1915'te en zor koşullarda bile direnenlerin ve insanlığı
korumanın yollarını bulanların hayat hikayelerini toplayan Burçin Gerçek'in
"Akıntıya Karşı" kitabı İletişim Yayınları'ndan çıktı. Kitap
kurtarıcı "vicdanlı"ların yaşadıklarının yanı sıra yaşanan felaketin
büyüklüğünü de bir kez daha ortaya koyuyor. "Akıntıya Karşı" kitabı adından da anlaşılacağı
üzere 1915 hakkında en az tartışılan, en az konuşulan konulardan birine
eğiliyor: "Ermeni Soykırımı'nda emirlere karşı gelenler, kurtaranlar ve
direnenler"
Burçin Gerçek, kitabında o dönem Osmanlı topraklarında
Ermenilerin maruz kaldıklarına karşı çıkmanın büyük riskler barındırdığının
altını çiziyor önce. "Hain" ve "düşmanla işbirlikçi"
görülme riski ile en iyi ihtimalle devlet kadrolarından ve toplumdan dışlanma,
çoğu zamansa ölümle sona eren bir süreci önümüze seriyor. Ve bu kurtarıcı
"vicdanlı"lar arasına sadece Türkleri almıyor. O dönemin ruhuna uygun
olarak tüm Müslüman nüfusa, yani "millet-i hakime"ye odaklanıyor.
Türk, Kürt, Çerkes, Arnavut veya Arap gibi etnik farklılıklara takılmadan… Tek
istisnası ise Ezidilere kitapta özel olarak yer açılması…
Kitap, yazarının akademik kariyerinin yanı sıra gazeteci
geçmişi ile de besleniyor. "Vicdanlı" olanların izini sürerken bu
altyapı hissediliyor. Bulduğu en küçük izin arkasını bırakmadan bazen
kurtarıcıların 100 yıl sonraki kuşağını bulup ortaya çıkartıyor, bazense
kurtarılan tarafa da ulaşarak, yaklaşık bir asır sonra iki kesimi yeniden yan
yana getiriyor.
Bu nedenle kitaba sadece "kurtarıcılarla ilgili"
demek yetersiz kalıyor. Çünkü sadece dönemi içindeki vicdanlılara odaklanmıyor.
Onların izinden karşı durdukları felaketin büyüklüğünü yansıtıyor. Kendilerini
de yok eden faillerin tarihteki yer alışlarını da…
Kitap bugün çok bilinen klişelere meydan okuyor.
Özellikle Kürt bölgelerinde ağırlıkta olan "kurtarma öyküleri" için
sert bir sorgulamaya girişiyor. Çünkü bu kurtarmaların aslında büyük bölümünün
çıkar amaçlı olduğu iki taraf için de saklanan bir sır değil. Ermenilerin
bölgede malları ellerinden alınan, Müslümanlaştırılan, evde hizmetli olarak
kullanılan, zorla evlenilen bir kesim olduğu…
Vicdanlılar "okyanusta bir damla"
"Akıntıya Karşı" bazı Kürt entelektüellerinin
"Kürtler hükümet tarafından kullanıldı, zaten büyük kısmı da Ermenileri
korudu" tezine ise koruyucuların "okyanusta bir damla" olduğunu
hatırlatarak meydan okuyor. İstisna olmasalardı bugünkü tablonun çok daha
farklı olacağını ifade ederek…
Kitapta ilginç bir başka ayrıntı ise Batı bölgeleri için
öne çıkıyor. 100 yıl önce Ermeni nüfusun yoğun yaşadığı bugünkü Kürt
bölgelerinde net olarak hatırlanan geçmişi ülkenin batısının daha az
"hatırlaması" nedeniyle vicdanlıların gelecek nesillere taşınamaması
üzerinde duruyor. Kendi dedelerinin yaptıklarından haberi olmayan kuşaklara
geçmişlerini hatırlatıyor, öğretiyor. Bunun nedeni elbette otoriter aile
yapısı, alçakgönüllülük ve elbette kuşaklar arası "unutkanlık" değil.
Sessizliğin nedeni ülke tarihindeki ölümcül sessizlik… Özellikle de
"geçmişteki bazı acı olaylar" konu edildiğinde…
Burçin Gerçek, süper kahraman olmadığını belirttiği bu
vicdanlı kişilerin izlerini Osmanlı İmparatorluğu'nun vilayetlerinde sürüyor.
