********
Taner Akçam, Ermeni sorunu konusundaki çalışmalarıyla
biliniyor. 1970'lerin öğrenci liderlerinden, Türk solunu ve Kürt siyasetini
yakından biliyor. Abdullah Öcalan'ı iyi tanıyan ve PKK'nın kuruluşu ile
büyümesini yakından izleyen Akçam, örgütün ölüm listesinde de yer aldı. Babası
dahi PKK tarafından öldürülmek istenen Akçam, soruları cevaplandırdı
01 Nisan 2012 Pazar - 20:19
Örgütün iç infazlarına yönelik başlatılan soruşturmayı
çok olumlu bulduğunu dile getiren Akçam, devletin faili meçhulleri ile Abdullah
Öcalan ve PKK'nın faili meçhulleri arasında vicdanen ve ahlaken hiçbir ayrım
yapmayan bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini ifade etti. PKK'nın 12 Eylül
öncesi, hemen hemen her siyasi hareketten, örgütten insan öldürdüğünü dile
getiren Akçam, Öcalan'ın ise şiddet konusunda 'zaman kazanma' stratejisi
izlediğini belirtti.
Taner Akçam, Ermeni sorunu konusundaki çalışmalarıyla
biliniyor. 1970'lerin öğrenci liderlerinden, Türk solunu ve Kürt siyasetini
yakından biliyor. Abdullah Öcalan'ı iyi tanıyan ve PKK'nın kuruluşu ile
büyümesini yakından izleyen Akçam, örgütün ölüm listesinde de yer aldı. Babası
dahi PKK tarafından öldürülmek istenen Akçam, soruları cevaplandırdı.
FAİLİ MEÇHULLER ÜVEY EVLAT MUAMELESİ GÖRÜYOR
Türkiye'deki faili meçhul soruşturmaların biraz 'üvey
evlat' muamelesi gördüğüne dikkat çeken Taner Akçam, "Sanki, hiç
istenmeyen bir iş yapılıyormuş gibi bir havada gidiyor her şey. Soruşturmaların
arkasında kuvvetli bir siyasi irade yok. Ne Ayhan Çarkın'ın ifadeleri, ne
Diyarbakır'da sürmekte olan mahkeme, ne de PKK faili meçhulleri, basından,
siyaset dünyasından hak ettiği desteği elde edemiyor. Herkes, kendisinin 'faili
meçhullerini' korur havasında." dedi.
1990'lı yıllara ilişkin ciddi bir hakikat komisyonunun
kurulmasını isteyen Akçam, faili meçhul soruşturmalarında esas olanın ise
toplumdaki zedelenmiş adalet duygusunun örülmesi, tamir edilmesi olduğunu ifade
etti. Toplumun vicdanında 'bu konuya tek taraflı yaklaşılıyor' intibaı
oluşturulmasının çok kötü olacağını belirten Akçam, şunları söyledi:
"Amacın, 'intikam', 'karşı tarafa politik gol atmak' veya 'yaraların
deşilmesi' olmadığını açık olarak söyleyebilecek bir siyasi irade gerekir.
Türkiye toplumunun vicdanı, adalet duygusu çok örselenmiştir. Artık neredeyse
bölünmüş vicdanlara ve adalet duygularına sahip olur gibiyiz. Faili meçhullerin
ele alınış biçimi toplumda yeniden güçlü, ortak bir adalet duygusunu
yaratılmasına hizmet edebilir. Eğer bir toplumda böyle ortak adalet duygusu
geliştiremezseniz, bir arada yaşamanın imkanlarını da ortadan
kaldırırsınız."
PKK İÇİNDE DEMOKRASİ İSTEYEN, APO'YA KARŞI ÇIKANLAR
ÖLDÜRÜLDÜ
1983 yılında Almanya'dayken ya KUK (Barzani'ye yakın Kürt
örgütü) ya Kemal Burkay'ın örgütünden kendisinin arandığını dile getiren Akçam,
"PKK'nın bir grup elemanını hapsettiğini ve içeri attığını, işkence
ettiğini, öldürdüğünü bildirdiler. O zaman Öcalan ile yakın ilişkimiz devam
ediyordu ve bu haber üzerine bazı girişimlerde bulundum." dedi.
Akçam, bir anısını şöyle anlattı: "Bir gün Apo ile
yemek yiyorduk. Suriye'ye gidip gelmelerimde, birbirimizin evine gidip gelir,
karşılıklı ziyaretlerde bulunurduk. Yine böyle bir gündü, onların evindeydik.
