Depo Photos
Tatil bitti, heyecan yeniden başlıyor!
Fenerbahçe'nin stadının adı Şükrü Saracoğlu mu olmalı
yoksa Lefter Küçükandonyadis mi? Bir de Ege Görgün'ün yazısını okuduktan sonra
düşünün...
YORUM | Ege Görgün
11 Kasım 1942’de meclisten geçen Varlık Vergisi kimileri
için zorunluluk, kimileri içinse utanç vesikasıydı. İletişim’den çıkan Yorgo
Hacıdimitriadis’in Aşkale ve Erzurum Günlüğü (1943) adlı kitap sayesinde
vergisini ödeyemeyen gayrimüslimlerin başına neler geldiğini öğreniyor ve
zorunlu olarak utanıyoruz.
''VARLIK VERGİSİ YAPTIRIMLARINA TOPLUM ALIŞMIŞTI''
II. Dünya Savaşı tüm hızıyla sürerken Türkiye tarafsız
kalarak bu kanlı kaosun bir parçası olmamayı başarmıştı. Ancak savaşın etkileri
yine de sınırlarımızdan içeri sızmıştı. Seferberlik ilan ederek çok sayıda
toprak çalışanını askere alıp, milli savunma bütçesini arttıran Milli Şef
idaresindeki tek partili hükümet, tekleyen ülke ekonomisi para basarak
zapturapt altına almaya kalkınca enflasyon çığrından çıkmış, devletin kasası
boşalmış, ekmek karneye bağlanmıştı. Tarihte azınlıklara karşı yapılan her
türlü eylemin başlangıcında yoğun propaganda olduğunu görürüz. Hükümetin
güdümündeki gazetelerde özellikle gayrimüslim tüccarların, ülkenin bu zor
döneminden istifade ederek servetlerine servet kattıkları yazılıp çizilmeye
başlamıştı. Mizah dergileri kapaklarında, içsayfalarında para çuvalları taşıyan
yahudi tüccar karikatürleri sık sık boy gösteriyordu. Hükümet yetkililerinin
meclis kürsüsünden yaptığı ateşli konuşmaların birçoğu da benzer minvaldeydi.
Varlık Vergisi yaptırımlarının uygulanmasına geçildiğinde toplum bu duruma
yeterince alıştırılmıştı.
''VERGİ KANUNUN EN ÖNEMLİ MİMARI ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU'YDU''
Devlete yine de borçlu kalan bu 60 yaşındaki ihtiyar adam
22 Mart 1942’de Aşkale’ye gönderilir. Yorgo H. devlete borcu ödemek için
aylarca beden işçisi olarak çalışmış, İstanbul’daki karısının kızlarının yanına
ancak aynı yılın Aralık ayında dönebilmiştir. Yorgo H. çalışma kampı günlerinde
yaşadıklarının gün be gün tuttuğu kayıtları sayesinde bizi zaman yolculuğuna
çıkarıp o sıkıntıları çekenlerle empati kurmamızı sağlıyor. O günlerde çalışma
kamplarında 21 gayrimüslimin hayatını kaybettiği biliniyor. (Vergi dairesinde
hala borçlu olarak mı görülüyor bu merhumlar merak ediyorum.) Bu kamplar
elbette Nazilerin toplama kamplarıyla kıyaslanamaz ama iki icraatın da
buluştuğu ortak noktalar olduğu da inkar edilemez.
1942’de aniden vefat eden Başbakan Dr. Refik Saydam’ın
yerine gelen ve “Türk’ün Türkten başka dostu yoktur” düsturunu benimseyen Şükrü
Saraçoğlu bu vergi kanununun en önemli mimarıydı. Gelecekte sonuna kadar da
savunup sahiplenmekten çekinmeyecekti Varlık Vergisi’ni. Tabi bu kanunun
ardından görevlerini yapmayı içlerine sindiremeyerek istifa eden maliye
müfettişleri de olmuştu. Zaten kitabı yayına hazırlayan Ayhan Aktar da bu
özenli ve değerli çalışmasını o müfettişlere ithaf etmiş. Kitapta Aktar’ın
Varlık Vergisi’ni anlatan geniş bir araştırma yazısının ve Varlık Vergisi’ni
eleştiren ilk kitabı yazıp aforoz edilen eski İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin
hikayesinin yanı sıra, geçmişte gazetelerde yayımlanmış konuyla ilgili çeşitli
makaleleler ve röportajlar da yer alıyor.
''HARÇLIK VERDİĞİM ÇOCUKLAR EVİME SALDIRDI''
Bir kez daha hatırlatalım. Kendince geçerli nedenleri
olduğunu düşense de Fenerbahçe‘nin maçlarını oynadığı stada adını veren Şükrü
Saraçoğlu, Varlık Vergisi’nin ardındaki en önemli isimlerden biriydi.
Dolayısıyla sonrasında yaşanan acıların da… Bu stada eğer bir Fenerbahçeli
futbolcunun ismi verilecek olsa bugün, akla gelecek ilk futbolcuların arasında
öyle bir isim vardır ki bu şerefi sonuna kadar hak eder. Adı Lefter, soyadı ise Küçükandonyadis‘tir bu
topçunun. Rum bir balıkçıyla Türk bir annenin çocuğudur. Yani gayrimüslimdir.
Gayrimüslimlerin subay olamadığı bir Türkiye’de milli takım formasını yedisinde
kaptan olmak üzere 50 kez giymiş ve Futbol Federasyonu’nun “Altın Şeref
Madalyası”nı alan ilk futbolcu olmuştur.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.