TV8'de yayınlanan "O Ses Türkiye" programına
geçen haftalarda Suriyeli bir Ermeni olan Garo Kurabet katıldı. Kendini tanıtan
Garo Kurabet, Suriye’de doğup büyüdüğünü, yüksek lisansını Fransa’da yaptığını
belirtti. Anadili Ermenicenin yanı sıra Türkçe, Fransızca, Arapça ve İngilizce
bildiğini belirten Garo, Arapça bir şarkı okudu… Programın sunucusu Acun
Ilıcalı Garo Kurabet'ten bir şarkı daha okumasını isteyince jüri üyesi Gökhan
"Ya, bir tane değişik bir şey... Fransızca söyleyen oluyor, İngilizce
oluyor, Türkçe oluyor, Arapça oluyor..." diyerek Ermenice şarkı okuması
telkininde bulundu. Ancak bu sırada Acun Ilıcalı hemen araya girerek
"Türkçe söyle ya sen!" dedi. Acu'nun bu refleksini eleştiren Agos
gazetesi Nayat Karaköse, "Athena Gökhan, 'Ben aslında senden değişik bir
şey daha dinlemek isterim' diyerek, Garo’ya Ermenice şarkı söylemesi için yol
yaptı bir nevi. Fakat Acun araya jet hızıyla girerek, 'Türkçe söyle ya sen!'
dedi. Gökhan’ın nazarında ve Türkiye için ‘değişik’ olan dil şüphesiz Türkçe
değildi ama Acun da yüz yıldır içselleştirilmiş dürtülerle hareket ettiğinden,
bu müdahale bir refleks olarak yansıdı ekranlara." diye yazdı.
***
Agos gazetesi yazarı Nayat Karaköse, Acun Ilıcalı'nın
"O Ses Türkiye" programına katılan Ermeni asıllı bir yarışmacıya
Ermenice şarkı okumasını engellediği için tepki gösterdi.
Ermeni cemaatinin yayın organı Agos gazetesi yazarı Nayat
Karaköse, Acun Ilıcalı'nın "O Ses Türkiye" programına katılan Ermeni
asıllı bir yarışmacıya Ermenice şarkı okumasını engellediği için tepki
gösterdi.
TV8'de yayınlanan "O Ses Türkiye" programına
geçen haftalarda Suriyeli bir Ermeni olan Garo Kurabet katıldı.
Kendini tanıtan Garo Kurabet, Suriye’de doğup büyüdüğünü,
yüksek lisansını Fransa’da yaptığını belirtti. Anadili Ermenicenin yanı sıra
Türkçe, Fransızca, Arapça ve İngilizce bildiğini belirten Garo, Arapça bir
şarkı okudu.
Üç buçuk yıldır Türkiye’de yaşayan ve Mersin'de Türkçe
öğretmenliği yapan Garo ile jüri üyesi Gökhan bir süre sohbet etti.
Programın sunucusu Acun Ilıcalı Garo Kurabet'ten bir
şarkı daha okumasını isteyince jüri üyesi Gökhan "Ya, bir tane değişik bir
şey... Fransızca söyleyen oluyor, İngilizce oluyor, Türkçe oluyor, Arapça
oluyor..." diyerek Ermenice şarkı okuması telkininde bulundu.
Ancak bu sırada Acun Ilıcalı hemen araya girerek
"Türkçe söyle ya sen!" dedi.
Acu'nun bu refleksini eleştiren Agos gazetesi Nayat
Karaköse, "Athena Gökhan, 'Ben aslında senden değişik bir şey daha
dinlemek isterim' diyerek, Garo’ya Ermenice şarkı söylemesi için yol yaptı bir
nevi. Fakat Acun araya jet hızıyla girerek, 'Türkçe söyle ya sen!' dedi.
Gökhan’ın nazarında ve Türkiye için ‘değişik’ olan dil şüphesiz Türkçe değildi
ama Acun da yüz yıldır içselleştirilmiş dürtülerle hareket ettiğinden, bu
müdahale bir refleks olarak yansıdı ekranlara." diye yazdı.
