Ferhat Kentel
Darbenin ezilmiş olması, sessiz bir devrimi sessizlikten
çıkarıp, gerçek bir devrim yaptı ve Yenikapı mitingi devrimin taçlandığı yer
oldu... Yenikapı mitingi yıllardır darbeler karşısında sessiz kalan bir
toplumun öfkesinin boşalmasına; geçmişin intikamının alınmasına şahitlik
yaptı... Güçsüzlükten ötürü ses çıkaramadığı, üstüne üstlük alkışladığı,
onayladığı darbelerden sonra, sonuncusunu ezmenin getirdiği zafer duygusunun
yaşanmasını sağladı... Ancak gene hiçbir devrimde zaten olmadığı gibi, bir
“özlenen tablo” olarak Yenikapı da “tüm milletin” bir araya geldiği bir yer
olmadı. Herkesin gelmeye çalıştığı ama gelemediği, gelse bile özdeşleşemediği;
devrimin öncülerinin dilinin, duygunun, heyecanın ve kutsamanın hâkim olduğu;
bunun yanısıra Ermeni’ye, Bizans’a, ötekilere karşı nefretin de araya sızdığı
bir “totallik” kuran, farklılıklar üzerinde “ezici” bir etki yaratan bir olay
oldu… “Devrim zamanı”nın bu türden bir total kimlik inşasını beraberinde
getirmesi anlaşılabilir. Ama içinde yaşadığımız “milli birlik ve beraberlik”
görüntüsünün içine eski rejimin bilumum tehlikeli şahsiyetleri de girmeye
başlayınca “hangi birlik ve beraberlik?” sorusunu sormak gayet meşru hale
geliyor. Türkiye tarihinin her döneminde ihtiyaca binaen, muhayyel bir “birlik
ve beraberliği” en azından lafta tesis etmek için her zaman “düşmanlar”
kullanılmıştır. İşte Ermenilik böyle bir zamanda devreye gene sokuluyor. Küfür
olarak... Düşmanın teke -FETÖ- indirildiği zamanda bile... Eski rejimin
temsilcileri tarafından...