Soykırım iddialarıyla karşılaştığından bu yana Türkiye yoğun bir siper savaşı veriyor. Muhataplarını bazen ilişkilerini kesmekle tehdit ediyor, bazen de Ermeni lobisinin etkisini dengelemeye çalışıyor… Gazetelere yansıdığı kadarıyla 2015 için yapılan hazırlıklar da benzeri bir mantığa dayanıyor. Malta belgelerinin değerlendirilmesi ile 1915’te yaşanan büyük trajedinin ve onun sorumluluğunun inkâr edilmesi, Azerbaycan ile kurulacak ortaklıkla lobi faaliyetlerinin güçlendirilmesi, 1000 büyük Türk’ün Türkiye’de toplanması sayesinde dünyaya mesaj verilmesi hedefleniyor. Ama galiba sorunun özü yine ıskalanıyor… Çünkü sorunun özü 1915’te yaşanan bir trajedinin birtakım devletler tarafından soykırım olarak tanınmasının engellenmesi değil. Sorunun özü Türkiye’nin bu trajedinin varlığını tanıması, tıpkı Dersim’de olduğu gibi o zaman yaşananlardan dolayı üzgün olduğunu göstermesi. Bunu gösterebildiği, bir süre önce Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun dediği gibi aslında kendi diasporası olan Ermenilerle acıyı paylaşabildiği anda sorun çözülecek.
*************
17 Nisan
2012 Salı 09:56
Soykırım
iddialarıyla karşılaştığından bu yana Türkiye yoğun bir siper savaşı veriyor.
Muhataplarını bazen ilişkilerini kesmekle tehdit ediyor, bazen de Ermeni
lobisinin etkisini dengelemeye çalışıyor. Her ne kadar zaman içinde soruna
bakış değiştiyse de temel devlet refleksi sabit kaldı, Cumhurbaşkanı Gül’ün
sağduyusu ile başlattığı futbol diplomasisi gibi birkaç istisnai deneme dışında
yıllardır hep aynı reaksiyon verildi.
Gazetelere
yansıdığı kadarıyla 2015 için yapılan hazırlıklar da benzeri bir mantığa
dayanıyor. Malta belgelerinin değerlendirilmesi ile 1915’te yaşanan büyük
trajedinin ve onun sorumluluğunun inkâr edilmesi, Azerbaycan ile kurulacak
ortaklıkla lobi faaliyetlerinin güçlendirilmesi, 1000 büyük Türk’ün Türkiye’de
toplanması sayesinde dünyaya mesaj verilmesi hedefleniyor. Ama galiba sorunun
özü yine ıskalanıyor.
***
Çünkü
sorunun özü 1915’te yaşanan bir trajedinin birtakım devletler tarafından
soykırım olarak tanınmasının engellenmesi değil. Sorunun özü Türkiye’nin bu
trajedinin varlığını tanıması, tıpkı Dersim’de olduğu gibi o zaman
yaşananlardan dolayı üzgün olduğunu göstermesi. Bunu gösterebildiği, bir süre
önce Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun dediği gibi aslında kendi diasporası olan
Ermenilerle acıyı paylaşabildiği anda sorun çözülecek.
Yaşanan
trajedinin hukuki tanımı tali bir konu. 1915 yılında bazı yerlerde bazı
insanlar soykırım suçu işlemiş de olabilir, işlememiş de. Zaten birtakım
insanların işlemiş olduğu suçlar bizi bağlamaz, tüm ülkeyi soykırımcı yapmaz.
Soykırım suçu tıpkı cinayet, tıpkı darbecilik, tıpkı işkencecilik gibi bireysel
bir suçtur. Bu suçu bu topraklarda işleyenlerin yargılanması gerektiğinde
yargılayacak olan makam Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleridir. Ayrıca bir suçun
soykırım olması mülkiyet kaybından doğan hak konusunda da bir fark yaratmaz.
Eğer
1948 Soykırım Önleme Sözleşmesi geriye işliyor olsaydı ve o suçu işlediği iddia
edilen insanlar da hayatta olsaydı, aklanmaları için dahi mahkemeye çıkmaları
gerekirdi. Türkiye onları yargılamayı kabul etmemiş olsaydı, o zaman suça
iştirak etmiş olurdu. Müştekilerin davayı uluslararasılaştırma hakkı doğardı.
Yani devletin suçun niteliği konusunda yargı kararı öncesinde tarafsız olması,
suçluyu savunuyor konumuna düşmemesi beklenirdi.
Türkiye
ne yazık ki yıllardır suçluyu ve suçu savunuyor konumunda kaldı. 1915’te
yaşanan trajediyi kabullenip, üzüntüsünü belli edebilseydi, savaş sırasında
yerinden edilip ölümlerine neden olunan “vatandaşları” için bir yerlere bir
abide dikebilmiş olsaydı, bugün bu sorunların hiçbiri ile uğraşmaz, diplomatik
enerjisini böyle fuzuli yerlere harcamazdı. 24 Nisan’ı başkaları değil Türkiye
anabilmiş olsaydı, hiçbir ülkeyi tehdit etmek zorunda da kalmazdı.
Fakat ne
yazık ki demokrasi eksikliğimiz, ifade özgürlüğümüzün önündeki engeller,
kuruluş ideolojisine sadakatle bağlı oluşumuz ve vatandaşlık anlayışımızın
çağdışılığı sorunun özünü görmemize engel oldu. Soykırımın ne demek olduğunu,
1915’te neler yaşandığını tartışamadığımız için kabahati hep başkalarında
bulduk. Bize iftira attıklarını düşündük. Dedelerimizin hata yapmış olabileceği
gerçeğini tümüyle reddettik.
***
Başkaları
da rahat durmadı tabii ki. Bizim zafiyetlerimizden yararlandı. En son Fransa
örneğinde gördüğümüz gibi Türkiye’nin refleksleri ile seçim kazanma hesabı
yapan cumhurbaşkanları dahi oldu. Ama artık bunları, daha doğrusu kendimizi
aşmamız gerekiyor. Eski reflekslerle, bilinen belgelerin siyasi keşfiyle
soykırım sorununa karşı savaşamayız. Türk dünyasının önde gelenlerini
toplayarak, sadece inkârcı bir görüntü veririz, Ermeni diasporasının
haklılığını kanıtlarız.
Dünyaya
Türkiye’nin değiştiğini, demokratikleştiğini, geçmişi ile barıştığını ve
hesaplaştığını göstermek zorundayız. Darüşşafaka’nın, daha doğrusu Türkiye’nin
vatandaşlık anlayışı değişirken, darbeciler ve darbecilik yargılanırken, 1915
trajedisi konusunda yerinde saymak, geçmişte başarısız olmuş yöntemleri tekrar
tekrar denemeye kalkışmak Türkiye’ye yakışmıyor. Öyle bir konuma gelmeliyiz ki
bize kimse ahlaki üstünlük taslayamasın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.