Diaspora sözcüğünden önce, ‘dağılmak’ (ցրուիլ) kelimesi vardı. Kendi durumumuzu çok önceleri ‘dağınıklık’ (ցրօնք) olarak nitelemişiz. Halkımız vatanını 11. yüzyıldan itibaren terketmeye başladı. Herhangi bir özel kelime yoktu tabii o zamanlar. O toplumların kendileri ile ilgili düşünceler 1915’ten sonra oluşan topluluklardan çok daha farklıydı. Bir günden diğerine, kırım ve asimilasyon nedeniyle bir diaspora oluştuğunda, oluşumlarında korkunç bir afetin varlığı büyük bir role sahiptir. Ermeni olsun veya olmasın, mesela ekonomik koşullar altında eğer bir topluluk var oluyorsa, bir felaketten sonra meydana gelen şekillendirici hafızaya sahip değildir. Öyle ki, Ermeni ve Yahudi diasporalarının birbirlerine benzemesinin sebeplerinden biri de budur. Fakat ekonomik sebeplerden dolayı insanların kitleler halinde göç etmesi sonucunda meydana gelen yeni toplulukların bu durumla bir benzerliği yoktur. Toplumsal hafızanın öneminden bahsettin. Büyük bir felaketten doğan bir toplum olarak bizim de toplumsal hafızamızın referans noktası Soykırım. Dolayısıyla zaman içinde veya farklı Diaspora topluluklarında Soykırım algısı ne gibi değişiklikler gösteriyor?
***
ABD’deki Wesleyan
Üniversitesi öğretim görevlisi olan Khachig Tölölyan 1991’den beri yayınladığı
‘Diaspora: A Journal Of Transnational Studies’ dergisinin de kurucu editörü.
1979-2009 yılları arasında yayınlanan ‘Pynchon Notes’ dergisinin de
kurucularından ve editörlerinden biri olmuş. Üniversite eğitimini Biyoloji
alanında Harvard’da tamamlayan Tölölyan, daha sonraki eğitiminde Karşılaştırmalı
Edebiyat üzerine yoğunlaşmış. Uluslararası çapta çalışmalarının yanı sıra
Ermeni Diasporası ile ilişkilerini asla koparmamış ve Ermenice ile yayımlanan
gazete ve dergilerde makaleler yayınlamıştır. Paris’teki ‘Haraç’ gazetesinde
yayınlanan bazı makaleleri kitap olarak ‘Ispürki Meç= Dia-spores’ adı altında
1980’de Paris’te yayımlandı.
Agos gazetesi ‘21. Yüzyılda Ermeni Kimliğine Eleştirel
Yaklaşımlar’ konferansının açılış tebliğini sunan Tölölyan’la Diasporaları
konuştu.
Anne ve babandan dolayı sende de belli ölçüde bir
İstanbulluluk var...
Doğru, annem ve babam Bardizak’da doğmuş ve 1919’dan
sonra İstanbul’da büyümüşler. Gerçek memleketleri İstanbul. Asla unutmadıkları
bir yerdi İstanbul onlar için. Romanlar gibi dünyayı gezmişler; Halep, Beyrut,
Mısır, Amerika, fakat kendileri için unutulmaz olan İstanbul’du. Gerçekten de
özlem ve sevgi duygusu çok kuvvetli idi. Evimizde daima ‘Marmara’ veya bir
‘Jamanak’ olurdu, tabii bir ‘Cumhuriyet’ veya ‘Hürriyet’, son yıllarda
‘Milliyet’ de. İstanbul’da ne olup bittiğini Ermeni ve Türk basınından
öğrenirlerdi. Ruhen ve fikren bağlarını koparmamışlardı.
Ermeniler için hep tartışılan bir konudur İstanbul’un
Diaspora mı yoksa vatan mı olduğu. Bir vatan olduğunu varsayarsak eğer,
vatanınını terk etmeye zorlanmış ve farklı şehirlere tohumlar bırakarak gezen
bir aile... Dolayısıyla onların da, senin de belli bir hikâyen var bu anlamda.
