Kızlar nasıl güçlü yarınlar nasıl aydınlık olacak? 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü. Cinsiyet eşitliğini
sağlamak ve kız çocukları korumak için ilan edilen 11 Ekim sadece yasalarda
kaldı. Türkiye’de kız çocukları çocukken anne olur, büyümeden yaşlanır. Hem
kardeşlerini büyütür hem çocuklarını, bir an önce evden gitsin de bir boğaz
eksilsin diye beklenir, para karşılığı kocaman adamlarla evlendirilir, şiddete,
istismara maruz kalır. Türkiye’de hem erken evlilikler hem de istismar korkunç
boyutlara ulaşmıştır; her üç kadından biri erken yaşta, zorla
evlendirilmektedir. Ve önlem alınmazsa sonuçlar daha da korkunç olacaktır. Kanada, Peru ve Türkiye’nin ortaklaşa hazırladığı bir
tasarı 10 Aralık 2011’de Birleşmiş Milletlere sunularak kabul ettirilir. Tasarı
ile birlikte 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü olarak kabul edilir.
Kız çocuklara yönelik ayrımcılığın belirgin biçimde
görüldüğü bir ülkenin bugünün kız çocuklara atfedilmesi için neden öncülük
ettiğini anlamak zor değil. Ancak o günden bugüne kız çocuklarının en temel
haklarında olumlu yönde bir değişme ne yazık ki olmadı. Cinsiyet eşitliğini
sağlamak ve kız çocukları korumak için ilan edilen 11 Ekim sadece yasalarda
kaldı.
KIZ ÇOCUKLARI KORUMANIN EN ETKİLİ YOLU: EĞİTİM
Çocuk evliliklerine karşı kız çocukları korumanın en iyi
yolu ise eğitimden geçiyor. Tüm dünyada sayıları yüz milyonları bulan kız
çocukları ekonomik ya da kültürel nedenlerle okula gidemiyor, gitse de
bitiremiyor. AKP iktidarının getirdiği ve kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen
zorunlu kademeli eğitim sisteminin, örgün eğitime devam eden kız çocukların
sayısını düşüreceği yönündeki kaygılar da haklı çıktı. Eğitim Sen tarafından
yapılan açıklamaya göre, 2014 yılında ortaokuldan mezun olan 36 bin 401 kız
çocuğu açık liseler de dahil olmak üzere hiçbir kuruma kayıt yaptırmadı. Bu da
ilköğretim çağında olup da okula gitmeyen kız çocukların sayısının, aynı
durumdaki erkek çocuk sayısından 600 bin fazla olduğunu gösteriyor.
Dünya Kız Çocuklar Günü’nün Türkiye’ye yansıması Uçan Süpürge
Kadın İletişim ve Araştırma Derneğinin öncülüğünde “Çocuk Gelinlere Hayır
Ulusal Platformu”nun kurulmasıyla oldu. Uçan Süpürge Yönetim Kurulu Başkanı
Selen Doğan Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili kaleme aldığı bir yazısında 11
Ekim’den ne beklediklerini şöyle tarif ediyor:
* 11 Ekim Dünya Kız Çocuklar Günü’nün kız çocuklar için
bir bayram değil, eşitsizlikle mücadele günü olarak bilinmesini,
* Kız çocuklara yönelik ayrımcılık, ihmal ve istismarın
ortadan kaldırılması için sürekli ve kararlı bir devlet politikası
benimsenmesini,
* Çocuk yaşta evlilikleri önlemek için, yasal evlilik
yaşının yükseltilmesi dahil gerekli bütün önlemlerin bu çerçevede alınmasını,
* Çocuk yaşta evliliklerin suç olduğunu, normal ve kabul
edilebilir olmadığını tüm topluma anlatmak için toplumsal iş birliğinin
harekete geçmesini istiyor ve bekliyoruz.
HANİ BENİM ÇOCUKLUĞUM NEREDE?
İKTİDAR ALDI GÖTÜRDÜ..
