iddialarını
sürdürüyorlar hala.
Ayşe Hür bu konuyu kapsamlı ve tüm iddialarının
dayanaklarını da paylaşarak tartışmış makalesinde. E. Alexander Powell adlı bir
yazar 1923’te yayınladığı The Struggle for power in Muslem Asia (The century
Co. New York/London) kitabındandan, Ermeni asıllı Amerikalı yazar Margaret
Housepian (Hovsepyan) Dobkin’in 1971’de yayınladığı Smyrna 1922: Destruction of
a City (Kent State University Press,1988) adlı ödüllü araştırmasından,
Lowry’den, ‘’Türk dostu’’ Bernard Lewis, Stanford Shaw gibi yazarlardan, Bilge
Umar’dan, ABD’nin İzmir Konsolosu olan ve şehre Türk ordusunun girmesiyle 11
Eylül 1922 günü (yangından önce) İzmir’den ayrılan George Horton’un emekliye
ayrıldıktan sonra yazdığı ve 1926’da The Blight of Asia (‘Asya’nın belası’ diye
tercüme edilebilecek bu adla Türkler kastediliyordu) adlı kitaptan, Mehmet
Coral’a, Halide Edip Adıvar’a, Falih Rıfkı Atay’a, Mareşal Fevzi Çakmak’a,
İsmet İnönü’ye kadar bir çok kaynak dile getirilip iddiaları ortaya konulmuş.
Dora Sakayan’ın Belge Yayınları’ndan çıkan bir kitabı
(Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları: Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi, Belge
Yayınları, 2005), Pelin Böke’nin gerçekleştirdiği bir sözlü tarih araştırması
(İzmir 1919-1922:Tanıklıklar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2006), Leyla
Neyzi’nin ‘’Ben Kimim? Türkiye’de Sözlü Tarih, Kimlik ve Öznellik’’ başlıklı
kitabı (İletişim Yayınları, 2004), İzmir’in ünlü yazarı Samim Kocagöz’ün oğlu
olan Fadıl Kocagöz’in sözlü anlatımlarıyla, bugüne kadar ortaya atılan
iddialara dair bir fikre sahip olmak mümkün.
İpek Çalışlar, İzmir’in önde gelen ailelerinden birinin
kızı olan Mustafa Kemal’in eşi Latife’nin gerçek öyküsünü araştırırken,
İzmir’in yakılışına ilişkin efsaneyi sarsalayan tanıklıkları da yeniden bir
araya getirir.Şimdi de İpek Çalışlar’a kulak verelim: (4)
‘’İzmir’i kim yaktı gerçekten
İzmir’i bugün söylendiği gibi gerçekten Rumlar mı
yakmıştı? Kaybeden tarafın yakmış olması akla uygun gelse de yangının çıkışı
üzerine yazılanlar çelişkili.
15 Eylül tarihli New York Times gazetesi İzmir’i
Türklerin yaktığını öne sürmüştü. Yunanlıları suçlayan yayınların sayısı da az
değildi.
Dönemin ünlü gazetecisi ve o günlerde Beyaz Köşk’e konuk
olan Falih Rıfkı Bey (Atay) yangından Nurettin Paşa’nın sorumlu olduğunu
yazıyor:
smyrna-30
Falih Rıfkı ne yazıyor?
‘Gâvur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp
bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre, sadece Ermeni
kundakçıları mı idi? Bu işte ordu komutanı Nurettin Paşa’nın hayli marifeti
olduğunu söyleyenler çoktu. (…)’
‘Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o
zamanki notlarımdan bir sayfayı buraya aktarmak istiyorum:
İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve
gazinolar kalırsa, azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci
Dünya Harbi’nde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının
oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, gene bu korku ile yakmıştık.
Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelme bir şey değildir. Bir Avrupa
parçasına benzeyen her köşe sanki Hıristiyan veya yabancı olmak, mutlak bizim
olmamak kaderinde idi.’ (5)
İsmet Paşanın anısı
İsmet Paşa (İnönü) yangın “nereden başladı, kim başlattı
bilmiyorum” ifadesini kullanıyor:
‘İzmir’e girdiğimiz günlerin bende kalan en acı hatırası
yangındır. Bu yangınların sebepleri büyük tarih hadiseleri içindeki
sebeplerdir. Küçükler emir aldıklarını söylerler büyükler disiplin kalmadığını
söylerler.’ (6)
Yunanlılara karşı girişilen son harekâtta 1. Ordu
komutanlığına getirilen Nurettin Paşa’nın vukuat listesi kalabalıktı, İzmit’te
gazeteci Ali Kemal’in linç edilmesinden sorumlu tutulmuş, Kuvayı Milliye
askerlerinin İzmir’e girdiği gün de Rum başpiskoposun katlinde rol oynamıştı.
