Markar Esayan / markar.esayan@aksam.com.tr
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin üyelik sürecini
askıya alınmasını teklif eden kararıyla birlikte 24 Kasım günü, tıpkı geçen
sene olduğu gibi başka olaylarla birleşerek bir olağanüstülük içerdi. Suriye’de
askerlerimizi hedef alan hava saldırısı, Adana’da valiliğe dönük gerçekleşen
bombalama eylemi, Merkez Bankası’nın alınan tedbirleri açıklamasının arkasından
gelen AP kararının kötüye kullanılması vd.
Avrupa’da 15 Temmuz işgal denemesinin nasıl sevinçle
karşılandığı, başarısız olmasının yarattığı düş kırıklığı ortada. Peki, bu
akılsızca ve gayriahlaki tutum neden kaynaklanıyor? Avrupa’da Türkiye’nin
aleyhine yıllardır süren bir negatif yükleme var. Bunun için medya ve STK’lara
akıtılmak üzere bir ülke tarafından beş milyar dolarlık fon ayrıldığı ifade
ediliyor. Dolayısıyla, Türkiye konusunda daha aklıselimle hareket edecek
kesimler de etkilerini yitiriyorlar. Yaklaşan seçimler ve popülizm de cabası.
Oysa bindikleri dalı kesiyorlar, oyuna geliyorlar.
Trump’ın başkanlığı kazanmasından hemen sonra FED Başkanı
Yellen’ın, faizin artacağına dönük toplantısıyla doların tüm para birimleri
karşısında değer kazandığı bir ara dönemdeyiz. 10 Ocak’ta görevi devralmasına
kadar, küresel sermaye Trump’ın mümkünse hal, değilse de terbiye edilmesi için
ellerindeki gücü bir şekilde kullanacak. Ancak güçlerinin eskisi kadar mutlak
olmadığını çok iyi biliyorlar.
ABD-Rusya ve Türkiye üçgeninde ulusal liderlerin
güçlerini tahkim etmeleri, küresel sermayenin elinde oyuncak ettiği Avrupa
Birliği’nden Britanya’nın çıkışı ciddi öfke ve panik uyandırmış durumda. Siyasi
gelişmeleri etkileyebilmek için finans piyasasındaki tekel pozisyonlarını
kullanmayacaklarını düşünmek saflık olur.
Oysa Türkiye’nin makro ekonomik göstergelerinde bir sorun
yok. Hükümetimiz ekonomiyi rahatlatmak adına çok ciddi önlemler aldı ve bunun
yansımalarını görmek üzereyiz. Özel sektörün borçlarının vadesi ise üç yıla
yayıldığı için kısa vadeli risk içermiyor. Aslında yapılmak istenen şey,
ekonominin temeli olan beklenti ve psikolojiyi olumsuz yöne çevirmek. Oysa şunu
net söyleyeyim, Türkiye’ye güvenen her anlamda kazanacak.
Unutmayalım ki, Türkiye yüz yıllık devrimini şu ara
yapmaya çalışıyor. Hükümet sistemindeki anomalileri halk iradesini merkeze
alarak giderme yönündeki Anayasa değişikliğiyle ilgili görüşmeler AK Parti ve
MHP arasında müspet ilerliyor. Bunun önemi şurada: Türkiye, devletin işletim
sistemindeki vesayet virüsleri ile kadrocu hareketlere karşı (Gülen meselesinde
gördüğümüz gibi) savunmasız. Bu ise ülkenin, devletin içine sızmış kadrocu,
gayri milli kesimlerce üst akıl tarafından baskılanması sonucunu doğuruyor.
Bağımsızlık lafta kalıyor.
Bu durumdaki en önemli istisna, Sayın Erdoğan ve AK Parti
dönemi oldu. Peki nasıl oldu? Vesayet odaklarına rağmen Erdoğan millet
iradesinden başka güç tanımadı, uzlaşmadı, mandacılığa teslim olmadı. “Siyasi
irade” ile pek çok engeli halkıyla birlikte savaşarak aştı. Süreçte milli irade
Erdoğan’ın üzerinde yoğun bir güç yığınağı yaptı ve bugünlere kadar gelindi. Bu
meşru kavganın zirvesi ise 15 Temmuz oldu. İşte Cumhurbaşkanlığı sistemi ile
kişilerden bağımsız olarak sistemin milli iradeye doğrudan bağlanması,
virüslerin araya girmemesi sağlanacak.
Bu, Erdoğan’ın milletiyle birlikte yapabileceği ama
Erdoğan sonrası Türkiye için gerekli bir devrimdir.
Tabii bu hayati bir devrim olduğu için, Türkiye’yi
etkileme gücünü yitirmek istemeyen güçler, son düzlükte ellerinden geleni
yapacak.
Bu bir İkinci Kurtuluş Savaşı.
Kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın; bu yoldan dönüş
yok; yolun sonu ise ferah.
1 yorum:
sanmam ki ferah olsun agir sanayisi olmayan hic bir devlet hedefe ulasamaz.disa bagli bir sanayi hic bir zaman basari saglayamaz.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.