Etyen Mahçupyan / emahcupyan@karar.com
İç ve dış düşman söylemi psikolojik nedenlerin ötesinde
ideolojik yaklaşımın uzantısı. Ulusal kimliğin yeterince olgunlaşmamış,
kişiliğimizin de yeterince özgüven kazanmamış olmasıyla ilintili. Nitekim hemen
her başarısızlığımızı dönüp son kertede ‘başa çıkılamayan’ birtakım düşmanlara
bağlıyoruz. Bunları şeytanlaştırmaya tabi tutuyor ve buradan kendimizi
rahatlatan bir dogma üretiyoruz. ‘Faiz lobisi’ denen şey de aynen böyle…
Birtakım grupların yüksek faizden kazanmak üzere başarılı
manipülasyon yapmasına sık rastlanmıyor. Ama birtakım grupların çeşitli
yolsuzluk ve imtiyaz kanalları açmaları sonucunda faizin yükseldiği sıkça
gözlemlenebiliyor. Öte yandan eğer bankalar ‘fahiş’ denebilecek bir kar
marjıyla kredi faizi saptarsa tabi ki karşı çıkılmalı. Ama bu durumda da ‘suçu’
faizde değil, oligopol rantında aramak gerekir.
***
Meselenin esasına dönersek, öncelikle bankalar için
faizin seviyesi değil, parayı satın alırken ve satarken oluşan ‘faiz farkı’
önemli. Dolayısıyla ilk soru şu: Acaba bankalar düşük faiz seviyesinde mi yoksa
yüksek faiz seviyesinde mi daha çok kar elde edebilirler? Detaylı analizi
uzmanlara bırakalım… Ancak büyümeye hevesli ve kredi talep esnekliği yüksek
olan bir ekonomide, düşük faiz seviyesinde bankaların reel marjinal karının daha
büyük olması şaşırtıcı olmaz. Düşük faiz seviyesinde talep göreceli olarak
yükselir, piyasa genişler, daha çok müşteriye hizmet edilir ve hizmet kazancı
da artar. Buna karşılık yüksek faiz seviyesinde genelde talep düşer, piyasa
daralır ve hizmet geliri azalır. Dolayısıyla bankaların işine gelen durum
yüksek değil, düşük faizdir...
Öte yandan diyelim ki faiz kazancı ile yaşayan
‘komprador’ bir lobi gerçekten de var. Acaba verili herhangi bir durumda, bu
faiz lobisi faizlerin artmasını mı ister, yoksa düşmesini mi? Eğer para
mevduatta ise, daha çok kazanmak için mantıken yükselmesini isteyecektir. Ne
var ki ‘istemek’ ile ‘yaptırmak’ aynı şey değil… Lobinin istediğini yapabilmesi
için ekonominin alternatif para kaynaklarından yoksun kalması ve/veya ekonominin
iyi yönetilmiyor olması da gerekir.
***
Öte yandan o denli güçlü değillerse durum farklılaşır…
Çünkü ‘faiz lobisi’ zaten parasını boşta tutan kişilerden oluşmaz. Bir
piyasadaki kredi stoku muhtemelen o yılın kredi hacminin 5-10 mislidir. ‘Lobi’
mevduat değil yatırım müşterisi olduğu ölçüde parasının neredeyse hepsi zaten
faize bağlanmıştır. Bu nedenle faiz yükseldiğinde ek kazanç sağlayamazlar.
Aksine eğer kontratları o an yenileyecek kadar güçlü değillerse zarar yazarlar…
Çünkü servetlerini düşük faizden bağlamış oldukları için, ellerindeki tahvillerin
ve kontratların getirisi yeni (yüksek) faiz haddinden iskonto edilir. Diğer bir
deyişle eğer bir faiz lobisi varsa, bilin ki her faiz artışı o lobiye az veya
çok para kaybettirmektedir. Bankalar ise, hele karşılarında güçlü mevduat
sahipleri varsa, faiz yükselişlerinde reel olarak zararlı çıkarlar, çünkü daha
önce satmış oldukları paranın getirisinden çok daha fazlasını bir anda
kaybedebilirler. Ayrıca faizin yükseleceğini bilse, kimse gidip parasını
yatırmaz. Bekler ve yükselen faizden yararlanır. Yani yüksek faiz beklentisi
piyasayı daraltır ve bankaların kazancını daha da kısar…
Kısacası faizin düşmesi herkesin yararına… Yeter ki bunu
gerçekçi bir zemin üzerinde, gerçekçi politikalar uygulayarak sağlayalım. Yeter
ki faizi emir vererek düşürebileceğimizi sanacak kadar ekonominin işleyişinden
bihaber olmayalım. Yeter ki ekonominin safsataya yer vermediğini ve istediğimiz
yönde gitmediğinde ürettiğimiz ‘iç ve dış düşman’ söyleminin bizi gülünç duruma
düşürdüğünü bilelim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.