Bu haftanın yazısı, 1923 yılının tam bu günlerinde
karanlık bir cinayete kurban giden Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ile onu öldüren
Giresunlu Topal Osman'a dair olacak. İlk olarak 2006 yılında Radikal İki'de ve
Birikim'in internet sitesinde yayımlanan yazılarımda anlattığım bu hikâye,
bazılarına göre "CHP ve ona muhalefet edenler" arasında geçer.
Bazılarına göre iki şahıs arasında. Bana göre ise "iktidar ve
muhalefet" arasında. Çünkü Cumhuriyet tarihimiz gösteriyor ki, zaman
değişiyor, iktidarlar değişiyor ama iktidarla muhalefet arasındaki ilişkilerin
niteliği pek değişmiyor. 2012 seçimlerinden beri TBMM'ye hâkim olan hava, fena
halde 1920'lerin, 1950'lerin, 1970'lerin havasını andırıyor.
***********
Zorunlu eğitimi 12
yıla çıkaran 4+4+4 Kesintili Eğitim Kanunu TBMM'de kabul edildi. Eğitim yılının
ortasında, konunun ilgilileriyle tartışılmadan, altyapısı hazırlanmadan,
içeriği hakkında kamuoyuna bilgi verilmeden, komisyonlarda yeterince
tartışılmadan, dahası usulüne uygun oylanmadan kabul edilen kanunu, Başbakan
Erdoğan 28 Şubat'ın son izini tarihin tozlu raflarına göndermek olarak tarif
etti. Bense 28 Şubat post-modern darbesi ile hesaplaşmaya çok önem verdiğim
halde, son değişikliğin eğitim sistemimizin sorunlarını gidermek bir yana daha
da derinleştireceğine inanıyorum. Yer sorunu yüzünden şimdilik, Neşe Düzel'e
konuşan İbrahim Betil (5 Mart 2012, Taraf) ve kaynakçada linkini verdiğim
Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) raporunu hazırlayanlarla benzer düşündüğümü
söylemekle yetineceğim.
Bu haftanın yazısı, 1923 yılının tam bu günlerinde
karanlık bir cinayete kurban giden Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ile onu öldüren
Giresunlu Topal Osman'a dair olacak. İlk olarak 2006 yılında Radikal İki'de ve
Birikim'in internet sitesinde yayımlanan yazılarımda anlattığım bu hikâye,
bazılarına göre "CHP ve ona muhalefet edenler" arasında geçer.
Bazılarına göre iki şahıs arasında. Bana göre ise "iktidar ve
muhalefet" arasında. Çünkü Cumhuriyet tarihimiz gösteriyor ki, zaman
değişiyor, iktidarlar değişiyor ama iktidarla muhalefet arasındaki ilişkilerin
niteliği pek değişmiyor. 2012 seçimlerinden beri TBMM'ye hâkim olan hava, fena
halde 1920'lerin, 1950'lerin, 1970'lerin havasını andırıyor.
***
1884 yılında Trabzon Vakfıkebir'de doğan Ali Şükrü Bey,
Bahriye Mektebi'nde okumuş, İngiltere'de deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz
kurmay binbaşısı iken son Osmanlı Meclisi'ne Trabzonmebusuolarak katılır.
Ancak, Meclis'in, 16 Mart 1920'de İtilaf Güçleri tarafından işgal edilip kapatılmasından
sonra Ankara'ya geçer. Yeni kurulan Büyük Millet Meclisi'nde
TrabzonMilletvekili sıfatıyla vazife alır. Bir süre sonra Mustafa Kemal'e
çeşitli nedenlerle muhalefet edenlerden oluşan İkinci Grubun önde gelenlerinden
olur.
Kendini yakından tanıyanların ifadesine göre, Ali Şükrü
Bey hitabet yeteneği yüksek, kürsüde sözünü sakınmadan konuşan biridir. Dönemin
siyaset adamlarından Zamir Bey'e (Damar Arıkoğlu) göre "İyi İngilizce
bilir, etine dolgun, uzunca boylu, gözleri miyop, kalın camlı gözlük kullanır,
çenesi biraz kısa, hafif elmacık kemikli, sert bakışlı, ifadesi düzgün, iyi
konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan" biridir.
"Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlayan", "Taassubu
hocalardan geri olmayan, kadının serbestîsi şöyle dursun, yüzlerinin açılmasına
bile tahammülü olmayan" biridir. Falih Rıfkı Atay da Ali Şükrü Bey'in
Meclis'teki muhafazakâr grup içinde "en azılı" olanlardan biri
olduğunu söyler. Nitekim 1920 yılında TBMM'nin kabul ettiği Men-i Müskirat
(içki yasağı) Kanunu onun işlerindendir.
Tan gazetesi
Dinî konulardaki hassasiyetleri ile dikkati çeken Ali
Şükrü Bey 2 Kasım 1922'de Saltanat'ın kaldırılmasından sonraki dönemde, her söz
alışında Hilafet'i savunmakla kalmaz, Mustafa Kemal'in Hakimiyet-i Milliye
gazetesine karşılık Tan gazetesini çıkarır, bir de Hilafet'i savunan broşür
bastırır. Aynı dönemde başlayan Lozan Barış Görüşmeleri'nde Türk heyetinin
başındaki İsmet İnönü'nün hariciyeci olmamasını sert şekilde eleştirdiği gibi,
Meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal'in tepesini iyice attırır.
Hatta 6 Mart 1923 tarihli oturumda Mustafa Kemal'le birbirlerinin üzerine
yürürler. Mustafa Kemal'in bir oldubittiyle bu ilk Meclis'i feshederek
seçimlere gitmeye karar verdiği günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur.
Son olarak 26/27 mart akşamı, Karaoğlan Çarşısı'ndaki
Kuyulu Kahve'de dostlarıyla sohbet edip ve nargile içtikten sonra Mustafa
Kemal'in muhafızlığını yapan Topal Osman'ın adamlarından Mustafa Kaptan'la kol
kola yürürken görülmüştür. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi Şevket Bey,
Başbakan Rauf (Orbay) Bey'e başvurur. İkinci Grup üyeleri tarafından Meclis
gündemine taşınan konu, vekillerce ateşli biçimde tartışılır, "kaybolan
tavuk değildir, bir milletvekilidir! Meclis derhal harekete geçmelidir" çağrısı
üzerine Ankara Valisi Abdülkadir Bey'in emriyle tüm polis ve jandarma teşkilatı
seferber edilir.
Papazın Bağı'nda ne oldu?
Topal Osman'ın yardımcısı Mustafa Kaptan'ın itiraf
ettiğine göre, Mustafa Kaptan tarafından, yemek bahanesiyle Topal Osman'ın
Saman Pazarı'ndaki evine götürülen Ali Şükrü Bey, burada Topal Osman ve sekiz
adamı tarafından kementle boğulmuştur. Mustafa Kaptan cesedin nereye
gömüldüğünü söylememiştir ama öğrenildiğine göre Topal Osman, kendisine Mustafa
Kemal tarafından verilen Papazın Bağı denen yerdeki evde saklanmaktadır.
Olayın ortaya çıkması üzerine Topal Osman'ın nasıl teslim
alınması gerektiğine dair harekât planını bizzat Mustafa Kemal hazırlar. Rauf
Bey'in anlattığına göre önce Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı (Tekçe)
çağrılmış, Mustafa Kemal bizzat sarmalama harekâtının krokisini hazırlamış,
ardından eşi Latife Hanım'la birlikte Çankaya Köşkü'nden ayrılıp, Rauf Bey'in
İstasyon'daki dairesine çekilmiştir. Latife Hanım'ın kızkardeşi Vecihi İlmen'e
göre ise Topal Osman ve adamları Çankaya Köşkü'nü sarıp da silah atmaya
başlayınca, Mustafa Kemal çarşafa bürünüp Latife Hanım'la birlikte köşkten
gizlice çıkmıştır. Hangi anlatım doğrudur bilinmez ama alınan tedbir
yerindedir, çünkü Topal Osman Ağa teslim olmayı kabul etmediği gibi Çankaya
Köşkü'ne gidip öfke ile her yeri kırıp dökecektir.
Bunlar olurken, polis ve jandarma cesedin neredeye
gömüldüğünü tesbit etmeye çalışmaktadır. 1 nisan günü bir çobanın ihbarıyla Ali
Şükrü Bey'in ölüsü Ankara civarındaki Mühye (Mehye) Köyü civarında gömülü
olarak bulunur. Ölünün vücudundaki izlerden anlaşıldığına göre Ali Şükrü Bey
son nefesine kadar direnmiştir. Öyle ki sıkılmış yumruğunun arasında Topal
Osman'ın evindeki sandalyeden kopardığı bir parça bulunmaktadır.
