Attila Tuygan
McCarthy gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin ileri
gelenleriyle sık sık bir araya gelmekte ve o görüşmelerde “I. Dünya Savaşı
sırasında Doğu Anadolu’da bir savaş vardı, bölgedeki Ermeniler’e karşı bir
soykırım kampanyası falan yoktu” veya “Ermeniler’in soykırım suçlamaları
mantıksızdır ve Türkiye dünyadaki en önemli ülkelerden biri ve bölgesinde model
bir ülkedir” gibisinden cümleler kurmakta ya da böyle ‘dostlar alış-verişte görsünler’
niteliğindeki forumlarda, defterine 800 bin rakamını kaydetmiş Talat Paşa’dan
ya da 300 bin rakamını telaffuz eden yılların milliyetçisi Kamuran Gürün’den
bile ‘kralcı’ olabilmektedir. Peki, bütün bu ilişkilerdeki diyalektik
bağlantıyı görüyor musunuz? Kısacası Ermeni Soykırımı inkârı uluslararası bir
endüstridir; dönen rakamlar inanılmaz boyutlardadır ve çapı akademisyenleri,
siyasetçileri, silah tüccarlarını, çok-uluslu şirketleri kapsayacak kadar
geniştir.
***
Not: Bu 3 Haziran 2014 tarihli yazıyı güncelliği nedemniyle
tekrar yayımlıyoruz. HYETERT
[Sesonline] Bir açık oturumda kendisine yöneltilen “Bu
ülkede 1915 olaylarından sonra 100 bin Ermeni kaldı, bugün 40 bine düştü, neden
böyle oldu sanıyorsunuz? İnsanlar Californiya'ya mı kaçtı sanıyorsunuz?”
sorusuna cevaben “Senin de sonun Californiya olur" dedikten sonra tüm
iddiaları “Hikâye bunlar” gibisinden gayet bilimsel(!) bir tavırla reddeden ama
her nasılsa vakt-i zamanında profesör olmayı da başarmış Kemal Çiçek; devletin
‘görevli solcusu’ olarak İP genel başkanlığını yürüten Mehmet Perinçek;
Türkiye’nin A.B.D.’deki yeni ‘elemanlarından’ Dr. Christopher Gunn; Azerbaycan
milletvekili Prof. Dr. Musa Gasımlı’nın hazır bulunduğu ve iflâh olmaz
milliyetçi ve Ermeni düşmanı Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın yönettiği ‘3. Dünya
Türk Forumu’ kapsamında geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen
‘Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne Türk-Ermeni İlişkilerine Tarihsel Bakış’
konferansında konuşan Prof. Justin McCarthy, “1,5 milyon Ermeni’nin ölmesi
mümkün değil. Bu sayı toplam Ermeni nüfusundan daha fazla. Bu soykırımın gerçek
olması durumunda her bir Ermeni’nin iki kere ölmüş olması gerekir. 1912 ile
1921 yılları arasında 3 milyon Müslüman ve 100 bin Ermeni öldü” diye buyurmuş.
Bu iddianın ipe sapa gelmezliğinin üstünde durmaya gerek yok. Ben, inkâr
endüstrisinin çapı üzerinde durmak istiyorum. [Attila Tuygan]
Önce biraz geçmişe göz atalım.
Başkan Bush döneminde, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komitesi Osmanlı Ermenilerine yönelik katliamlarda 1.5 milyon Ermeni’nin
öldürüldüğünü dile getiren bir önerge sunmuştu Kongre’ye. Türkiye hemen
büyükelçisini geri çağırmış ve her zamanki gibi boş tehditler savurmuştu. Hemen
ardından Türkiye’nin A.B.D.’deki lobicileri, kendilerine gönderilen paraları
kampanya ve politik eylem bağışları adı altında temsilciler meclisi üyelerine
aktarmışlardı. Bunun üzerine, örneğin, Louisiana temsilcisi Bobby Jindal ile
Mississippi temsilcisi Roger Wicker önergeden desteklerini çekip aleyhte
konuşmaya başlamışlardı; bu arada Türkiye ile sözleşmeli lobicilik firmalarıyla
içli dışlı olan eski temsilciler meclisi üyesi Cumhuriyetçi Bob Livingston’dan
ve Demokrat Richard Gephardt’tan 20,000’er dolar aldıkları öğrenilmişti.
