Diaspora Ermeni edebiyatının önemli yazarlarından biri
olarak kabul gören Antranik Dzarugyan’ın, Klemans Zakaryan Çelik’in Türkçeye
kazandırdığı kitabı “Çocukluğu Olmayan Adamlar” ile yazar, 1915 sonrasında
Halep’teki bir Ermeni yetimhanesinde geçen çocukluğunu anlatıyor.
Eray Ak / Cumhuriyet Kitap Eki Yayınlanma tarihi: 09
Aralık 2016 Cuma, 11:49
[Haber görseli]‘Altın Ülke: Çocukluk’
Çocukluk; hesaplaşılması, iç dünyada bir şekilde karara
bağlanması ve bu temellendirmeyle yola devam edilmesi gereken bir zaman dilimi
çoğu yazar için. Tam da bu nedenle ve özellikle bugünün edebiyatı özelinde ilk
verimlerini okuduğumuz genç yazarların hemen hepsi, çocukluğun tökezlemeye
elverişli yollarında ilerlemeyi deniyor. Bu yol tökezlemeye elverişli çünkü
sonrasında karakteri meydana getirecek pek çok yara ve ödülleri yine bu kısa
fakat engebeli yolda deneyimliyoruz. Atılan temelden sonra üstene eklenenlerle
de bir insan doğuyor nihayetinde...
Haliyle çocukluk dönemine ait hatıralar da bir ömür
taşımak zorunda kaldığımız yükler içinde belki de en kıymetlilerden oluyor.
Yazının başlığını kendisinden emanet aldığım Filiz
Özdem'in bundan yaklaşık bir yıl önce yayına hazırladığı kitabına “Altın Ülke:
Çocukluk” adını vermesi de boşuna değil bu bağlamda. Kaldı ki kitap Türkiye’nin
en karanlık zamanlarında çocukluğunu yaşamış yazarların, bu zaman dilimini
anlattığı anılarından meydana gelmişti. 1980 öncesinde Türkiye'de çocukluğa,
“artık kayıp bir zamana” odaklanması bakımından bir belge niteliği de taşıyordu
aynı zamanda. Yani en karanlık çağlarda da yaşansa bu dönem, adı “Altın Ülke”
konacak denli kıymetli bir zamandan bahsediliyor genel çerçevede; belgelenmesi,
anlatılması, dile ve kaleme getirilmesi gereken bir dönem...
“ÇOCUKLUĞUMUN BİR GÜNÜ GERİ GELSİN”
Antranik Dzarugyan’ın geçenlerde yayımlanan anılar
toplamı Çocukluğu Olmayan Adamlar da tam olarak böyle bir düşünceyle yazılmış
kitaplardan.
Diaspora Ermeni edebiyatının önemli yazarlarından biri
olarak kabul gören Dzarugyan’ın, Klemans Zakaryan Çelik’in Türkçeye
kazandırdığı kitabında yazar, 1915 sonrasında Halep’teki bir Ermeni
yetimhanesinde geçen çocukluğunu anlatıyor. Bu çocukluk yıllarından ise vatan,
milliyet ya da siyaset ayrımı gözetmeyen çocuk gözlerle herkesi yüreğinden
yakalamayı başarıyor. Zaten Çocukluğu Olmayan Adamlar, Dzarugyan’ın pek çok
dünya diline çevrilen ve isminin yanına yazılan önemli kitaplarından biri
olarak biliniyor. Kitabın ve yazarının bu dikkate alınması gereken başarısında
da Dzarugyan’ın büyük bir şefkatle kucakladığı bu çocuk bakışı önemli roller
üstleniyor.
Her ne kadar
Çocukluğu Olmayan Adamlar ismi, baktığımızda bir umutsuzluğu fısıldıyorsa da
kulaklara -ki Dzarugyan’ın yazdıkları arasında dolaşırken de sıkça duyumsanıyor
bu umutsuzluk- bu dönemde her ne yaşanırsa yaşansın, bu yaşananların değerli
olduğunu ve bu değerin kısa bir süre için de değil, bir ömür boyu yürekte
taşınacağını, kitabın adından başlayarak okurunu tüm yazdıkları boyunca bir
umutsuz ve hüzünlü çember içine alan yazarı bile kabul ediyor.
Bu bağlamda kıssadan hisse tadında bir hikâyeyle açıyor
kapılarını Çocukluğu Olmayan Adamlar okura.
"(...) Ölüm döşeğinde, sana bir gün daha
bahşedileceği söylenseydi, geçirdiğin ömrün hangi gününü yeniden yaşamak
isterdin ey bilge dostum?"
Bu soruya verilen cevap şöyle:
"Ömrümün tek bir gününü tekrar yaşama şansı
verilseydi eğer, ah bir verilseydi, ne hülyalı gözleri olan o latif varlığı
tekrar bulmak isterdim, ne zaferin sarhoşluğunu, ne o büyük esin anını, ne
keyifli ve mutlu gecelerimi, ne gerdek gecemi ne de ilk evladımın çığlığını...