Resmî tarihe göre cesedin bulunmasından sonra, Topal
Osman Papazın Bağı'nda kıstırılmış, 1 nisanı (1923) 2 nisana bağlayan gece
sabaha kadar süren çatışmada yaralı olarak ele geçirilmiş, hastaneye
götürülürken yolda ölmüştür. Nedense (bazı kaynaklara göre başı kesilerek)
alelacele gömülmüştür. Ancak Meclis Ali Şükrü Bey'in katilinin yakalanarak Ulus
Meydanı'nda idam edilmesi kararını oybirliği ile aldığı için, başsız ceset
mezardan çıkarılmış, Meclis'in kapısında, ayağından darağacına asılmıştır.
Cinayetin ardında kim var?
Ali Şükrü Bey cinayetinin arkasında kim vardır sorusu o
günlerde de, daha sonra da çok kişiyi meşgul etmiştir. Mustafa Kemal'in neden
İstasyon'daki eve geçtiği, Topal Osman'ın neden Çankaya Köşkü'nü talan ettiği,
yaralı halde yakalandığı halde neden kafasının hemen kesilip gömüldüğü gibi
konular şüphe çekmiştir. İlginçtir, hemen her konuda bir şeyler söyleyen
Mustafa Kemal, bu konuda suskunluğunu korumuş, Topal Osman'dan
"suçlu" diye değil "zanlı" diye bahsetmiştir. Mahmut
Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923 adlı kitabında, olayı değişik ağızlardan
derledikten sonra Topal Osman'ın Ali Şükrü Bey'i şahsi husumetinden dolayı
öldürdüğünü savunur. Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıralar adlı eserinde Mustafa
Kemal'in Topal Osman'ın "tepelenmesi" sırasında sessiz kalışını biraz
imalı biçimde anlatır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz Yılların İzi
adlı anı kitabında "Bu çete şehirde nizam ve intizamı, hem de nizamiye
askeri kışlasında askerî disiplini bozacak tavırlar takınmaya başladı. Elbette
bu gayrıtabii hâl devam edemezdi. Galiba 'bir taşla iki kuş vurulsun' diye Ali
Şükrü Bey'in vücudunun ortadan kaldırılması Topal Osman'a havale edildi"
der. Mustafa Kemal'e ömrü boyunca sadık kalmış olan Falih Rıfkı Çankaya
kitabında, "Topal Osman da en sonunda nizamlı ordunun kıta kumanlarından
İsmail Hakkı Tekçe tarafından ve Mustafa Kemal'in emriyle Çankaya sırtlarında
vurulmuştur" der.
Rıza Nur'un iddiaları
Mustafa Kemal'in yeminli düşmanı Rıza Nur ise Hayat ve
Hatıralar kitabında olayın arkaplanını şöyle anlatır: "[Osman Ağa] Beni
severdi, bana itimadı vardı. Ben de onu severdim. Meclis'in önünden geçerken
dedi ki: 'Yahu Mecliste birçok vatan haini mebus varmış, bunlar memleketi
satıyorlarmış. Niye bana söylemiyorsun. Meclisi basıp hepsini keseceğim. Başka
çare yok, bu kadar emek, bu kadar kan. Memleketi kurtardık, şimdi bunlar
çıktı.'... Dedim ki bu hainleri sana kim haber verdi? Dedi ki 'Orasını sorma!'
Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki 'Gazi söyledi!' İş anlaşıldı.
Mustafa Kemal İkinci Gruptan bîzâr (zarar görmüş), çaresi de kalmamış. Topal
Osman'a bunları katlettirecek..."
Rıza Nur'a göre, Topal Osman'ın öldürülmesi emrini bizzat
Mustafa Kemal vermiştir. Topal Osman cinayetten sonra Mustafa Kemal tarafından
teselli edilmiş, Mustafa Kemal'in evinde saklanmıştır. Yine Rıza Nur'a göre
etrafları sarılan Topal Osman ve sekiz adamı mukavemet etmeden Muhafız Alayı
Kumandanı İsmail Hakkı Bey'e teslim olmuşlar, İsmail Hakkı Bey bu dokuz kişiyi
tabanca ile öldürmüştür.
