Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin Amerikalı-Ermeni Bitlisli
yazar William Saroyan’ın (1908-1981) “70 Bin Süryani” adlı seçme öyküler
kitabını yazdı.
Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın yakın dostu
Amerikalı-Ermeni Bitlisli yazar William Saroyan’ın (1908-1981) “70 Bin Süryani”
adlı seçme öyküler kitabı, Türkçe’de Aras Yayınevi’nden geçtiğimiz ay 3.
baskısını yaptı. Yazarın öykülerinden ve 2 gençlik şiirinden oluşan kitapta
çeviri ve editörlük güvertesinde Ohannes Kılıçdağı ve Aziz Gökdemir var.
Kitapta bulunan 19 öykü, Saroyan öykücülüğünün ilk dönemindeki gelişimini
kronolojik olarak gözlemleme olanağı sunuyor.
“İnsanın ülkesi denilen şey neresidir o halde? Dünyanın
belli bir parçası mıdır, yeri, adı sanı belli? Irmakları var mıdır? Gölleri? Ya
gökyüzü? Ayın doğuşunda mıdır bir ülkeyi diğerinden ayıran şey? Ya güneşin?
İnsanın ülkesi ağaçlar, bağlar, çayırlar, kuşlar, taşlar, tepeler, dağlar,
vadiler midir? Vatan bir yerin baharında, yazında, kışında mıdır? Canlıların
kurduğu düzen midir? Kulübeler, evler, kentlerin sokakları, masalar,
sandalyeler, oturup çay içmek, sohbet etmek midir? Yazın sıcağında dalda olgunlaşan
şeftali midir? Toprağına gömdüğümüz ölüler midir? Sevgi tohumunun ana karnında
filizlenmeye başlaması mıdır? Semanın bir uçtan diğerine kol kanat gerdiği
ülkede kulağa çalınan ana dilin ezgisi midir? Ya o dilin yazısını taşıyan
sayfalar? O ülkede yapılmış bir resim? O insanların gırtlağından, yüreğinden
doğan şarkılar? Danslar? İnsanın vatanı hava, su, toprak, ateş ve hayatın
kendisi için sunulan şükran dualarından mı ibarettir? İnsanların gözleridir
belki, ya da dudakları, kederi...
Bu sorulara cevap veremem, ama bildiğim şu ki bunların
hepsi insanın kanındaki belleğe kazılı.(...)”
“Nereye Gidersen Git, Çığlığında Memleket” öyküsünde ise,
yazar bizi Amerika’daki bir Ermeni kahvesine götürüyor. Yaşlıların
memleketleriyle ilgili kimi zaman tatlı kimi zaman sert tartışmalarına tanık
oluyor; çocuklarının etnik kimlik gelişimindeki sorunlarını gözlemliyoruz.
“Yetmiş Bin Süryani”, yazarın bir Süryani berberle sohbetinin ürünü. “Yılan”
gençlik dönemi öykücülüğünü andıran bir çalışma. “Devrim” ve “Sevgili Greta
Garbo”da Saroyan, Ermeniliğinden sıyrılıp Amerika’daki sendikal hareketlere
mizahla yaklaşıyor. Bu öyküler hem konu açısından hem de kimliğin getirdiği
kasvetten sıyrılmış olmaları dolayısıyla önceki öykülerden ayrılıyor. “Uçan
Trapezdeki Genç Adam”da ve “Soğuk Bir Gün”de cebinde beş kuruş parası kalmamış
bir yazar -elbette yazarın kendisi-şakacı bir dille betimleniyor; onun
esinlenme çabalarını yakından izliyoruz. “Bir Hayatın Dirilişi” yazarın
yoksulluk içinde geçen çocukluğunu ele alıyor bir kez daha. Gazete satıcılığı
yaptığı o yılları yazar, içtenlikle ve din ve toplum eleştirisiyle harmanlıyor.