Eğer ölüm karşısında yaşanacak bir gün daha verilseydi bana, ah bir verilseydi,
isterdim ki çocukluğumun bir günü geri gelsin..."
Antranik Dzarugyan da kitap boyunca okuyacağımız acı
çocukluk anılarına rağmen o günleri özlemekte; üstelik önsözde okuruna
hissettirmeye çalıştığı gibi “İyi ki geride kaldı o günler” tadındaki yazısına
rağmen özlemi, kelimelerinin her bir harfinden sızmakta... Yoksa ne böyle bir
kitap ortaya çıkabilirdi ne de böyle bir yazar bu kadar içten cümlelerle
bahsedebilirdi çocukluğundan.
YETİMHANE YILLARI...
Hazır yazarından bu kadar söz etmişken kim olduğundan
bahsetmekte yarar var. Çünkü belli bir kesimin haberdar olmasına karşın
Türkçede ilk kez kendine yer buluyor Dzarugyan. Oysa pek çok dile çevrilerek
dünya çapında satış başarısı yakalamış kitapları ve Ermeni edebiyatına katkılarıyla
bu topraklardan çıkmış bir yazarın hakkını daha önceden ödemek gerekirdi diye
düşünüyorum. Özellikle de bu yazının yazılmasına neden olan Çocukluğu Olmayan
Adamlar, Dzarugyan’ın kendi çocukluğundan yola çıkarak aynı acılardan geçmiş,
aynı duyguları yaşamış pek çok kişiyle bağ kurabilmesi ve böylelikle yazarın en
tanınmış kitabı haline gelmesiyle dikkat çekiyor.
Sevan Değirmenciyan, kitabın sunuş yazısında Dzarugyan’ın
edebiyat dünyasındaki yerini kısaca açıklıyor: “Diaspora Ermeni Edebiyatı, 1922’den
sonra İstanbul’dan Paris’e göç etmek zorunda kalan çoğu yirmili yaşlarındaki
gençlerin üretimiyle Fransa’da gelişip şekillenirken, 1915’te Anadolu’dan
Suriye çöllerine sürülenler ve onların çocukları da 1930’lardan itibaren edebi
faaliyetlerini artırmaya başlamıştı. Antranik Dzarugyan, hem yazarlığı hem de
yaşamöyküsüyle bu kuşağın en önemli temsilcilerinden biridir.”
Çocukluğu Olmayan Adamlar’a gelene kadar şiir, edebiyat
dergiciliği ve gazetecelikle uğraşan Dzarugyan, onu kitlelerle tanıştıracak bu
kitabını 1955’te yazıyor. Yazarın kitlelere ulaşmasında ona önayak oluyor. Bu
kadar çok benimsenmesinin nedeni de yukarıda anlatıldığı gibi; Çocukluğu
Olmayan Adamlar’ın kendi kuşağından birçok Ermeni’nin yaşadığı yetimliğin ve
yetimhane hayatının edebi bir anlatısı olması...
Kitabın yazılmasına neden olan zaman dilimi de çekilen
acıların ve yoklukların çevresinde şekilleniyor.
Antranik Dzarugyan ve annesi 1918’de Hama’dan ayrılıp
Halep’e geçerler. Dzarugyan’ın annesi, birçok Ermeni muhacire ev sahipliği
yapan terk edilmiş bir Osmanlı kışlasına yerleşir. Anne çalışmak zorunda
olduğundan, henüz beş yaşındaki oğlu Antranik’i yetimhaneye teslim eder. İşte
Antranik Dzarugyan’ın bu kitabının temelleri de daha o zamandan atılır
diyebiliriz. Yazarın, birkaç yıl süren ve kitapta hemen tüm detayı ve
duygusuyla anlattığı bu yetimhane yılları; Dzarugyan’ın kaleminden çıkanlara
dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, onun ve o dönem beraber kaldığı
arkadaşlarının yaşamında önemli bir yer tutar. Herkesin çocukluğu kendi
cennetidir ama cehennemden kaçarak yaşanmış bir çocukluk, o çocuklukta yaşanan
tüm acılara rağmen her şeyi farklı kılar. Antranik Dzarugyan ve yetimhane
yıllarını yazdığı kitabı Çocukluğu Olmayan Adamlar bunun önemli örneklerinden
biri olarak karşımızda.
Üstelik tüm duygusuyla bir anı yumağı olmanın da ötesine
geçiyor Çocukluğu Olmayan Adamlar. Kitap, bir roman üslubunun detaycılığında
yazılmış. Aynı şekilde bir çocuk kahraman olarak Antranik Dzarugyan,
arkadaşları ve onların karşısındakilerin roman kahramanlarından hiç de eksik
kalır yanları yok. O nedenle Çocukluğu Olmayan Adamlar için anılar harmanından
doğmuş bir roman demek hiç abartılmış bir ifade olmaz.
Çocukluğu Olmayan Adamlar / Antranik Dzarugyan / Çeviren:
Klemans Zakaryan Çelik / Aras Yayıncılık / 224 s.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.