Hâlbuki bu Gephardt daha 2000’de, kendisini “ABD hükümetinin Ermeni Soykırımını
resmen tanımasını sağlamaya adamış” biri olarak niteliyordu. 2003’de, Ermeni
Soykırımını, II. Dünya Savaşı Holokostu ve Kamboçya ve Ruanda’daki kitlesel
kıyımlarla birlikte ele alan, ancak Türk lobilerinin yıldırım saldırısı
sonucunda reddedilen bir önergeyi de desteklemişti. Sonradan, yani meclisteki
görevini bıraktıktan sonra ‘derin bir aydınlanma’ yaşamış olsa gerek. Ancak bu
aydınlanmada, Türkiye ile yaptığı sözleşme sonucunda yıllık 1.2 milyon $ alacak
olmasının bir rolü var mıydı, bilinmez! Bahanesiyse hazırdı: “Önergenin
kabulüyle Türkiye’yi küstürmek, durumu daha da ağırlaştırmasa da, [Ortadoğu]
operasyonlarda istikrar oluşturma çabalarımızı zayıflatabilir.”
Biliyoruz ki, Gephardt 2007 baharından beri, ‘yeni gözde
uğraşı’ Türkiye Cumhuriyeti ile ilgileniyor ve hizmetleri karşılığında aylık
100,000 $ alıyor. Bu arada Livingston’un firmasına da Türk hükümetince 2000’den
beri 13 milyon dolardan fazla ödeme yapılmaktaydı. Sonuçta, benzeri ‘duygusal’
çabalar sonucunda, 100’den fazla destekçi önergeden desteğini çekmiş ve 106
Sayılı Temsilciler Meclisi Önergesi oylamaya sunulamamıştı.
David Holthouse‘un "Türkiye Ermeni Soykırımını Örtbas
Etmek İçin Milyonlar Harcıyor" başlıklı nefis bir yazısını okumuştum epey
önce. Holthouse, Türkiye’nin, Ermeni soykırımı konusunda kafa karışıklığı
yaratmak amacıyla Birleşik Devletler’de milyonlarca dolar harcamakta, siyasi
güç kullanmakta olduğunu söylüyordu. Verdiği örnekler saymakla bitmez.
Birkaçına göz atalım: 1990’da , New York Üniversitesi Mezunları Merkezinde ve
John Jay Yüksek Okulu’nda psikoloji ve psikiyatri profesörü olan Robert Jay
Lifton’a gönderilen bir mektup var. O sıralar Türkiye’nin A.B.D. büyükelçisi
olan Nüzhet Kandemir yazmış mektubu. Kandemir, Lifton’un, ödüllü kitabı The
Nazi Doctors: Medical Killing and the Psychology of Genocide’da Ermeni
soykırımına bazı göndermelerde bulunmasını protesto ediyor: "İğrenç ve gaddarca
olduğu asla yadsınamaz bir trajedi olan Holokost‘tan söz edildiğinde ilk akla
gelen bir bilim adamının kendi uzmanlık alanı dışındaki bir alana göndermelerde
bulunacak kadar düşüncesiz olduğunu görmek hayli üzücü...” Buraya kadar bir
gariplik yok. Ermeni Soykırımı hakkında yazan akademisyenler Türk yetkililerce
o zaman da azarlanıyorlardı, şimdi de azarlanıyorlar. Ancak zarfın içinde
Kandemir’in kazara unuttuğu bir başka mektup daha vardı ve bu mektupta, Yakın
Doğu tarihçisi Prof. Heath Lowry, Kandemir’e, Lifton’un kitabına nasıl
saldırılacağına ilişkin ince taktikler önermekteydi. İşte o Lowry, o sıralar
Türkçe Araştırmalar Enstitüsü’nün kurucu yöneticisiydi. Daha sonra 1996’da
Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları bölümünde Türk hükümetinden alınan
750 bin $ bağışla kurulan Atatürk Kürsüsüne 20 aday arasından seçildiği için bu
makamdan ayrılmıştı. Lowry, Princeton Üniversitesi’ne katılmadan önce, hiçbir