Fevzi Çakmak ne diyor?
Mareşal Fevzi Çakmak, “Nurettin Paşa’nın kısa görüşünün
sonu acı biten iki olaya neden olduğunu” kaydediyor: Biri, İzmir’in büyük
yangını, diğeri Gazi Kemal’in bu yangın münasebetiyle yerleştiği otelden Latife
Hanım’ın Göztepe’deki evine yatılı misafiretidir (misafirliği). Bunlardan
birincisinde kısmen Nurettin Paşa’nın kısa görüşü, ikincisinde de tesadüf
denilen müessir amil (etken neden) olmuştur.(7)
Kurtuluşu izleyen büyük yangın İzmirlilerin moralini
bozmuştu, İsmet Paşa’nın anlatımına göre, İzmir’de neşeli geçen ilk üç günden
sonra tekrar karanlık bir hava çökmüştü, İzmir’i aldık ama İzmir şehri
Anadolu’nun yarısıyla beraber harap oldu havası ortalığı sarmaya başlamıştı.
Ne var ki, Mustafa Kemal İzmir’e girmekle büyük davayı
kazanmış olduklarına herkesi yeniden inandırmıştı. Her şeyi tamirin bir mesele
olmadığını söylüyordu. Yangın havasına iyimserlik ve güzel gelecek hülyaları
iki üç gün içinde hâkim olacaktı. (8)
Mustafa Kemal ne diyor?
Mustafa Kemal, yangınla ilgili olarak Hariciye Vekili
Yusuf Kemal’e şu telgrafı yollamıştı:
İzmir yangını hakkında atideki (aşağıdaki) tarzda
beyanatta bulunmak lazımdır. Ordumuz İzmir’e her türlü kazadan muhafaza etmek
için şehre girmeden evvel tedabir (tedbirler) almıştır. Ancak Yunanlılar ve
Ermeniler daha evvel vücude getirdikleri teşkilatla İzmir’i kamilen ihrak
etmeyi (yakmayı) tasmim (niyet) etmişlerdi.
Kiliselerde Hristosmos’un vermiş olduğu nutuklar ki
İslamlar tarafından işitilmişti, İzmir’i yakmak bir vazife-i diniye olarak
tebliğ edilmiş bulunuyordu. Harik (yangın) bu teşkilat tarafından vücuda
getirilmiştir.
Hariki askerlerimize atıf (yükleyen) ve isnat (iftira)
edenler bizzat gelip İzmir’e vaziyeti görebilirler. Yalnız böyle bir iş için
resmî tahkikat mevzubahis olamaz. Elyevm (hâlâ) burada bulunan her milletten
gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler…
Başkumandan Mustafa Kemal, 17 Eylül I922 (9)
SAKALLI NURETTİN PAŞA KİMDİR? İZMİR’İ YAKMA EMRİNİ KİMDEN
ALMIŞTIR?
Aslında İzmir Yangını’nı çıkaran kişi olarak bütün oklar
Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa’yı gösterir göstermesine de, resmi
tarihçiler Mustafa Kemal’i aklayabilmek için ondan pek hazetmediği yalanıyla bu
duruma yeni bir kılıf uydurmaya başlarlar…
Mustafa Kemal’in emriyle Koçgiri’de Kürtlerin, Pontos’ta
(Karadeniz) Rumların kanına girmekten çekinmeyen Nurettin Paşa her nasılsa
İzmir yangını sürecinde ‘hazmedilmeyen’ kişi olmuştur…
Gerçekler gizlenemeyecek kadar çarpıcıdır ve bu yüzden de
Nurettin Paşa’nın olaydaki sorumluluğu Falih Rıfkı Atay’ın ve İsmet İnönü’nün
anlatımlarında da geçer. Üstelik Falih Rıfkı Atay her şeyi açıkça itiraf da
eder söyleminde:
‘’İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve
gazinolar kalırsa, azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci
Dünya Harbi’nde Ermeniler tehcir olunduğu vakit,
Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar
mahalle ve semtleri varsa, gene bu korku ile yakmıştık. Bu kuru kuruya
tahripçilik hissinden gelme bir şey değildir. Bir Avrupa parçasına benzeyen her
köşe sanki Hıristiyan veya yabancı olmak, mutlak bizim olmamak kaderinde idi.’’