Yemek sırasında geldi, bir şeyler söylediler Apo'nun kulağına. Kendisine 'ne
var' gibi baktığımı görünce, 'ya bizde bir kişi var, akıl hastası, gözaltına
aldık, hapse attık onu. Bizden ayrılmak istiyormuş, bizden ayrılmak isteyen
akıl hastasıdır; normal adam ayrılmaz bizden' dedi. O anda çok tuhafıma
gitmişti ama gene de galiba gerçekten bir sağlık sorunu var ortada diye
düşündüm. Çünkü, o dönemde, Türkiye'den çok zor koşullardan gelmiş, ciddi
psikolojik sorunları olan insanlar oluyordu. Bizde de vardı öyle arkadaşlar;
bana geliyor, 'ben buralarda yapamıyorum, Avrupa'ya çıkmak istiyorum, artık bir
örgütte aktif olmak istemiyorum', diyorlardı. Bu arkadaşların hemen tümünü
Avrupa'ya yolluyorduk. Gerçi, 'hareketin parasını niye bu insanlara harcıyoruz,
kendi imkanları ile gitsinler' gibi itiraz eden arkadaşlar oluyordu ama sonuçta
çıkartıyorduk bu arkadaşları Suriye'den. Sonuçta ben de herhalde böyle benzeri
bir psikolojik sorunu olan birisi var falan diye düşünmüştüm. Meğer, ortaya
çıktı ki, bu PKK içinde demokrasi isteyen, Apo'ya karşı çıkan insanlarmış. KUK
veya Özgürlük Yolcuları'nın haberinden anladım ki Apo, kendisine siyasi olarak
muhalefet etmek isteyen insanları tutuklatmış."
PKK BENİ HEDEF GÖSTEREN YAYINLAR YAPTI
Örgütün ilk olarak Zülfü Gök isimli PKK'lı bir genci
Almanya'nın Frankfurt şehrine bağlı Russelsheim kazasında öldürdüğünü açıklayan
Taner Akçam, sonra başka insanların da öldürüldüğünü ifade etti. Akçam, şöyle
devam etti: "En son Çetin Güngör (Semir) diye bir arkadaş vardı, bugün
benim için ayrı bir anlamı olan Dersimli ve bir Ermeni idi. PKK'nın Merkez
Komite üyesi ve Avrupa sorumlusuydu. PKK içinde demokrasi istediği için,
Abdullah Öcalan tarafından tutuklandı. Köln'de bir eve hapsedildi. Semir bu
evden kaçmayı başardı. Öldürüleceğini biliyordu. Hamburg'a bizim yanımıza
geldi. Bizim koruma imkanımız yoktu. Semir'i, Af Örgütüyle, Sosyal Demokrat
Parti, Yeşiller Partisi gibi parti ve bazı diğer kuruluşlarla görüştürdüm.
Koruma istedi ama olmadı. Semir'i Hamburg'da koruyamadığımız için İsveç'e gitti
ve orada sığınma aldı, sonra saklandı. Zannediyorum, bir-bir buçuk yıl sonra,
1985 yılında, ilk defa bir kültür gecesine katıldı ve hemen o gece onu
öldürdüler. Bunun üzerine, politik çevre olarak biz ve diğer bazı örgütler,
Hamburg'da PKK'yı çok ağır bir biçimde kınayan bir bildiri yayınladık. Ondan
sonra da PKK bana ve bizlere karşı kampanya başlattı. Serxwebun dergilerinde beni
'küçük Enver, küçük Atatürk' olarak hedef gösteren yayınlar yaptılar ve tehdit
etmeye başladılar."
PKK'NIN ÖLDÜRMESİNİ PROTESTO ETTİ, ONU DA ÖLDÜRDÜLER
Kürşat Timuroğlu'nun da Semir'in öldürülmesini protesto
ettiği için öldürüldüğünü anlatan Akçam, "Ben, Kürşat'ın ölümünden önce
zaten saklanmaya başlamıştım. Bu sırada Alman polisi, Hamburg'da yaşayan
babamın da PKK'lılar tarafından öldürüleceği ihbarını aldı. Babam 1-1,5 yıl, 24
saat polis korumasında yaşadı. Kürşat öldürülen sekizinci kişi idi ve bu öldürmeler
diğer örgütlere de sirayet ederek devam etti. Hannover şehrinde Özgürlük Yolu
(Kemal Burkay taraftarları); İsviçre'de Kurtuluş adlı siyasi gruptan bir başka
kişiyi daha öldürdüler. Kendi içlerinden de insan öldürmeye devam ettiler.
