Serdar Korucu
'Ermeni PKK’lı' iddiası 1980’lerin ikinci yarısı ile
1990’ların ilk yarısında hem yetkililer hem de basının gündeminde geniş yer
buluyordu. İthamlar sadece Ermenistan ile sınırlı kalmıyor, Türkiye’deki
Ermenilere de uzanıyordu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İstanbul’daki
NATO toplantısı sırasında Ermenistan Heyeti Başkanı olan milletvekili Koryun
Nahapetyan’ın sorularına verdiği cevaplardan biri “PKK teröristlerinin içinde
Ermeniler de var” şeklindeydi. Bu söylem 1990’larda da yaygındı ve Türkiye’deki
Ermenileri de hedef alması üzerine dönemin Patriği Mesrob Mutafyan uyarıda
bulunmuştu: “Kışkırtma o kadar fazla ki, biz 6 Eylül’ün ayak seslerini duymaya
başladık bile…”
NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurul
toplantılarının hafta sonu düzenlenen oturumlarında Ermenistan Heyeti Başkanı
Koryun Nahapetyan’ın çıkışları Türkiye’nin gündemine oturdu. Katıldığı
toplantılarda sorduğu sorular Türkiye’nin yetkilileri tarafından sert
karşılandı. Önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ardından ise Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü
tarafından…
Ermenistan milletvekili Nahapetyan’ın soru sorduğu ilk
isim, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu IŞİD ile ilgili yanıtına sert
cümlelerle başlıyordu: “Siz Ermenistan’dansınız ben de Türküm. Ama önce dürüst
olmamız lazım. Hele siyasetçiysek çok dürüst olmamız lazım. Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi yıllarımda da gördüm. Maalesef Ermeni arkadaşlarımız hiç
dürüst olmuyorlar.”
Çavuşoğlu hemen ardındansa sözünü 1990’larda sıkça
gündemde yer alan bir çıkış ile devam ettiriyordu: “Yakaladığımız, öldürdüğümüz
PKK teröristlerinin içinde
Ermeniler de var. Bunları bilgine sunmak isterim”
“Ermeni PKK’lı” iddiası 1980’lerin ikinci yarısı ile
1990’ların ilk yarısında hem yetkililer hem de basının gündeminde geniş yer
buluyordu. İthamlar sadece Ermenistan ile sınırlı kalmıyor, Türkiye’deki
Ermenilere de uzanıyordu.
Toplum içinde yükselen gerilim üzerine 12 Ocak 1994’te,
Tempo dergisinin 3. sayısında Türkiye Ermenileri Ruhani Kurul Başkanı
Başepiskopos Mesrob Mutafyan bir röportaj veriyordu.
Mutafyan ile röportajı yapan Mine Söğüt, dönemin
Türkiye’sindeki atmosferi şöyle anlatıyordu:
“Son günlerde Ermenilerin PKK’yla işbirliği içinde olduğu
yolundaki iddialar artmaya başladı. Bir gazetenin öne sürdüğüne göre
İstanbul’daki Ermeni Patrikliği PKK’ya gönderilmek üzere yardım topluyordu. Bir
başka gazete ise Ermenilerin asıl hedefinin Güneydoğu’da 22 ili kapsayan “Büyük
Ermenistan devletini kurmak” olduğunu ve PKK’dan taşeron olarak
yararlanıldığını yazıyordu.”
mutafyan
İthamların İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’ne kadar
uzanması üzerine yapılan röportajda Patrik Mutafyan, Türkiye’deki Ermeniler ile
PKK arasında ilişki iddiasına şu yanıtı veriyordu:
“Bugüne kadar PKK içinde hiçbir Ermeni yakalanmadı ki.
Öyle olsaydı her gün 10 saat televizyona çıkardı. Ortaya bir kanıt koysunlar o
zaman biz de inanırız.”
Patrik öncelikle basında yer alan yazıların
kışkırtıcılığına dikkat çekiyordu:
“Bizim bu ülkeyi terk etmemizi mi istiyorlar acaba? Bugün
politikacılar Ermeni düşmanlığını PKK sorununu çözmekte bir unsur olarak
kullanıyorlar. Türkiye’deki tek sorun azınlık sorunuymuş gibi göstermek
istiyorlar. Oysa İstanbul’da yaşayan Ermenilerin sayısı topu topu 60 bin.
Anadolu’dakileri bilmiyorum ama orada da fazla kalmadı. Bu kadar kişi Türkiye
için nasıl bir sorun yaratabilir ki?”
Patrik Mutafyan 1990’lar Türkiye’sinde Ermeniler
üzerindeki baskıyı da net bir dille anlatıyordu: “Olay şiddete dönüşmeye
başladı bile. Geçenlerde Beyazıt Camisi’nde kışkırtıcı bir konuşma yapılmış,
bir kesim buraya doğru yürümeye başlamış, yarı yolda polis engellemiş. Ayrıca
geçen yazın ortalarında 10’dan fazla Ermeni kilisesine saldırıda bulunuldu.
Kiliselerin kapıları, camları kırıldı. Okullarımız taşlanıyor, en kötüsü ayin
sırasında galeyana gelen halk kiliselere saldırıyor. Anadolu’da artık “Ermeni”
kelimesi küfür yerine kullanılıyor. İstanbul dışında hiçbir Ermeni “Ben
Ermeniyim” demeye cesaret edemiyor. Bu olaylar cemaatimiz içinde
tedirginliklere yol açmış durumda.”
Ve Patrik Mesrob Mutafyan’ın röportajın başlığına da
taşınan uyarısı en sonda, bir cümle ile geliyordu: “Kışkırtma o kadar fazla ki,
biz 6 Eylül’ün ayak seslerini duymaya başladık bile…”
Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete
Duvar’ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.


1 yorum:
bu kepaze herif yedigi yemegin bile ne sekilde hazim oldugunu bile bilmez 6-7 eyül bir daha olursa kendi de gider öteki tarafa fiyati ne olursa olsun.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.