İzmir yangınını anlayabilmek ve münferit bir şey
olmadığını algılayabilmek için bu noktada bu Sakallı Nurettin Paşa’nın kim
olduğuna, fikirlerine de bakmak gerekir… Hatta onun sözlerine:
’’Bütün Rumlarda bir devlet mefkuresi vardır. Fikrimizce,
memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır’’
Nurettin Paşa İzahnamesi’nden (10)
Böyle diyordu izahnamesinde, yaptığı zulmün haklılığını
ispat etmek için. O, hem Koçgiri’de hem Pontos’da kadın, erkek, çoluk çocuk
ayırmaksızın kan döken Mustafa Kemal’in sadık askerlerinden Merkez Ordusu
komutanı Nurettin Paşa, namı diğer Sakallı Nurettin Paşa idi.
TBMM oturumlarında konuşulanlar incelediğinde ise
Nurettin Paşa’nın Mustafa Kemal’den aldığı emirler doğrultusunda ve onun himayesinde
hareket ettiğini daha iyi anlayabilmek mümkündür.
11 Ağustos 1921 günü TBMM gizli oturumunda söz alan
milletvekilleri (İsmail Şükrü Efendi, Osman Fevzi Efendi, Zekai Bey) Koçgiri’de
yaşananların sorumluluğunun Nurettin Paşa’ya ait olduğunu söylerler. (11)
Koçgiri’de yüzlerce insan sorgusuz sualsiz tutuklanması, teslim olanların dahi
kurşunlanmasını eleştirirler.
4 Ekim 1921 günü TBMM gizli oturumunda ise bu kez
Koçgiri’nin yanısıra Pontoslu Rumlara yönelik uygulamalar gündeme getirilir ve
tartışılır. Milletvekillerden bir kısmı yapılanlarda Nurettin Paşa’yı sorumlu
tutarak görevden derhal alınmasını isterken, bazıları da Nurettin Paşa’nın
asılmasını ister. Mustafa Kemal’in karşı çıkar… Buna rağmen Meclis, Nurettin
Paşa’nın görevden alınmasına ve muhakeme edilmesine karar verir. Ayrıca Koçgiri
ve Pontos ’isyanları’nı yerinde incelemek için bir araştırma heyeti kurulmasını
kararlaştırılır. (12)
MUSTAFA KEMAL, PAŞASINI SAVUNUYOR
Araştırma heyeti Nurettin Paşa’dan işlediği suçlarla
ilgili izahat vermesini ister… Nurettin Paşa’nın izahnamesi Meclis’in 16 ve 17
Ocak 1922 tarihlerindeki gizli oturumlarında üyelere okunur. Başkomutan ve TBMM
başkanı Mustafa Kemal, yaptığı konuşmada; sözkonusu izahnameyi okuduktan ve
araştırma heyetiyle konuyu görüştükten sonra Nurettin Paşa hakkında verilen
muhakeme edilme kararının ağır olduğunu ve bu kararın kaldırılmasını istediğini
söyler. Üyelerden bazılarının itirazına rağmen, Mustafa Kemal’in ağırlığını
koymasıyla, Meclis Nurettin Paşa’nın muhakeme edilme kararını kaldırır. (13)
Mustafa Kemal’in koruma altına almasının ardından
Nurettin Paşa için terfi yolu da açılacaktır…c1922’de Ali İhsan Paşa’nın
görevden alınması sonrasında Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa’nın komutanlık
teklifini reddetmesi üzerine 29 Haziran 1922 tarihinde 1. Ordu komutanlığına
atanır. Yunanların Anadolu’yu terketmesinden sonra Nurettin Paşa Ferikliğe (14)
terfi eder.
Görüldüğü gibi 29 Haziran ile 13 Eylül arasında sadece
2,5 aylık bir süre vardır. Yani Sakallı Nurettin Paşa, Mustafa Kemal’in sadık
askeridir ve onun emri dışında hareket etmez. Karşılığında da, Mustafa Kemal
onu her koşulda korur kollar.
AKILLARI DUMURA UĞRAMIŞ TARİHÇİLER, YAZARLAR, AYDINLAR
Bütün bu belgelerin ışığında (ki ben buraya Türkler
yakmıştır iddialarıyla ilgili onlarca yabancı yazılı çizili ‘belge’ olmasına
rağmen, tek birine dahi değinmedim) ‘’İzmir’i kim yakmıştır?’’ sorusunun yanıtı
aranıyor hala.
Yangında yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik bir alan, 25
bin ev, işyeri, kilise, hastane, fabrika, depo, otel ve lokanta yok olmuştur.