Geçen gün konuştuğumuzda anne ve babanın burada evlendiğini, fakat Halep’de
doğduğunu anlatıyordun. Eğitimini Beyrut ve Mısır’da aldıktan sonra da ABD’ye
geçtin. Bugünkü uzmanlığından tamamen farklı bir eğitime sahiptin...
Doğru, ilk yedi sene biyoloji alanında eğitim almış olsam
da ailemde edebiyat ortamı hep vardı. Daima kitap okunurdu. Bir Ermeni
gerçekliği olduğunu da bilirdim. O gerçekliğe çok sıkı bağlıydık. Biliyor
musun, gazete çok önemliydi... Evimize çok gazete girerdi ve ben çoğunu
okurdum. Neler olduğu konusunda fikir sahibiydim.
Diaspora çok ilerde çalışmaya başlayacağın bir alandı. Bu
alandaki en önemli isimlerden birisin. Ermeni olman, tüm bu kopuşlar, gidişler,
geçişler bu çalışmalara başlamanda nasıl bir etkisi olmuştur?
Aklımın ucundan bile geçmezdi böyle bir şey olacağı.
Bilim insanıydım, doktor olacağımı düşünüyordum. Bir süre hastanelerde
çalıştıktan sonra doktor olmak istemediğimi anladım. Bir süre laboratuarlarda
yaşadım ve oralarda da olamayacağımı gördüm ve edebiyat alanına geçtim.
Karşılaştırmalı edebiyat mezunuyum ben. 10-15 yıl sadece edebiyat ve edebiyat
teorisi dersleri verdim. Fakat 1987’den sonra Diasporalar konusunu düşünmeye
başladım, ‘Zorian Enstitüsü’ yönetim kurulu üyesiydim. Bu konuda bir dergi
yayınlamayı önerdim. Büyük yayınevlerine başvurdum. ‘Oxford’ ve ‘John Hopkins’
teklifimi kabul ettiler. ‘Oxford’ büyük bir isim olduğu için ‘Zorian’ da böyle
bir çalışma yapmam konusunda bana destek sundu ve maddi imkânlar sağladı. Ve bu
işe başlamış oldum. Başladım çünkü Amerika’ya göç eden farklı topluluklarda
diaspora kavramı şekillenmeye başlıyordu. Biz Ermeniler ve Yahudiler için
diaspora kelimesi çok daha tanıdıktı, diğerleri için değil. Kendilerini ne
şekilde tarif edebilecekleri yönünde bir arayış içindeydiler.
Amerika’da Diaspora kelimesi sadece Yahudilik demekti.
Diaspora kavramı Yahudilikten zaman içinde koptu ve diğer halklar için de
ulaşılır oldu. Rolüm bu işi kolaylaştırmaktı, diğer rolüm de Ermeni
Diasporasını göz önüne almalarını telkin etmekti, çünkü Diaspora kavramı için
farklı bir seçenekti. Diaspora çalışmalarının doğumunda bir nevi ebe rolü
üstlendim anlayacağın.
Doğrudur, deneyimlediğim Ermeni yaşantısı bir şahıs, aynı
zamanda bir aile ve Ermenilerin uzun yıllardan beri bir Diasporaya sahip
olmaları yönünde bilince sahip biri olarak çok önemliydi. Çok iyi hatırlarım:
Derginin ilk sayısını hazırlarken bu işin altından nasıl kalkacağım yönündeki
endişemi bir dostumla paylaştım. “Khachig, yıllardan beri seni dinliyorum. Tüm
hayatın bu dergiyi çıkarmak için bir hazırlıktı”. Gerçekten de öyle oldu.
Hayatın zikzaklar içinde, oraya buraya giderken, farklı uzmanlıklara sahip
olurken Diaspora üyesi olma bilincin insana nasıl bir katkı sağladığını
farketmezsin bile.
Az önce Ermenilerin, diğer bazı topluluklar gibi, hep bir
Diasporaya sahip olduğunu söyledin. 1915’in rolü nedir? 1915 öncesinde ve
sonrasında oluşan Diaspora topluluklarını aynı kategori içinde ele alabilir
miyiz?