Olaylı cenaze töreni
Ali Şükrü Bey'in cenaze töreni, hem Birinci ve İkinci
Gruplar arasındaki hem de Enver Paşacıların güçlü olduğu Trabzon ile Mustafa
Kemal arasındaki eski husumetlerin tazelenmesine vesile olur. Cenazeyi
götürmekle görevlendirilen Birinci Grup üyeleri cenazenin Kastamonu üzerinden
İnebolu'ya oradan da Trabzon'a götürülmesini uygun bulurken, İkinci Grup'tan
Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ve arkadaşları ise söz konusu yolun kardan kapalı
olmasını bahane ederek önce İstanbul'a oradan Trabzon'a götürülmesini isterler.
Mustafa Kemal ise, yolun kapalı olduğunu kabul etmekle birlikte protesto gösterilerine
neden olur endişesi ile İstanbul'a götürülmesine karşı çıkar. Sonuçta cenaze
İnebolu üzerinden Trabzon'a gönderilir ancak yol boyunca ve Trabzon'da hükümet
aleyhine olaylar yaşanır. 4 Nisan 1923'te Barutçuzadelerin İstikbâl gazetesinde
eski Trabzon Valisi "Deli" Hamit Bey imzasıyla Mustafa Kemal'i
hakarete varan ağır sözlerle eleştiren bir yazı yayımlanınca Mustafa Kemal,
Kazım Karabekir'e "Trabzon'da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle
söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruğu hak
ettiler" diyecektir.
Trabzon muhalefeti
Topal Osman'ın cesedi Ulus'ta sallanırken, TBMM kendini
feshederek seçim kararı almış, ardından geçici seçim kanunu tadil edilmiş, 15
nisanda 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na alelacele bir ek yapılarak
"TBMM hükümetlerinin kararlarına muhalefet etmek ve Saltanat'ı geri
getirmeye çalışmak vatana ihanet suçu" olarak tanımlandıktan sonra Meclis
kapanmış ve seçim ortamına girilmiştir.
Mustafa Kemal'in otoriter tavrını halk nezdinde teşhir
etmek için seçimleri fırsat olarak gören İkinci Grubun, artık ağzından çıkacak
her cümle "vatana ihanet" tanımı içine sokulabilecektir. Yine de Rize
ve Gümüşhane livalarını da içine alan Trabzon Vilayeti'nde Mustafa Kemal'in
ekibi aleyhine büyük bir çalışma başlar. Bazı Trabzonlular muhalefetin dozunu
öyle arttırırlar ki, Mustafa Kemal'in fotoğrafları yırtılır, Latife Hanım ile
Mustafa Kemal birlikte filmlerde göründüğünde ıslık çalınır.
Mayıs ayında İttihatçıların eski Maarif Nazırı Şükrü Bey
Trabzon'a vali olarak atanarak durum tamamen kontrol altına alınır. Barutçuzade
Faik Bey ve Hamit Beyler nedamet getirince affolunurlar. Lazistan Mebusu Ziya
Hurşit Bey'in adaylığı kabul edilmeyerek Meclis dışında kalması sağlanır,
yerine ağabeyi Faik (Günday) Bey seçilir. Böylece Milli Mücadele'nin başından
beri Ankara'yı meşgul eden "Trabzon Meselesi" sona ermiş olur. 11
Ağustos 1923'te açılan İkinci Meclis'e muhaliflerden sadece Gümüşhane Mebusu
Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey bağımsız olarak girebilmiştir. Muhalefetsiz Meclis
Lozan Barış Antlaşması'nı imzalar (yine de 14 kişi ret oyu verir), ardından
Ankara başkent yapılır ve Cumhuriyet ilan edilir. Artık yeni bir döneme
girilmiştir. Ama iktidar-muhalefet ilişkilerinde yeni bir şey yoktur...
***
Topal Osman kimdir?