Esin KOMAN- Gül GÜMÜŞDERE*
KIZ çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların
insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim, “Dünya Kız Çocukları Günü”
olarak ilan edildi. Bunun en temel nedeninin “Çocuklar için daha iyi bir dünya”
diye düşünmek gönülden geçen iyi niyet olsa gerek. Oysaki böyle bir günün
olması bile can sıkıcı. Biliyoruz ki çocuk gelinler gibi, cinsel istismar gibi,
eğitimde eşitsizlik gibi, çocuk işçiliği gibi temel hak ihlallerini besleyen
sistemde çocuklar kötülüklerden payını en ağır şekilde almaya devam ediyor.
Gücü elinde bulunduranlar, yıllarca çocuklar ve kadınlar
üzerinden besledi kendi zalimliğini ve adaletsizliğini. Bugün de bu devam
ediyor. Hal böyle olunca kadınlık ve çocukluk durumu bir araya geldiğinde
toplumsal cinsiyet bakışıyla yaratılan kız çocuğu kavramı karşımıza çıkıyor. Bu
tanımlama da temelde eşitliği bozan ve hak ihlallerini pekiştiren bir durum
olarak yansıyor.
Toplum tarafından cinsiyetlendirme -ki bu toplumsal
cinsiyet eşitsizliğini yaratır- çocuklukta başladığı için, kız çocuğuna yönelik
her türlü şiddet ve ayrımcılık meşru bir zemin kazanıyor.
Çocukların toplum tarafından cinsiyetlendirilmeye
ihtiyacı yoktur, onların “çocukluk” durumları vardır ve bu yeterlidir. Kız
çocuğu/erkek çocuğu diye ayırmak toplumdaki eşitsizliği sürekli hale getirir.
Tam da sorun bu noktada başlar. Kategorileştirmede; erkek çocuk, Kürt çocuk,
Alevi çocuk, gayrimüslim çocuk, çalışkan çocuk, yaramaz çocuk gibi...
Buralardan “kız çocuğuna” baktığımız da toplumda
kendinden yaşça büyük bir adama eş olarak uygun görülen, eğitimde din ve
ideolojik referanslar içinde kendine yer bulmakta ya da kendini
gerçekleştirmekte zorlanan, şiddetin her türlüsünde ve en acımasızı olan cinsel
şiddetin nesnesi haline getirilen, medya içerisinde tüketimin sürekliliği için
bir araca dönüştürülen, toplumsal cinsiyet kalıpları içinde, güzel, sevimli,
hanım hanımcık olması beklenen, engelli kız çocuğunda ise hem gönüllerde
samimiyetsiz bir acıma duygusu hem de erkek zihinlerde birer cinsel obje haline
getirilen bir kız çocuğu görüyoruz.
Bütün bunları tek tek sıralamayı bıraktığımızda ise;
yaşam hakkı, gelişim hakkı, eğitim-sağlık hakkı, kendini ifade etme hakkı gibi
temel haklarının ihlal edildiğini ve bir kız çocuğu olarak var olma durumun
ortadan kalktığını görüyoruz. Üstelik bunları tutulan istatistiki verilerle de
destekliyoruz. Sonuçları hepimizin canını çok yaktığında ise; belirli gün ve
haftalara sığınıyoruz. Elbette bu da bir şeyleri çözmek için yetmiyor. Çünkü
iktidar gücünü her türlü kötüye kullanmayı seçtiğinden daha iyi bir dünya
hayalimiz zayıflıyor, mevsimi fark etmiyor bile..
‘HERKES İÇİN’İ DERT EDİNMELİYİZ
Meseleyi toplumun ve devletin çocuk algısı üzerinden
değerlendirmek ve bu algıyı değiştirmek için çözümler üretmek yapılabilecek en
önemli katkı olacaktır. Çünkü devletin ve toplumun çocuk algısı; çocuğu
nesneleştiren, ona tahakküm kuran, mülkiyeti altına alan (devlet ya da aile)
çarpık bir çocuk algısıdır. Çocuk ona göre zayıf, güçsüz, zavallı ve masumdur.