Diaspora sözcüğünden önce, ‘dağılmak’ (ցրուիլ) kelimesi
vardı. Kendi durumumuzu çok önceleri ‘dağınıklık’ (ցրօնք) olarak nitelemişiz.
Halkımız vatanını 11. yüzyıldan itibaren terketmeye başladı. Herhangi bir özel
kelime yoktu tabii o zamanlar. O toplumların kendileri ile ilgili düşünceler
1915’ten sonra oluşan topluluklardan çok daha farklıydı. Bir günden diğerine,
kırım ve asimilasyon nedeniyle bir diaspora oluştuğunda, oluşumlarında korkunç
bir afetin varlığı büyük bir role sahiptir. Ermeni olsun veya olmasın, mesela
ekonomik koşullar altında eğer bir topluluk var oluyorsa, bir felaketten sonra
meydana gelen şekillendirici hafızaya sahip değildir. Öyle ki, Ermeni ve Yahudi
diasporalarının birbirlerine benzemesinin sebeplerinden biri de budur. Fakat
ekonomik sebeplerden dolayı insanların kitleler halinde göç etmesi sonucunda
meydana gelen yeni toplulukların bu durumla bir benzerliği yoktur.
Toplumsal hafızanın öneminden bahsettin. Büyük bir
felaketten doğan bir toplum olarak bizim de toplumsal hafızamızın referans
noktası Soykırım. Dolayısıyla zaman içinde veya farklı Diaspora topluluklarında
Soykırım algısı ne gibi değişiklikler gösteriyor? Mesela, daha önce
konuşmuşuzdur belki de, 1922’de İstanbul’u terk edip giden Şahan Şahnur’u ve
1913’te Gürün’de doğup 1915’i çöllerde nihayetlendiren Antranik Dzarukyan bir
olabilir mi? Bu anlamda da Diaspora homojen bir topluluk değil, öyle değil mi?
Dolaylı olarak cevaplayacağım. 1603-1605 yıllarında Şah
Abbas bir kaç yüz bin Ermeniyi zorla göç ettirmiş ve sonucunda İran Ermeni
topluluğu oluşmuştur. Çölde yürür gibi yürümüş, Aras ırmağını geçerlerken ölmüş
ve binbir zorlukla varacakları yere varmışlardır. Soykırım olmasa da bu
topluluğun da doğuşu bir felaketle olmuştur. “Peki, sizin kendi hikâyeniz var
ve biz bu hikâyeyi biliyoruz”, der oradaki bazı Ermeniler. İran Ermenileri
arasında Van’dan göç edenler var mesela. 1915’te Ermenistan yerine İran’a
geçmişler. Büyük bir felaket bilincine sahipler bunlar. Fakat kendi bilinçleri
nispeten daha küçük ve tarihsel olarak daha uzak bir olayla oluşmuştu zaten.
Her Ermenide vardır bu durum, ama psikolojik etkiler aynı değil. Dediğin gibi,
18-19 yaşında bir genç olarak İstanbul’dan ayrılırsın. İstanbul, mesela
Ermenilerin yüzde doksanının yok edildiği Alaşkert (Eleşkirt) gibi bir felakete
maruz kalmamıştı. Korkunç bir felaket yaşandığı duygusuna herkes sahip, fakat
aynı derecede mevcut değil. 2 yaşında Gürün’den ayrılan ve yetimhanelerde
büyümüş bir Antranik Dzarukyan isen... İstanbul’dan ayrılan 200-300 gençle
Paris’e gidip ağır işçilik yapmaktan daha farklı tabii. Aynısı ama değil... En
yaygın felaket bile herkesi aynı şekilde etkilemez. Biz olanı vurgularız, çünkü
bir şekilde eğer bugün hâlâ Ermeniler arasında yaygın olduğunu düşündüğümüz bir
şey varsa Soykırım’ın, inkârının, reddinin önemi büyüktür. Bunu düşünmeyi ve
konuşmayı biz teşvik ederiz belli ölçüde. Yahudiler de aynısını yapmışlardır.