Teşkilat-ı Mahsusa'dan Arif Cemil'e bakılırsa, Topal
Osman'ın tarih sahnesine ilk çıkışı 1. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla
Giresun'dan topladığı 100 kişilik çeteyle Trabzon hapishanesinin kapısını
açtırıp 150 mahkûmu çetesine ilave etmesiyledir. Kendi ifadesine göre 1. Balkan
Harbi'nde yaralanarak topal kalmıştır. Topal Osman'ın gönüllüleri Teşkilat-ı
Mahsusa'ya bağlı olarak Artvin yöresindeki Ermeni tehcirinde görev (!)
yaparlar. Nisan 1916'da Borçka'da Ruslara karşı savaşan Türk ordusuna katılan
Topal Osman, orduda olduğunu unutup kabadayılığa devam etmekle kalmayıp, sıcak
çarpışmaları görünce kaçma emareleri gösterince, komutanı kendisini affetmez ve
50 değnekle cezalandırır. Değnekler, kahramanımızın alelacele çürük raporu alıp
memleketine geri dönmesine yeter de artar bile. Topal Osman bir süre sonra
Giresun-Samsun havalisinde ortaya çıkar. Bölge uzun süredir bağımsız Pontus
Devleti'ni kurmayı hedefleyen Rum çeteleri ile uğraşmaktadır.
1915 suçlularından
İttihatçıların gizli örgütü Teşkilat-ı Mahsusa'nın son
başkanı Hüsamettin Ertürkanılarında, Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da, 9. Ordu
Müfettişi sıfatıyla Samsun'a gelir gelmez Havza'da Osman Ağa ile görüştüğünü
anlatır. Hâlbuki bu sırada Topal Osman İstanbul Divan-ı Harbi tarafından Ermeni
katliamlarına katılmaktan aranmaktadır. Anlaşılan bu alandaki maharetlerinden
Rumlara karşı yararlanmak ihtiyacı doğmuştur ki, 8 Temmuz 1919'da Osman Ağa
hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırılır. Topal
Osman, Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin Giresun Şube Başkanı olur
ardından 23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi'nde Mustafa Kemal'e
muhalefet edenleri sindirme görevini başarı ile yapar.
Vapur kazanlarında yakılanlar
Dönemin tanıklarından Hasan İzzettin Dinamo'ya göre
Mustafa Kemal "Pontus belasından kurtulmayı Topal Osman'ın tecrübeli
ellerine" bırakmıştır. Topal Osman da "Siz hiç merak etmeyin Paşam.
Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşekarısı
gibi boğulacak" demiştir.
Falih Rıfkı'ya göre Topal Osman basılan her Türk evine
karşı üç Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek,
vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile
bölgeyi Rumlardan tamamen temizler.
Ancak Topal Osman'ın bu "milli" gayretleri,
sadece gayrımüslimleri değil, bölgenin Müslüman/Türk eşrafını da mağdur eder.
Örneğin 3. Fırka Komutanı Rüştü Bey, 1920 yılının ağustos ayında TBMM'ye
gönderdiği mektupta, Osman Ağa'nın eşkıyalığından, taşkınlığından şikâyet eder.
Mustafa Kemal'den gelen cevabi telgrafta adeta "şikâyetlere kulak asma,
devam et" denmektedir.
Şikâyetlere kulak veren yok
1921'de bu sefer Lazistan (Rize) Mebusu Osman Bey Mustafa
Kemal'e bir telgraf gönderir. Rüştü Bey'in durumu yeterince anlatamadığını
düşündüğünden olacak, ayrıntılara girer: "Bu cahil adamın şimdiye kadar
Giresun'da yapmadığı rezalet kalmadı. Rumlardan ve ahaliden aldığı yüz binlerce
liranın hesabını kimse soramıyor. Şimdi eşkıyalığını Trabzon Limanı içinde
yapmaya başlıyor ki (...) bu halin devamı pek çok çirkin olaya sebebiyet
verecektir."
Ancak, bu mektup da işe yaramaz.
Aynı tarihlerde hazırlanan resmî bir raporda ise, daha
vahim bir iddia vardır: Topal Osman, Samsun havalisinde 900 kişiyi bir mağaraya
koyup öldürmüştür. Ama Topal Osman'ın işlediği suçlar, hakkında adeta bir
referans mektubu işlevi görür. Ağamız bir ay sonra TBMM tarafından Mustafa
Kemal'in muhafızlığını yapmak üzere Ankara'ya davet edilir. Topal Osman yolda
da boş durmaz ve Çorum-Alaca civarında evlere tecavüz eder, bazı hayvan ve
malları gasp eder.