Konya'dan Diyarbakır'a Kastamonu'dan Sivas'a, Ankara'dan Van'a uzanan 10
vilayetlik liste ağırlıklı olarak anlatıların çıktığı yerler oluyor. Kitabın
anlatıları vilayetler üzerinden ayırması ve biyografilere odaklanması okumayı
da kolaylaştırıyor. Okuyucu ilgisini çeken bölgeden (büyük ihtimal kendi
memleketinden) başlayarak tüm Osmanlı toprağında neler yaşandığını
okuyabiliyor. Buna rağmen kitapta bir kopukluk olmuyor, sıralama değişse de
anlatılar birbirini tamamlıyor ve kanlı tarihin nispeten az bilinen bir
kesitine ışık tutuyor.
"Nehirde su yerine kan akıyor… "
Kitapta yer alan bazı "vicdanlılar"ın ismi
bugün adı nispeten iyi bilinenler arasında. "Nehirde su yerine kan akıyor
ve binlerce masum çocuklar, kabahatsiz ihtiyarlar, aciz kadınlar, kuvvetli
gençler bu kan cereyanı içinde yokluğa doğru akıp gidiyorlardı" diyen ve
"Bütün dünyadaki düşmanlarımız toplanıp düşünseler bize bundan büyük
fenalık edemezler" diyen Halep ve Konya Valisi Celal Bey onlardan biri…
Bir diğeri ise "Neden Avrupa bu duruma müdahale etmiyor? Böyle şeyler
bizim ya da sizin tarihinizde hiç olmuş mu?" diye soran, kimi kaynaklara
göre İttihatçı çizgideki oğlu Ekrem tarafından 1920'li yıllarda "gavurları
koruduğu için" öldürülen Mustafa Ağa…
Bazı isimler ise bu kitap sayesinde geniş okuyucu kitlesi
ile buluşuyor. Kendisine şifahi şekilde gelen tehcir katl ve imha emrine
"Ben valiyim, eşkıya değilim. Ben yapamam, bu sandalyeden kalkarım, sen
gelir yaparsın" diye karşılık veren Ankara Valisi Mazhar Bey,
"Katliama iştirak edecek kadar vicdansız değilim" diyen Mardin
Mutasarrıfı Hilmi Bey, karşı çıkışı nedeniyle henüz 25 yaşındayken öldürülen
Beşiri Kaymakam Vekili Ali Sabit Es Süveydi, şehrin meşhur çini sanatını
Ermenilere borçlu olan Kütahya'nın hükümete meydan okuyan mutasarrıfı Faik Ali
Bey, "İnsanlık tarihinini kaydetmediği facialarla tarihimiz lekelendi"
diyen ve kendi ifadesiyle "Ermeni faciasının" nasıl ve kimler
tarafından organize edildiğine yaından tanık olarak, tehcir ve katliamlara
karşı çıktığı için görevinden alınan Yozgat Mevki Kumandanı Salim Bey gibi…
Her ne kadar 1915'te verilen fetvaların halk üzerinde
olumsuz yönü tartışılsa da, "Akıntıya Karşı" yine çok az sayıda da
olsa din adamının soykırıma İslami açıdan karşı çıktığını ortaya koyuyor.
Yakınında katliama ortak olan köylülerden hesap soran ve "Nasıl bir
vahşilikle bu kadınları ve küçük çocukları öldürdünüz? Dinimiz buna izin
vermez. (…) Hepimizi lanetleyeceksiniz" diye isyan eden Kayserili Ömer
Efendi, işlenen günahlardan dolayı "müteessir" olduğunu söyleyen
Boğazlıyan Müftüsü Abdullahzade Mehmet, "Tarikatımızın esası insanlığa
hizmet" diyerek Ermenileri korumaya çalışan Mevlana Dergahı eski
postnişini Abdülhalim Çelebi gibi…
Ermenilerin 1915'te tek hür olduğu bölge: Dersim
Ve bir bölge var ki kitabın en zengin kurtarıcı
hikayeleri oradan çıkıyor: Dersim. Seyit Rıza'nın deyimiyle aralarındaki farkın
"bir soğan zarı kadar olduğu" Aleviler ve Ermenilerin arasındaki
anlatıların etkileyiciliği ön planda. Ermenilerin bölgeye kaçışını Kangozade
Mehmed Ali Ağa gibi isimler koordine ederken, onların hayatta kalışını Hızır
adına yemin ederek korumaya yemin eden Dersim aşiret reisleri üstleniyor. Ve bu
saklanma bölgeleri 1937-38 katliamında yıkılıyor…
En zor koşullarda direnen ve insanlığı korumanın
yollarını bulanların hikayelerini toplayan kitabın yazarı Burçin Gerçek, bir
sorunun altını çiziyor: "O dönem dahi hayatlarını riske atarak bu
cinayetlere karşı çıkanlar varsa bugün neden hâlâ kendimizi suçlularla
özdeşleştirip tarihi sorgulamaktan kaçınıyoruz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.