Amerika’da ünlü bir profesör dostum var, Marianne Hirsch.
Kendisi Yahudi. Kendi neslini tarif edebilmek için bir kelime yarattı. Kendisi
Romanya Yahudisi bir ailenin evladı. Annesi ve babası Naziler tarafından
uygulanan soykırımdan kurtulmuşlar. “Bu felaketin deneyimini yaşamış değilim.
Dolayısıyla hatırladığımı nasıl söyleyebilirim?” Kendisinin olmayan bir deneyimi
nasıl hatırlayacak ki? ‘Post-Memory’ (Bellek Sonrası) kelimesini kullanmaya
başladı böylece. Bir deneyimin anısına sahip olduğunu nasıl söyleyebilirsin ki?
Yaşamış değilsin. Anı ‘post-memory’ olarak nasıl aktarılır? Gerçek anı ve
‘post-memory’ arasındaki fark nedir? 80’i geçkin Yahudi bir dostum Soykırım’ı
yaşamamış Yahudilere “Biz de kurbanız” dedikleri için kızar. Bir rekabet var
sanki aralarında...
Evet, kurban bir halk olduğumuzu bildiğimizi söyleriz,
fakat anıların nasıl aktarıldığı konusunda sorular mevcut. Araştırılması
gereken çok şey var. Sadece Soykırım bağlamında değil tabii ki... Anının da
çeşiti var mı?
Diaspora varsa bir vatan kavramı da var kaçınılmaz
olarak. Kimlik sorunu da en fazla diaspora kavramıyla ilişkilenen bir konu. Bu
ikisi arasında nasıl bir ilişki söz konusu? Vatanlarda yaşayanların kimlik
sorunu olmaz mı mesela?
Çok güzel bir soru... Kimlik sorunu her yerde var tabii
ki. Dergiyi yayınlamaya başladığım ilk yıllarda bir makalemde ulus-devletlerin
diasporaları anlamaları gerektiğini yazmıştım. Neden? Kimlik gibi zamanında
sadece diasporalara ait olan sorunların ilerde ulus-devletlerin de sorunu
olacaktı. Ne demek istemiştim? Bir ulus tek unsur olarak, kendi topraklarında,
kendi devleti ile yaşadığı bir dönemde gerçekten ulustu. Herhangi bir sorun
olduğunda kendisinin ne olduğunu biliyordu. Fakat son 50 yılda oluşan büyük göç
dalgası sonucunda tek unsurlu ülke kalmamıştır. İzlanda’da bile
Bosna-Hersek’ten 200 göçmen var. Kendi sınırların içinde, kendi ülkende değişik
azınlıkların farklı kültürlerle yaşamaya başladığına şahit olursun. Ülkedeki
hükümet artık sığınmacı olarak gelenleri kendi vatandaşı olması yönünde, kendi
dilini konuşmaya zorlamaya tabi tutamaz. Farklılık hakkı verilmiştir artık.
Göçmenlerin sayısı fazla ise, devlet pençesini hafifletir ve entegrasyon
baskısı azalmışsa, müzik, bilgisayar, sanal dünya farklı yabancı şeyler
getiriyorlarsa... Resmen hâlâ var olan bir devleti, mesela Hollanda’yı ele
alalım. Nüfusun yüzede 10’u farklı bir dine ait, yüzde 15’i farklı bir ülkeden,
18 yaşındaki bir genç ‘Hollanda Tarihi’ değil de ‘Avrupa Medeniyeti’ okuyor
veya Afrika dansı öğreniyor vesaire… Ne olur? Kültürleri, ülkenin homojenliği
kırılmış ve nasıl bir kimliğe sahip olacakları konusunda bir sorunla karşı
karşıyalar. Hollandalı kimliği ne demekdir? Herkes müzik dinler, fakat yüzde 70
Hollanda müziği değil, herkes yemek yer ama
yediklerinin yüzde 50’si Endonezya’dan geliyor.