Mart 1921'de patlak veren Koçgiri Kürt isyanını bastırmak
üzere bölgeye gönderilen Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki orduya katılan
Topal Osman'ın 47. Alayı öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis'te büyük
tartışmalar yaşanır. Topal Osman sadece isyancı Kürtleri değil, Suşehri,
Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa'daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya
göndermiştir. Koçgiri'den Sakarya Meydan Savaşı'na katılmak üzere yola
çıktığında son bir hamle yapar ve Merzifon'un Rum ve Ermeni ahalisini katleder.
Topal Osman Sakarya'da savaştıktan sonra sağ salim geri döner.
Efsanenin dirilişi
Bu tarihten sonra Topal Osman Ağa, Ankara'da en üst
makamların koruması altında iktidarın tadını çıkarmaya başlar ama saltanatı Ali
Şükrü Bey cinayeti ile sona erer. Peki, Topal Osman efsanesinin sonu gelmiş
midir? Hayır, gelmemiştir. 1925'te bizzat Mustafa Kemal'in emri ile Topal
Osman'ın naşı Giresun Kalesi'nde ilk gömüldüğü yerden alınıp, yine kale
içindeki anıtmezara nakledilir. Bu nakil olayı, Giresunluların, "Topal
Osman'ın ölümüyle Mustafa Kemal'in ilgisinin olmadığına" yürekten
inanmalarını sağlamıştır. Bu tarihten sonra Trabzonlular Ali Şükrü Bey'i
"demokrasi şehidi" olarak yüceltirken, Giresunlular da Osman Ağa'yı
adeta kutsal bir figüre dönüştürmüşlerdir.
12 Eylül darbesinin ardından 1981'de Giresun mülki
yöneticileri kendisini kahraman ilan etmek için Türk Tarih Kurumu'ndan görüş
alırlar ama gelen cevap olumsuzdur. Ama 1983'te Kenan Evren şehri ziyareti
sırasında Topal Osman'dan övgüyle söz eder. 1987'den itibaren yerel yöneticiler
2 nisanda Topal Osman'ı anmaya başlarlar. Yıllar sonra Susurluk Skandalı'nın
başkahramanlarından şimdi Ergenekon sanığı olarak Silivri'de hapiste olan
emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Giresun'da Jandarma Bölge Komutanlığı yaptığı
sırada, "Topal Osman Ağa'nın hayatından pek etkilendiği için" adına
bir heykel yaptırmaya karar verir. İstanbul'da yaptırdığı heykel, 2001 yılında
dikilmesi için Giresun'a gönderilir ama dönemin belediye başkanı, 22. Dönem CHP
Milletvekili ve iki dönem Giresun Belediye Başkanı Mehmet Işık'ın talimatıyla,
depoya kaldırılır. 2002'de heykel konusunda mülki idare, İçişleri ve
Genelkurmay arasında bir dizi yazışma yapıldığı haberleri basına sızar. Aynı
yıl, Giresun Kalesi'ndeki anıtın eski Türkçe yazılı kitabesi üzerindeki metinde
Topal Osman'ın "Pontus'çuların imhasındaki hizmetlerini" öven cümleleri
"milli güvenlik siyaseti" açısından sakıncalı bulunur ve yerine
"milli güvenlik siyasetine uygun" Latin harfli yeni plaket konulur.
Giresun'un milliyetçileri bu gelgitlere bir türlü anlam veremezler ve
celallenirler. Bu celallenme hâlâ sürüyor. Ne zaman Topal Osman'dan söz açsam,
mutlaka Giresun'dan tehdit mektupları alırım. Bakalım bu sefer de alacak mıyım?
Özet Kaynakça: Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, Tan Matbaası,
1961, Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, Siyasi Hatıralarım-2, Emre Yayınları,
1993; Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923, Başnur Matbaası, 1971; Rıza
Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. Cilt, Yayınlayan: Heidi Schmit, Altındağ Yayınları,
1967; Ahmet Demirel, Ali Şükrü Bey'in Tan Gazetesi, İletişim, Cemal Şener,
Topal Osman Olayı, Etik Yayınları, 1992; İpek Çalışlar, Latife Hanım, Doğan
Kitap, 2006; ERG Raporu için.bkz.:
http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/ERG_GerekceMetni_SON.pdf
hurayse@hotmail.com
TARAF
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.