“Ben, Dünyada” öyküsünde Saroyan, kendi yazma
alışkanlıklarını ve dünya görüşünü ortaya koyuyor. Bu yönüyle, metin, köşe
yazısının ve söyleşinin sınırlarında geziniyor. Bir çocukluk anısını aktaran
“Savaş” adlı öykü, barış eğitimi derslerinde kullanılabilecek kadar derinlikli
bir içeriğe sahip. Çocuklara milliyetçilik tohumlarının ekilmesinin ve bunun
toplumsal sonuçlarının öyküsü. 2. Paylaşım Savaşı öncesinde yazılmış olması da,
öykünün önemini ve değerini arttırıyor. “Onca İnsan” ise yine çocukluk
anılarından besleniyor; kitaptaki en kısa öykü olma özelliğini taşıyor. Kitabın
kapanışını yapan “Sen Bir Ermeni, Ben Bir Ermeni” bir diğer kısa öykü. İki Ermeni’nin,
Saroyan’ın deyişiyle iki ‘sıladaş’ın yurtlarından uzakta karşılaşması...
İÇTENLİK, İNANDIRICILIK...
Saroyan öykücülüğü, kurmacadan çok anılara ve deneyimlere
dayanan bir anlatı anlayışı üzerinden gelişiyor. Bir anlatıcı olarak Saroyan,
kendisinin ve çevresindekilerin başından geçenlerden hareket ediyor. Bu anlamda
onun anlatıcılığı, Hüseyin Rahmi (Gezgin, 2001a) ve Sait Faik’inkilerle akraba.
Bu, yazınsal anlamda bir zayıflık da sayılabilir, biçemsel bir tercih de. Ancak
bu zayıflık ya da tercih, aynı zamanda anlatıcının içtenliğine zemin hazırlamak
gibi olumlu bir işleve sahip. Örneğin, birçok kurmaca ağırlıklı öyküdeki “hiç
inandırıcı değil” havası Saroyan’da yok hükmünde. Okurlar olarak ona rahatlıkla
inanıyoruz. Bu içtenlik, yazarın yaşamıyla da (yoksulluğu, yurtsuzluğu,
yetimhanede büyümesi, okulla arasının olmaması vb.) pekiştiriliyor (Gezgin,
2002). Saroyan’ın öyküleri, ayrıca, etnik kimlik gelişimiyle ilgili akademik
çalışmalar için değerli bilgiler sunuyor (bkz. Gezgin, 2001b).
Saroyan’ın öykücülüğü her ne kadar Amerika’da şekillenmiş
olsa da, onun anlattıklarında, Haçaturyan’ın birçok ezgisindeki aynı his
uyanıyor: Yani “bunlar çıksa çıksa bir Anadolulu’dan çıkmıştır” hissi... Daha
değil bilgisayarlar, televizyonların bile piyasada olmadığı dönemlerin
insanları onlar; ama kendilerini okutmayı/dinletmeyi başarıyorlar; çünkü
‘zamanın ruhu’nun, ‘güncel’in yorucu taleplerinin ötesine geçmişler. İlerleyen
yüzyıllarda da okunacak/izlenecekler.
*Doç. Dr. ulasbasar@gmail.com
Kaynakça
* Gezgin, U. B. (2001a). Türk Yazınında ‘Budunsal (Etnik)
Öteki’ imgesinin açımlanmasına giriş olarak Hüseyin Rahmi (H.R.) Yazını ve
“Yankesiciler” adlı öykü üzerine. İmece Dergisi, Nisan-Mayıs 2001 sayısı.
* Gezgin, U. B. (2001b). On ethnic identity development:
towards the construction of a model.
* Gezgin, U. B. (2002). Armenians as ingroups in William
Saroyan’s (1908-1981) stories from the framework of the theory of social
representations: a social psychological inquiry.
*Saroyan, W. (2016). Yetmiş Bin Süryani. 3.baskı.
İstanbul:Aras.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.