Diasporalar melez durumlarda kendilerini bulma ve koruma
konusunda ustalar. Bu durum herkes için zorunlu olacak. Bu sorunları çözmeyecek
herhangi bir ülke kalmayacak.
Tam da Diasporalının dediği gibi. “Ben Ermeniyim fakat
Amerikalıyım da.” Şimdi aynı şekilde, çoğulculuk ve her şekilde nüfuz etme
durumu her ulusun kimlik sorunu konusunda düşünmesini sağlıyor. Artık homojen
bir kültürün ürettiği yekpare kimlikler değil onlarınki. Diasporalar melez
durumlarda kendilerini bulma ve koruma konusunda ustalar. Bu durum herkes için
zorunlu olacak artık. Dediğime samimi olarak inanıyorum. Bu sorunları
çözmeyecek herhangi bir ülke kalmayacak. Tabii, henüz ayaklarının altında
toprakları var, fakat diaspora dediğimiz şey psikolojik olarak ele aldığında
şimdi kimlik sorunu olmayan ülkelerde de soruna dönüşecek sorunlara sahip. En
büyük sorun şu; homojen bir kültüre mi yoksa farklı kültürlerden parçalar alıp
diasporalı melez bir kimliğe mi sahipsin?
Mesela ulus-devletler nasıl oluşmuşsa, ilerde aynı
kimlikleri hisseden, paylaşan insanların da kendi diaspora devletlerini
oluşturabileceklerini düşünebilir miyiz? Cinsel azınlıkların kendi devletlerini
kurmaları gibi örneğin...
Hayır, devlet kurmazlar tabii... Türkiye’de olmasa da,
bir çok yerde ulus-devletin zamanı artık geçmiş gibi... Hükümetler geçmişte
olduğu kadar kendi ülkelerinde kontrolü ellerinde tutmuyorlar, çünkü ekonomi,
iletişim küreselleşti. İnsanların kimliği ve aidiyeti sadece ulus-devletle
bağlantılı değil. ‘Ulusötesi’ dediğimiz, ‘sınırötesi’ olan kimlikler var.
Cinsel kimlik belki de bunlardan ev kuvvetlisi. Mesela, Çin’den dergiye makale
yollamıştı biri zamanında. Hong-Kong’da yaşayan bir lezbiyendi, fakat ülkesinde
kabul görmediğini, Avustralya veya Filipinler’de bir lezbiyen ortamında kendini
çok daha iyi hissettiğini söylüyordu. Dini bir kimliğin var. Katoliksindir
mesela. Kendi ülkendeki kiliseye gitmeyi tercih edersin tabii ki ama Katolik
herhangi bir kilisede evinde gibisindir. Bir kutsal kitabı temel aldığından
bunları metinsel kimlikler olarak adlandırıyoruz. Yahut bir Arap. Arapça
konuşuyor ve bir Arap devletinin vatandaşıdır. Müslüman olması Arap olması
kadar önemlidir kendisi için. Dolayısıyla sınırötesi, devlet olmayan bir
kurumda kendi kimliğini inşa ediyordur. Kimlik kelimesini tekil ve isim olarak
kullanıyoruz Ermenice’de (Türkçe’de olduğu gibi). İngilizcede fiil olarak
kullanılır oysa. Amerikalı uzmanlar ‘identity’ değil, ‘identification’ fiilini
kullanılır. Yani, örneğin, bir Ermeni ve aynı zamanda Hıristiyan olarak
kimlikleşmişim.
Ermenilere dönecek olursak... 1915’ten ve Ermenistan’ın
kuruluşundan sonra özellikle, Ermenistan devleti metinsel topluluklar benzeri
topluluklar oluşturma çabasına girdi mi Diaspora sathında? Mesela, Ermenistan’ı
bütün Ermenilerin vatanı yapmak, Ermeni Apostolik Kilisesi’ni tek inanç merkezi
ilan etmek gibi… Ve eğer cevabın evetse, ne derece başarılı oldu?