Belki 20'ye yakın siyasi cinayet işlediler Avrupa'da." diye konuştu.
Hollanda'da PKK'dan ayrılan Mahmut Bilgili adlı bir
avukatın kendisine akrabaları üzerinden haber gönderdiğini dile getiren Akçam,
PKK'nın mafya gibi bir örgüt olduğunu, hakkında bir şey söylendiğinde
öldürdüğünü aktardı. PKK hakkında bir şey söylememesinin istendiğini ifade eden
Akçam, Mahmut Bilgili'nin susmasının onun hayatını kurtarmadığını ve
Hollanda'da öldürüldüğünü söyledi.
"En üzücü olanı, kendi saflarından insanlar
öldürülmüş olan bazı örgütlerin liderleri Apo'ya ve PKK'ya övgüler düzen bir
siyasi çizgi benimsemeye başladılar. Bunu da sol ve solculuk adına savunmaktan
hiç bir mahzur görmediler. Artık neredeyse tüm Türk solunun ortak hedefi haline
gelen kişi ben oldum." diyen Akçam, Kürşat Timuroğlu'nu öldüren PKK'lı
katilin 2000 yılında Macaristan sınırında bir yerde yakalandığını, Almanya
mahkemesinde yargılandığını ve 15 veya 20 yıl hapis cezası aldığını kaydetti.
ÖCALAN'A ÇATLAK DİYENLER OLUYORDU
Örgüt tarafından öldürülen PKK Merkez Komite Üyesi Resul
Altınok'u tanıdığını dile getiren Taner Akçam, Altınok için girişimlerde
bulunduğunu; ancak öldürülmesini engelleyemediğini ifade etti. 1974 yılında
Ankara Yüksek öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içerisinde
Öcalan'ın Siyasal Bilgiler Fakültesi temsilcisi olduğunu anlatan Akçam, o zaman
Ankara'daki Kürt öğrenciler içerisinde 'Kürt gençlerinin ayrı örgütlenmesi ve
Türk arkadaşlarla birlikte ortak aynı örgütte olunması' yönünde iki görüşün
bulunduğunu söyledi. Öcalan'ın da Kürtlerin ayrı öğrenci örgütü kurmalarına
karşı olduğunu vurgulayan Akçam, Apo'ya 'çatlak' diyenlerin de bulunduğunu
aktardı.
Öcalan'ın, Mahir Çayan sempatizanı olduğuna dikkat çeken
Taner Akçam, "Öcalan, 'Mahir Çayan'ın fikirleri büyük şehirlerde
uygulanamaz, bu teori Kürdistan için yazılmıştır. Hepimizin Kürdistan'a gidip
silahlı mücadeleyi oradan başlatması gerekir' derdi. Bu savunduğuna inandı ve
hakikaten Kürt bölgesine giderek kendi partisini orada örgütledi." diye
konuştu.
1990'lardaki Kürt insanına yönelik işlenen binlerce
cinayet konusunda siyasi irade konmaz ve toplumda duyarlılık oluşturulmazsa PKK
infazlarının üstüne gitmenin çok anlamlı ve başarılı olabileceğini
zannetmediğini belirten Akçam, Kürt meselesinde demokratikleşme yaşanmazsa PKK
infazları konusunda yapılacak her girişimin zamanla, Kürt hareketini bastırmaya
yönelik bir adım olarak anlaşılabileceğine dikkat çekti.
"Faili meçhuller ve PKK infazları, Kürt açılımının
ve demokratikleşmenin olmazsa olmaz bir unsuru olarak ele alınmalıdır."
diyen Akçam, faili meçhullerin savaşın değil, barışın ve toplumsal huzurun
oluşturulması için bir aracı olması gerektiğini belirtti.
Geçmişte işlenmiş tüm cinayetlere, 'kendi tarihimizle
yüzleşmenin bir parçası' olarak yaklaşılması gerektiğinin altını çizen Akçam,
insan sevgisini öne çıkartan, 'canı veren Allah, alan da Allah'tır' diyen bir
ahlak geliştirilmezse PKK infazları veya devletin faili meçhulleri ile
uğraşmanın çok işe yarayacağını düşünmediğini söyledi.