Bugünlerde ise daha derinden hissettiğimiz toplumun muhafazakarlaşması ve
baskının artması bu algının günbegün kalıcılığını sağlıyor.
Bu algının değişmesi ile devletin, toplumların ve
bireylerin çocuk üzerindeki sahiplenme ve var olan gücünü kız çocukları
üzerinden kötüye kullanması ortadan kalkacaktır. Böylece yaşamın her bir günü
“kız çocukları” için de anlamlı olacaktır.
Saymakla ve maruz kalmakla bitmeyen sorunları ortadan
kaldırabilmek için de, devletin ideolojik aygıtı haline dönüştürülen “insan”,
herkes için özgürlük, herkes için eşitlik, ve herkes için adalet demeyi kendine
dert edinmelidir.
Çocuklar için daha iyi bir dünya dileğiyle...
* Gündem Çocuk Derneği
DOĞUM SONRASI YARI ZAMANLI ÇALIŞMAYI DÜZENLEYEN YASA
NELER GETİRİYOR?
MÜJDEYLE GELEN YARI ZAMANLI ÇALIŞMA VE ARDINDAKİLER
KEİG PLATFORMU
Yine bir gazete haberi ve yine bir müjde: “Anneye her ay
823 TL maaş”. Sadece bu başlık çerçevesinde düşünüldüğünde çocuk sahibi olan
her kadına maaş bağlanacağı yanılgısına kapılmak mümkün. Ancak haberin
içeriğine baktığımızda aslında 10 Şubat 2016 tarihli 6663 sayılı torba yasa ile
düzenlenen ve doğum yapan kadınlara ilk çocukta 2, ikinci çocukta 4 ve üçüncü
çocukta 6 ay yarı zamanlı çalışma ve tam maaş alma hakkı veren maddeden
bahsedildiğini görüyoruz. Haberde bahsi geçen 823 TL, aslında yarı zamanlı çalışma
karşılığı olarak ödenecek yarım maaşın üstüne konulan devlet katkısı.
Öncelikle, yasanın uygulanmaya başlaması için çıkarılması gereken yönetmelik
henüz çıkarılmadığı için üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen kadınların
kısıtlı da olsa bu haktan hâlâ yararlanamadığının altını çizmekte fayda var.
Diğer taraftan ilk bakışta en azından olumsuz
görülmeyebilecek bu uygulamanın detaylarını incelediğimizde ciddi hak kayıpları
olduğunu fark ediyoruz. Yarı zamanlı çalışma hakkını elde etmek için son üç
yılda 600 gün prim yatırılmış ve haftalık 45 saat çalışma süresinin yarısı
kadar fiilen çalışılmış olması gerekiyor. Türkiye’de çalışan kadınların
oranının düşüklüğü bir yana, istihdam içerisinde yer alan kadınların neredeyse
yarıya yakını kayıt dışı çalışıyor. Haziran 2016 TÜİK verilerine göre
kadınların yüzde 33’ü çalışırken, bu çalışmanın yüzde 45.5’i kayıt dışı. Diğer
taraftan istihdamın sürekliliği de ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Dolayısıyla son üç yılda 600 gün prim yatırmış olma şartı, çalışan kadınların
yalnızca küçük bir bölümünü kapsıyor.
Öte yandan Sosyal-iş Sendikasından Onur Bakır’ın
belirttiği gibi düzenleme asgari ücretle çalışan kadın için avantajlı olarak
nitelendirilebilecekken, net ücreti 1647 TL’den fazla olanların eline geçen toplam
ücretin düşmesine yol açacak. Mesela maaşı 3000 TL olan bir kadının alacağı
yarım maaş 1500 TL ve 823 TL devlet katkısıyla beraber toplamda 2 bin 323 TL’ye
düşecek. Yani reklamı yapıldığı gibi yarı zamanlı çalışma ve tam maaş, gerçeği
yansıtmıyor. Ayrıca yarı zamanlı çalışan kadının çalıştığı süre, emzirme
izninden de düşülecek.