ÖRTÜLÜ AYRIMCILIK
Bunun örtülü bir ayrımcılık olduğunu belirten Karaköse,
Hrant Dink'ten de alıntılar yaptığı yazısına şöyle devam etti:
"Gelin görün ki bugüne kadar yarışmaya katılan,
Türkiye vatandaşı olmayan ve anadili bir başka dil olan tüm yarışmacılar, her
daim kendi dillerinde şarkı söyleyebildiler. Bir Ermeni yarışmaya
katılabiliyor, en azından bunu aşmamız güzel, fakat o Ermeni anadilinde şarkı
söyleyemiyorsa... Ayrımcılığın bir değil bin türlü hali var: dolaylı, direkt,
örtülü... Bazen örtülü ayrımcılıklar insanın onurunu çok daha fazla
kırabiliyor."
Aslında normalleşme, farklı etnik kökenlere yönelik
nefretle mücadele, zihinsel sınırların kalkması, toplumsal diyalog ve barışın
teşvik edilmesi için ille de makro adımlara gerek yok; sıradan ve küçük adımlar
da çok değerli katkılar sunabilir. ‘O Ses Türkiye’de Garo ‘Dle Yaman’, ‘Sari
Sirun yar’, ‘Kamança’ veya başka bir Ermenice şarkı söyleseydi yer yerinden mi
oynardı? Hayır; aksine, milyonlarca insan, bu topraklardan çıkmış şarkılardan
biriyle daha tanışma fırsatı bulur, bir güzellikten daha nasiplenebilirdi.
Garo’nun payına düşen, ‘Yerine Sevemem’ şarkısını söylemek oldu.
Acun da gelecek tepkilerden çekindi belki ama onun hatırı
sayılır bir medya patronu olarak bunu yapacak lüksü olduğunu düşünüyorum. Belki
bu sadece benim hissiyatımdır diyeceğim, ama örtülü ayrımcılığı veya dışlamayı
görebilecek kadar da yaşadım.
Bu satırları yazarken Hrant Dink’in harika yazılarından
biri olan ‘Lirik Yalnızlık’ aklıma geliyor. Şöyle yazmış Hrant Dink:
“Durağım Açıkhava Tiyatrosu. Büyük bir müzik şöleni var
orada. Adını da ne güzel koymuşlar öyle!
LİRİK TARİH
Programda ne ararsanız var. Türkiye’nin tarihine ve
bugününe sığmış tüm kökenler kendi kültürlerini yansıtan müzikleriyle ve
oyunlarıyla art arda resmigeçit yapıyorlar. Türk’ü, Rum’u, Yahudi’si, Çerkes’i
ve daha birçok değişik ama aynı bahçenin ortak değerleri, güzel bir manzara
oluşturuyorlar sahnede. Heyecanlanmamak elde değil.
Ancak bu duygularım kursağımda kalıyor program
ilerledikçe. Biz Ermeniler yokuz bu bahçede.
Yazık çok yazık! Adam mı bulamadılar yoksa?
‘Ben çıkar söylerdim be!’ diye haykırmak istiyorum
oracıkta.
(…)
Şimdi ne yapmamız lazım? Bizi dışlayanlara uzun uzun
Ermenilerin müzikte, tiyatroda, mimaride ve her türlü sanatta bu ülkeye
yaptıkları hizmetleri sil baştan anlatmamız mı gerekiyor yoksa? Anlatacağız
tabii, hem de hiç bıkmadan, hiç usanmadan.
Ama önce gelin şu lirik yalnızlığımızı paylaşalım
başta.’’
Tam 20 yıl önce yazmış Hrant Dink bu satırları; şimdi
sahnede Ermeni var ama Ermenice şarkı henüz yok. O ses bir Ermeni olur mu
bilinmez ama o şarkının bugüne kadar Ermenice olmaması, asla olmayacağı
anlamına da gelmiyor. Bakarsınız, ileriki bölümlerde Garo anadilinde, kalbinden
hissederek şarkısını, söyler kim bilir..."
Odatv.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.