BDP'nin bağımsız bir parti olmadığını vurgulayan Akçam,
her söyleyeceği cümlenin başına 'acaba PKK ne der' kaydını koyarak konuşmak
zorunda olduğunu belirtti. Bu sebeple PKK infazlarının üstüne gidebilecek
siyasi basiretleri olmadığını ve olamayacağını dile getiren Akçam, devletin
faili meçhulleri konusunda da çok hevesli bir tutum takınmadığına işaret etti.
PKK'nın kendisini BDP üzerinden sivil siyasette temsil ettirmesi durumunda
birçok sorunun çözüleceğini savunan Akçam, ancak PKK'nın bunu yapamayacağını,
zihniyetinin aykırı olduğunu belirtti.
Türkiye'nin adaletli bir toplum olması için PKK'nın ve devletin
işlediği cinayetlerin açıkça konuşabilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan
Akçam, "Her iki tarafın işlediği cinayetlere aynı mesafeden ve aynı adalet
duygusundan bakmayı beceremezsek zannediyorum toplumun vicdanında birliği
bütünlüğü yaratamayız." dedi.
ŞERAFETTİN ELÇİ'NİN PKK'DAN NASIL KAÇTIĞINI VE
SAKLANDIĞINI BEN BİLİYORUM
Şerafettin Elçi'nin 'PKK'nın sadece itirafçı olup ihanet
edenleri öldürdüğü' yönündeki açıklamalarına tepki gösteren Taner Akçam, bu
söylediklerinin ona yakışmadığını, niye yalan söylemek ihtiyacı hissettiğini
anlamadığını ifade etti. Akçam, "Şerafettin Abi, sen de az kaçıp,
saklanmadın PKK'dan... Kendisinin PKK'dan nasıl kaçtığını ve saklandığını ben
biliyorum. Gerek yoktu yalan söylemesine." şeklinde konuştu.
Devletin PKK'yı kurduğu görüşüne katılmadığını ifade eden
Akçam, Öcalan'ın kendi hareketi içerisinde MİT'in etkisinin ve uzantısının
olduğunu bildiğini aktardı. Kesire'nin babasının MİT mensubu olduğunu bildiğini
belirten Taner Akçam, şöyle devam etti: "Suriye'de yıllar sonra
karşılaştığımızda bana 'beni kullanmak istediler, ben de onları kullanmak
istedim. Canımı Suriye'ye zor attım' demişti. Sonuçta MİT'in örgütünü
kurmasında kendisine yol açtığını biliyordu ve Apo kullandı bu imkanı. Ayrıca,
geldiğimiz nokta itibarıyla bu tür teorilerin çok önemli olduğunu da
düşünmüyorum. Ortada 40 binden fazla insan ölüsü var. 20 yıllık savaşın kendisi
bir hakikat artık."
ERGENEKON DAVASI TARİHİ YÜZLEŞME İÇİN BİR FIRSAT
Ergenekon davasının çok ama çok önemli bir dava olduğunu
vurgulayan Akçam, "Aslında Türkiye'nin kendi tarihi ile yüzleşmesinin ve
geleceğini inşa etmesinin sembolü olabilirdi ama bu fırsat kaçıyor gibi.
Ergenekon, İttihat ve Terakki'nin bugünkü devamıdır. Ve bu bağlantı üzerinden
Türkiye tarihi ile rahat yüzleşebilir ve demokratik bir gelecek kurulabilirdi.
Ama siyasi iktidarın bunu yapabilecek ufku yok. Siyasi çizgi olarak da iyice
Ergenekon çizgisine geldi zaten." diye konuştu.
"Gerek PKK gerek Ergenekon veya ne kadar derin
olduğunu bilemediğim devlet, bu çatışmadan faydalanan güçler olarak bu alanda
başka güçlerin ortaya çıkmasına ortakça engel oluyorlar. Aralarında böyle bir
çıkar birlikleri vardır, olabilir de... Bu da savaşın mantığına uygun. PKK silahlı
mücadeleye başladıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendisine PKK'nın
dışında başka bir alternatif çıkmaması için PKK'ya dolaylı yardımcı olmuştur.
Çünkü çıkarları çakıştı." diyen Akçam, devletin Kürt hareketini,
demokratikleşme ile değil Kürdü Kürde kırdırarak kontrol altına alma mantığını
yürüttüğünü söyledi.