Üzerinde durulması gereken diğer bir nokta ise işverenin
çalışma süresi içerisinde olması gerektiğinden çok daha fazla iş yükünü
çalışana yükleyerek işi yoğunlaştırması ihtimali. Bir başka ifadeyle, yarı
zamanlı çalışma herkes için yarı süreyle çalışma anlamına gelmeyebilir.
Müjde gibi yeniden önümüze getirilen bu düzenleme hem
kadınlar arasında eşitsiz bir durum yaratıyor hem de yararlanan kadınların hak
kaybına uğramasına neden oluyor. Getirilen bu düzenlemeyi son yıllarda iyiden
iyiye kendisini hissettiren, aileyi temel alan politikalardan ayrı düşünemeyiz.
Çocuk sayısına bağlı olarak artan yarı zamanlı çalışma ile hükümetin kadınları
çalışma hayatına katmak yerine doğurganlığı özendirmeyi amaçladığını söylemek
yanlış olmayacaktır.
KEİG Platformu olarak uzun zamandır kadınların tam
zamanlı insana yakışır çalışma şartlarına sahip işlerde çalışabilmesi için
mücadele ediyoruz ve bakım sorumluluğunun kadınları yalnızca çalışma değil
toplumsal hayatın hiçbir alanından alıkoymaması için ücretsiz/düşük ücretli,
ana dilde, ulaşılabilir ve kaliteli çocuk bakım alternatiflerinin
geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Ayrıca “Bakım sorumluluğu yalnızca
kadınların değil erkeklerin de sorumluluğudur” diyoruz. Bakım yükümlülüğünün
paylaşımında her iki ebeveynin de eşit rol alabileceği olanaklar yaratılmadığı
sürece cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasında olumlu bir adım atılması
mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla da kadınlar, toplumsal hayatın kıyısında
kalmaya devam edecektir.
International Day of the Girl Child
International Day of the Girl Child is an international
observance day declared by the United Nations; it is also called the Day of the
Girl and the International Day of the Girl. October 11, 2012, was the first Day
of the Girl. The observation supports more opportunity for girls and increases awareness
of gender inequality faced by girls worldwide based upon their gender. This
inequality includes areas such as right to education/access to education,
nutrition, legal rights, medical care, and protection from discrimination,
violence against women and unfree child marriage.
The International Day of the Girl Child initiative began as
a project of Plan International, a non-governmental organization that operates
worldwide. The idea for an international day of observance and celebration grew
out of Plan International's Because I Am a Girl campaign, which raises
awareness of the importance of nurturing girls globally and in developing
countries in particular. Plan International representatives in Canada
approached the Canadian federal government to seek to the coalition of
supporters raised awareness of the initiative internationally.
International Day of the Girl Child was formally proposed as
a resolution by Canada in the United Nations General Assembly. Rona Ambrose,
Canada's Minister for the Status of Women, sponsored the resolution; a
delegation of women and girls made presentations in support of the initiative
at the 55th United Nations Commission on the Status of Women. On December 19,
2011, the United Nations General Assembly voted to pass a resolution adopting
October 11, 2012 as the inaugural International Day of the Girl Child.[1] The
resolution states that the Day of the Girl recognizes
[the] empowerment of and investment in girls, which are
critical for economic growth, the achievement of all Millennium Development
Goals, including the eradication of poverty and extreme poverty, as well as the
meaningful participation of girls in decisions that affect them, are key in
breaking the cycle of discrimination and violence and in promoting and
protecting the full and effective enjoyment of their human rights, and
recognizing also that empowering girls requires their active participation in
decision-making processes and the active support and engagement of their
parents, legal guardians, families and care providers, as well as boys and men
and the wider community [...] [2]
Each year's Day of the Girl has a theme; the first was
"ending child marriage",[3] the second, in 2013, was "innovating
for girl's education",[4] the third, in 2014, was "Empowering
Adolescent Girls: Ending the Cycle of Violence." [5] and the fourth, in
2015 was "The Power of Adolescent Girl: Vision for 2030".



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.