zaman eğitmen konumunda bulunmamış ve önemli bir yayınevinden tek bir akademik
eser yayımlamamıştı. Ama “Tayyip Bey teklif ederse Türk vatandaşı olurum”
diyecek kadar da Türkseverdir; burada, örneğin Teke Tek programında, lazım
olduğu her zaman engin bilgilerini bizimle paylaşır, falan filan. Şimdi biraz
geriye bakalım. Türk hükümeti, 1982’de, Georgetown Üniversitesi’ne, Ermeni
Soykırımının inkârıyla iştigal etmek üzere Türkçe Araştırmalar Enstitüsü adıyla
bir sivil toplum örgütü kurulması için 3 milyon $ bağışlamıştı. Üç yıl sonra,
Amerikalı 69 akademisyen Ermeni Soykırımını sorgulayan tam sayfa ilanlar
vermişti The New York Times, The Washington Post ve The Washington Times
gazetelerine. İşte bu 69 araştırmacının aynı yıl aynı Türkçe Araştırmalar
Enstitüsü’nden ve Ankara Ticaret Odası gibi kaynaklardan çok ciddi fon aldığı
iddia olunmuştu. O Türkçe Araştırmalar Enstitüsü, General Dynamics ve
Westinghouse dahil olmak üzere Türkiye’ye silah satan Amerikalı savunma
şirketlerinden inanılmaz tutarlarda bağışlar almaktadır. Türkiye ayrıca
Clinton’ın eski Beyaz Saray yardımcıları Joe Lockhart ve Joel Johnson’u da
barındıran Glover Park Group’a da halkla ilişkiler hizmetleri için ayda 50,000$
ödüyordu. Glover’ın hizmetleri arasında, New York Times’ta Türkiye’nin
tezlerini savunan yazılar ve ilanlar yayımlatmak bulunuyor.
Velhasıl, kategorik inkâra ve yoğun iç propagandaya ek
olarak Profesör Justin McCarthy gibilerinin dahil olduğu, uluslararası düzeyde
kabul görmeyen bir avuç danışmanca desteklenen ‘bilim memurları’ beklenmedik
durumlar karşısında cansiperane bir şekilde çalışmakta ve uluslararası bağlamda,
Türk hükümeti, diplomatları ve akademisyenleriyle birlikte soykırım inkârını
temel alan ‘tezler’i sürdürmek için ellerinden geleni yapmaktalar. Bu bağlamda
McCarthy gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin ileri gelenleriyle sık
sık bir araya gelmekte ve o görüşmelerde “I. Dünya Savaşı sırasında Doğu
Anadolu’da bir savaş vardı, bölgedeki Ermeniler’e karşı bir soykırım kampanyası
falan yoktu” veya “Ermeniler’in soykırım suçlamaları mantıksızdır ve Türkiye
dünyadaki en önemli ülkelerden biri ve bölgesinde model bir ülkedir” gibisinden
cümleler kurmakta ya da böyle ‘dostlar alış-verişte görsünler’ niteliğindeki
forumlarda, defterine 800 bin rakamını kaydetmiş Talat Paşa’dan ya da 300 bin
rakamını telaffuz eden yılların milliyetçisi Kamuran Gürün’den bile ‘kralcı’
olabilmektedir.
Peki, bütün bu ilişkilerdeki diyalektik bağlantıyı görüyor
musunuz? Kısacası Ermeni Soykırımı inkârı uluslararası bir endüstridir; dönen
rakamlar inanılmaz boyutlardadır ve çapı akademisyenleri, siyasetçileri, silah
tüccarlarını, çok-uluslu şirketleri kapsayacak kadar geniştir.
Attila Tuygan 3 Haziran 2014, Sesonline.net
1 yorum:
Denial wins merely by being an equal party to discourse on a genocide, while truth wins only with the defeat of denial.
Henry Theriault
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.