İlk defa AK Parti ile birlikte devletin Kürt siyasetinde
hafif bir değişiklik gözlemeye başladığını anlatan Akçam, silahlı olmayan
biçimlerde de Kürt probleminin üstüne gidilmesi gerektiğinin konuşulmaya
başlandığını ifade etti.
ERGENEKON DAVASININ ÜSTÜNE PKK-BDP YETERİNCE GİTMEDİ
Ergenekon davasının daha sıkı bir biçimde üstüne
gidilmesi halinde Kürt sorununun çözümüne, geçmişi irdelemesi bakımından çok
fazlasıyla katkısı olabileceğine dikkat çeken Akçam, şunları söyledi:
"Çünkü 1990'lı yıllarda Kürt meselesi, Ankara'nın Genelkurmay'ı ile
PKK'nın Kandil'i arasına sıkıştırıldı. Ve bu iki seçenek, birbirleriyle çıkar
birliği içinde oldukları için Kürt hareketi içerisinde ve Türkiye'deki her
türlü demokratikleşmeyi ortaklaşa bastırdılar. Böyle bir çıkar birliktelikleri
vardı. Onun için bu anlamda üstüne gitmek Türkiye'deki demokratikleşmenin önünü
açacaktır."
PKK-BDP'nin büyük gövdesi itibarıyla yeteri kadar davanın
üstüne gitmediklerini ifade eden Akçam, "Üstüne gitme Kandil ile
Ankara'nın Genelkurmay'ı arasındaki kesişme noktalarını açığa çıkacaktır. Bu
iki çevrenin zihniyet dünyalarının, insana ve topluma bakışlarının birbirine
çok benzediği görülecektir. Bu toplum olarak zihniyet dünyamızın sınırlarını
gösterir bize. Ergenekon konusunun üstüne yeteri kadar gidemiyoruz, çünkü bu
zihniyet dünyamızın duvarlarına çarpıyoruz. Türkiye'nin gerek bölgede, gerek
dünyada ciddi bir kuvvet bir iktidar olarak rol alabilmesinin, yer
alabilmesinin bir tek koşulu var aslında. Bu zihniyet duvarları ile
hesaplaşmak. Şiddete bakış ve şiddete tapışımızla hesaplaşabilmek. Yapılacak
şey çok basit aslında, bütün ayak oyunlarından uzak demokratikleşmeyi ve
özgürlükleri geliştirmek. 'Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz'
diyebilmektir. Siyasi cinayet, kimin adına, kimin tarafından ve kime karşı
yapılırsa yapılsın, cinayettir demeyi becermek gerekir. Gerisi
palavradır." dedi.
Yeni anayasa çalışmalarının büyük bir fırsat olduğunu
dile getiren Taner Akçam, artık AK Parti'nin anayasa yapacağına inanmadığını
söyledi. Hiçbir anayasa değişikliği beklemeden, hiç bir pazarlık, görüşme
yapmadan, dil konusunda ve eğitim konusunda tüm engellerin derhal ortadan
kaldırılması gerektiğini belirten Akçam, Avrupa Birliği sözleşmeleri
çerçevesinde özerkliğin, yerel özerkliğin derhal uygulamaya konulması
gerektiğini ifade etti.
Türkiye'nin 1990'lara göre çok mesafe kat ettiğini ve
bunu AK Parti'nin yaptığını anlatan Akçam, şöyle devam etti: "Deyim
yerinde ise, frene basıldı. PKK cinayetleri de faili meçhuller de geçmişte
yaşanmış adaletsizliklerin başında gelir. Bu yaraların sarılması gerekir. Ama
dediğim gibi adaleti sağlamak konusunda frene basıldı. Hatta şimdi doğru dürüst
yargılama bile olmadan, Ergenekon ve diğer sanıkların tahliye edilecekleri
konuşuluyor. Benim görebildiğim şu: 'gene adalet sağlanmadan her şey eskisi
gibi olacak.' Toplumun kalbinde, vicdanında yine 'yapanın yanına kar kaldı'
duygusunun yerleşeceğinden korkuyorum. Bence bu çok kötü. Kürt meselesinde çok
iyi adım atıyoruz diye övünmek isteyenler olabilir. Ama görmeliyiz ki
vicdanlarda ve kalplerde ayrılığın tohumlarını ekiyoruz."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.