Türk ordularının önünden İzmir’e doğru sürülen Rum ve Ermeni sayısının İzmir’de
yaşayanlarla birlikte 500 bine yakın olduğu, bunların ancak 320 bininin
gemilerle tahliye edilebildiği, geri kalan 180 bin kişinin çeşitli biçimlerde
yaşamını yitirdiği kabul edilir.
Yangının sonuçları ortadadır. Küçük Asya’daki son
Hristiyan kitle de bu yangın yüzünden ortadan kaldırılmış ya da sürgüne
zorlanmıştır. Ermeni, Süryani Soykırımı ile başlayıp, Pontos Soykırımı ile
devam eden sürecin Mübadele öncesi son halkası da tamamlanmıştır. Böylelikle
Birinci Jöntürk Dönemiyle İttihatçılarca başlatılan süreç, İkinci Jöntürk
Dönemi Kemalistlerce sonlandırılmıştır. Bunu görmemek için ancak kör olmak
gerekir. Bunun dışında hangi belge ne demiş, ne iddia etmiş bunların bir anlamı
var mıdır? Hala ‘’objektiflik’’ adına, karşılıklı iddialar var (üstelik de
yabancı kaynaklardan ‘yazılı çizili’’) deyip orta yol bulmaya çalışmanın iyi
niyetle, tarihçilikle, bilimle, bilimsellikle hiç bir ilgisi yoktur.
Birkaç aklı başında tarihçi, yazar, düşünür dışında ne
yazık ki birçoğunun akılları dumura uğramıştır. Resmi tarihçileri bu konuya
dahil bile etmiyorum zaten.
Öyleyse ‘’İzmir’i kim yakmıştır’’ sorusunun yanıtı,
kısaca MUSTAFA KEMAL’dir, Mustafa Kemal’in askerleridir. Tıpkı Pontos ülkesini,
Karadeniz’i Topal Osman ve çetelerine, sadık askeri Sakallı Nurettin Paşa’ya
verdiği emirlerle kan gölüne çevirdiği gibi…
Ayşe Hür, Taraf, 14.09.2008 tarihli ‘’1922’de Güzelim
İzmir’e Kimler Kıydı?’’ başlıklı makalesi
30 Mart 1923 Ahenk gazetesi: “Şehrimiz İstatistik
Müdüriyetince elde edilen malumata göre İzmir’de mevcut 42.945 haneden hariki
hasıl esnasında 14.004 hane muhterik olarak 28.941 hane elyevm mevcut olan
dükkân ve mağaza miktarı da 9.696 adettir. Bunların 6.410 adedi İslamcılara,
1648’i Rumlara ve mütebakisi Musevilerle ecnebilere aittir.”
Ayşe Hür, Taraf, 14.09.2008 tarihli ‘’1922’de Güzelim
İzmir’e Kimler Kıydı?’’ başlıklı makalesi
İpek Çalışlar, Latife, Doğan Kitap, 2006, Sayfa:54-55-56.
Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Doğan Kardeş Matbaacılık,
İstanbul, 1969, Sayfa: 325.
Teoman Özalp, Kazım Özalp Atatürk’ten Anılar, İş Bankası
Kültür Yayınları, Ankara, 1992, Sayfa: 300
İsmet İnönü, Hatıralar 1, haz.Sabahattin Selek,Bilgi
Yayınevi, İstanbul,1985, Sayfa: 300
Süleyman Külçe, Mareşal Fevzi Çakmak, Askeri Hususi
Hayatı,1. cilt, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul,1953, Sayfa 236; Aktaran: Oğuz
Atay, Gazi, Truva Yayınları, İstanbul, 2005, Sayfa: 87
Bilal Şimşir, Atatürk ile Yazışmalar, Kültür Bakanlığı,
Ankara, 1981, s.274.
İki İsyan Pontos, Koçgiri; Bir Paşa Nurettin Paşa,
Prof.Dr. Mustafa Balcıoğlu, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, Haziran 2000, Sayfa
275
TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 204, 205
TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 252-287
TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 626-650
Ferik, Osmanlı Devletinin son dönemi ve Cumhuriyetin ilk
yıllarında kullanılan Mirliva ile Birinci Ferik rütbeleri arasında olan ve
günümüz rütbelerinden Tümgeneral ile Korgeneral rütbeleri arasında bir askeri
rütbe.
Kaynak: devrimcikaradeniz.com
http://devrimcikaradeniz.com/izmiri-yakan-mustafa-kemal-ve-askerleridir/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.