Sovyet Ermenistanı’nın ürettiği ve Diaspora’da en çok
kabul gören şey şair Yeğişe Çarents’ti. Yahut Silva Gabudigyan’ın bir kaç
şiiri. Bunlar Sovyet Ermenistanı’ndan Diaspora’ya çok başarılı bir şekilde
‘ihraç edildiler’... Diaspora da bunları kabul etti ve kimliğinin bir parçası
yaptı. Öte yandan orada kabul gören bir çok şey de Diasporaya inandırıcı
gelmiyordu. En önemlisi şu: Sadece devlet mi kendi diasporasına bir şey
söyleyebilir? Diaspora nasıl kabul veya reddeder? Sen uzun bir süre Dzarukyan
üzerine çalıştın. ‘Yerevan’a Mektup’, ‘Eski Hayaller, Yeni Yollar’ eserlerini
çok iyi bilirsin... Bütün bunlar bir diaspora ve bir vatan arasında diyalog...
Yanlış olan fikir şu: Acaba Ermenistan Diasporaya ihraç edebileceği bir kimlik
yaratabildi mi? Düşünülmesi gereken şu: Bir diyalog yaratılabildi mi? Tartışma
da bir diyalogdur. Biz sadece birlik, esenlik hakkında konuşuruz. Farklı
tartışmalar içinde olsaydık daha sağlıklı olurdu.
Haklısın...
Sen haklısın diyorsun, sen ve ben birbirimizi anlıyoruz,
ama onlar bu şekilde düşünmüyorlar. Eğer bunu Ermenistan’da dersen “Yani siz
bizim iç siyasi meselelerimizi mi tartışmak istiyorsunuz?” diye sorarlar. Evet,
Arsinée Khanjian kendileriyle iç siyaset tartışmak istiyor. Bu Ermenistan
düşmanı olduğu anlamına gelmez. Ermenistan veya herhangi bir vatan, mesela
İsrail, diasporasına der ki masaya koyduğumuz sorunlar sizin de sorunlarınız.
Fakat Diaspora çıkıp masaya başka bir sorun koyup “Bu sorun da sizin sorununuz”
dememeli. Eee? Böyle bir ilişki ne kadar sağlıklı olabilir ki...
Az önce Dzarukyan’ın ismini andın... Kendisi Yerevan’a
bir mektup yazmıştı, yani dışarıdan içeriye bir söz söylemişti. Genelde tersi
olur; devlet veya kilisesi oradan buraları kontrol etmek veya hizaya sokmak
için bir şeyler der. Ermenistan’daki adaletsizliği düzeltmek için Diaspora
aydınları öncülüğünde başlatılan bir imza kampanyası var. Hiç bir kurum veya
kuruluş katılım göstermese de yaklaşık 3 bin imzaya ulaşmış durumda. Nasıl
yorumluyorsun kampanyayı?
Ermenistan’da hüküm süren oligarşiyi dikkate aldığımızda
etkili olmayabilir. Fakat etkili olmasa da yararlı... Etkili olup biraz adalet
getirmesini dileriz tabii, fakat etkili olmasa dahi söz söylemek başlı başına
bir adım. Eğer söze sözle karşılık verip bir tartışma başlatsalar çok daha iyi.
Acaba bir cevap verildi mı, karşılık oldu mu?
Bir sorum daha var... Diaspora Ermenistan’ı tahayyül
edebiliyor, daima bir Ermenistan söylemi mevcut. Peki Ermenistan’ın tahayyül
ettiği ne? Sanki orada belli bir aksama var... 1915’ten sonra oluşan veya
1991’deki bağımsızlıktan sonra oluşan diasporalar konusu oradan bakıldığında
hâlâ muğlak...
