Markar Esayan / markar.esayan@aksam.com.tr
Şimdi Altın Kelebek’te olan ise şudur: Diriliş dizisi
büyük başarı kazanmış ama seçilmişleri hal etmek isteyen hegemonik cenahın
değil, Yenikapı Ruhu’nun içinde yer almıştır. Diriliş dizisinin başarısı
kültürel hegemonyayı tehdit eder hale gelmiştir. Elde ettiği popülerliği
seçilmişleri hedef almak yerine, işte Yenikapı’ya giderek işlevselleştirmiştir.
O yüzden itibarsızlaştırılmak, ceza almak, haddi bildirilmek durumundadır… 1980
darbesinin İslamcılara alan açtığı Sol’un en büyük klişesidir. Oysa 27
Mayıs’tan beri vesayetin seçilmişlere karşı bindirilmiş kıtaları olan bütün
eski sözde devrimcilerin, Türkiye’deki kültürel hegemonyayı bu darbeden sonra
müesses nizamın adına ele geçirdiği görülmelidir. İstisnalar her daim başımız
üstünedir. Ama kaideyi şu ana kadar bozamamıştır. Ama bu kaide artık vadesini
doldurmaktadır.
***
Altın Kelebek Ödül Töreni’nde “En iyi Dizi” ödülünü
alırken Diriliş ekibine söz hakkı tanınmaması ve kokuşmuş elitizmin bedenleşmiş
sembollerinden olan Okan Bayülgen’in alaycı tavrının sadece ideolojik bir
köhnelikle açıklanması mümkün değil.
Sanatın “muhalif” olduğuna dair bir kabulü alarak,
aslında bir hegemonya alanı yaratmak, bunun için bilim, sanat ve akademiyi
kullanmak birbiriyle oldukça tezat gözükse de aslında modern dönemde otorite
savaşlarının merkezinde yer alır.
“Otorite merkezi”ni muhafaza etmede “Kültür” en önemli
mücadele alanı olmuştur. SETA adına “Türkiye’de Mizah Dergileri, Kültürel
Hegemonya ve Muhalefet” başlıklı (okumanızı tavsiye edeceğim) bir rapor
hazırlayan Sertaç Timur Demir bu iddiayı şöyle açıklıyor:
“Mizah dergileri, basit bir eğlencelik ya da basmakalıp
bir düşünce sahası olmanın ötesinde, nitelikli olsun ya da olmasın, birer
kültür üretim ve dağıtım araçlarıdır. Karikatürler üzerinden verilen mesajlar
da gündelik yaşamın yalnızca sıradan bir yansıması değil, kamuoyu oluşturabilen
ideolojik ve manipülatif kurgu sahalarıdır.”
Demir bu çalışmasında “Bu dergiler resmi tarih ve
ideolojinin dışında mı yoksa tam da orta yerinde mi?” sorusuna cevap arıyor.
Altın Kelebek/Diriliş çatışmasından yola çıkarak, hatta
Robert De Niro’nun Trump’a bir araba dolusu küfür ettiği açıklamasını da
içererek, benim iddiam, dünya üzerinde “Kültürel Hegemonya” kurmuş olanların
bizatihi kendisinin müesses nizamın aparatı olduğudur. Hatta ben bu gruba
üniversiteleri, özellikle de sosyal bilimleri de eklemek isterim.
Oysa muhalif duruş ilkeli ve kolektif olmalıdır [STD].
Yani ortaya toplumla ilgili bir sorunu koymalı, bunun eleştirisini yapmalı,
çözümü üzerine kafa yormalı, insani değerleri merkeze almalı, benzer düşünen
kitlelerin yan yana gelmesini sağlarken, onların sosyal sınıfları, dinleri,
mezhepleri, meşrepleri ve ideolojileriyle ilgili olmamalıdır.
Oysa Robert De Niro’ya veya ülkemizde Orhan Pamuk’a
yaptırılan açıklamalar olsun, akademisyenlerin terör örgütüne destek bildirileri
olsun, sanat/akademi camiasının siyasete müdahalecilikleri olsun, tüm bunlar
belirli bir hegemonyanın lehine kamuoyu oluşturmak adına yapılıyor. “Sanat
muhaliftir” türünden bir basmakalıp kabul sorgulanmadığı için, bunların
çoğunluk bilakis müesses nizamın bekçileri olduğu gerçeği bir örtü ardına
gizlenmiş oluyor.
Seçilmiş lider ve hükümetler, sanat camiasının, medya,
STK ve akademinin gayretleri ile hakiki müesses nizamlarmış gibi kamuoyuna
yutturulmaya çalışılıyor. Böylelikle, gençler, emekçiler, kadınlar,
dezavantajlı kesimler, çevreciler ve göçmenler dâhil tüm Öteki’lerin muhalif
enerjisi küresel müesses nizamın rakipleri kimler ise onun üzerine boca
ediliyor.
Kadife devrimlerin mantığının açılımı budur. Çevre
hassasiyeti ve FETÖ’cü polislerin kasti şiddeti üzerine Gezi’ye giden gençlere
de o dönemde bunu anlatmaya çalışmış ve bir kitap dahi yazmıştık. (Dünyayı
Durduran 60 Gün.)
Şimdi Altın Kelebek’te olan ise şudur: Diriliş dizisi
büyük başarı kazanmış ama seçilmişleri hal etmek isteyen hegemonik cenahın
değil, Yenikapı Ruhu’nun içinde yer almıştır. Diriliş dizisinin başarısı
kültürel hegemonyayı tehdit eder hale gelmiştir. Elde ettiği popülerliği
seçilmişleri hedef almak yerine, işte Yenikapı’ya giderek işlevselleştirmiştir.
O yüzden itibarsızlaştırılmak, ceza almak, haddi bildirilmek durumundadır.
1980 darbesinin İslamcılara alan açtığı Sol’un en büyük
klişesidir. Oysa 27 Mayıs’tan beri vesayetin seçilmişlere karşı bindirilmiş
kıtaları olan bütün eski sözde devrimcilerin, Türkiye’deki kültürel hegemonyayı
bu darbeden sonra müesses nizamın adına ele geçirdiği görülmelidir. İstisnalar
her daim başımız üstünedir. Ama kaideyi şu ana kadar bozamamıştır. Ama bu kaide
artık vadesini doldurmaktadır.

1 yorum:
Bu adam hala hangi yuzle konusuyor? Utanma duygusunu tamamiyle mi kaybetmis?
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.