Ben Ermenistan’ı ziyaret etmişim fakat sen orada yaşadın
ve belki de benden çok daha iyi betimleyebilirsin. Doğru, kafalarında
oluşturdukları ekonomik refah efsanesi bağlamında kıskanırlar diasporayı, ama
diğer taraftan tanımazlar orayı ve diaspora için geçerliliği olmayan iddialarda
bulunurlar. Diasporayı tanıyan kişiler var tabii ki fakat genel olarak... Çok
eğitimli insanlar gelip bana “Siz diasporada neden böyle yapmıyorsunuz? Aslında
şunu şöyle yapmalısınız” vs. deyip gerçekle hiç bir ilgisi olmayan öğütler
verirler... Sovyet geçmişini o kadar inkâr ederler ki Ermenistan’da kendilerinin
aslında ne denli sovyetik olduklarını farkına varmazlar. Sovyet devleti
ülkedeki nüfuzlu kişilere kesin kararlar almalarını ve o kararları kabaca kabul
ettirmelerini öğretirdi. Kendileri bugün ne kadar kesin ve kaba demeçler
verdiklerinin farkında değiller. Karşısındakinin gerçekliğini anlama
duygusundan yopksunlar. Yüzde yüz öyle olduğunu söylemem tabii ki. Yurtdışında
yaşayıp da Ermenistan’a dönenler az çok anlıyorlar diasporadaki durumu. Çok az
bilgi sahibi olup büyük
‘İstanbul Ermenileri olağandışı bir toplum’
Son olarak, Türkiye Ermenileri hakkında ne söylersin?
Diaspora hakkında henüz yazmaya başlamıştım ki iki kelime
kullanırdım. Diaspora ve sınır içi-diasporası. İstanbul’da yaşayan bir Ermeni
geçmişteki anavatanının topraklarına da sahip Türkiye’de yaşıyor demektir.
Kendi anavatanında yaşamadığından diaspora olduğu söylenebilir. Fakat diğer
yandan biri çıkar “Ne diyorsun sen, Khachig Tölölyan? Seni dün Galata Surp
Krikor Lusavoriç Kilisesi’ne götürdüm ve 1436’dan beri burada olduğumu gördün.
Burası bizim vatanımız”. Özellikle eski bir İstanbullu Ermeninin çıkıp “Burası
benim vatanım, Türklerin yarısından çok daha fazla zamandır buradayım” demesini
çok iyi anlarım. Bilimin bu durum için kendi terminolojisi var. Herhangi bir
topluluk için iki çeşit bilgi mevcut: ‘Emic’ ve ‘etic’. Bir uzman araştırdığı
toplumun kendi kendisi hakındaki tahayyülünü anlamak durumundadır. Bu
‘emic’tir. Daha sonra o uzman kendi araştırma sonuçlarını ortaya çıkarıp
fikrini sunması gerekir. Bu da ‘etic’tir. Bir araştırmacı olarak o toplumun
dediğini kabul etmeyebilir ve kendi yorumunu ortaya koyabilirsin. Bu ikisi
birbirini tamamlar, inkâr etmez.
Bu gözlükle İstanbul Ermenilerine baktığımda, olağandışı,
çok ilginç bir toplum görüyorum. Diğer diasporalarda olmadığı kadar, eskisi ile
ilgisi olmayan bir toplulukla kendisini yenilemiş. Annem ve babam 1920’lerde
Esayan Okulu’na gittiklerinde okul arkadaşları gerçek İstanbul Ermenileriydi ve
şu anda olmayan Pangaltı Ermeni Mezarlığı’nda asırlık aile kabristanlarını
gösterebilirlerdi belki de. Şimdiki İstanbulluların çoğu Amasya, Sivas gibi
Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelmişlerdir. Öyle ki başka bir neslin olduğu
kadar İstanbullu değiller, fakat diğer taraftan İstanbul tamamen dışarıdan
gelenleri alıp bir nesil sonra İstanbullu yapabilen kurumlar yaratmıştır.
Gerçekte, dışarıdan gelen bir diaspora onlar ve eski İstanbulluların vatanı
olan bir şehirde yaşıyorlar. Ve şimdi onlar da aynı şeyi hissediyorlar. Kendi
vatanlarındalar... İstanbul’a yapılabilecek en güzel kompliman şu olacaktır:
Gerçek İstanbullu olanlar, ki şimdiki nüfusun yüzde 10’u, dışardan gelenlere
burasının kendi vatanları olduğunu hissettirir. Bu çok büyük bir kazanım...
Kaynak:
Ermenihaber.am
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.