Etiketler

Ermeni meselesi ve çözüm

9-10 Nisan tarihlerinde Radikal’de peş peşe iki yazı yayımladım Ermeni meselesinin hukuki boyutu ve kendi çözüm önerilerim üzerine… İki amacım vardı bu yazılarda. Bir tanesi Türkiye’nin yaptırıma uğrama konusundaki korkusunun temelsizliğini göstermek ve ikincisi de çözüm için üzerine düşünülecek bir yol haritası ortaya koymaktı. Sonradan fark ettim ki yazdıklarım çözümsüzlük lobisinde büyük bir panik yaratmış, yazılı ve görsel medyada tezlerim orasından burasından çekiştiriliyor. Yüz yıl daha Türkiye’nin bu meselenin prangasında yaşamasını istiyorlar ve bunu da “vatanseverlik” kisvesiyle yapıyorlar. Gerçekten çok yazık...


*************
9-10 Nisan tarihlerinde Radikal’de peş peşe iki yazı yayımladım Ermeni meselesinin hukuki boyutu ve kendi çözüm önerilerim üzerine. Bu yazılarda ilk önce Türkiye’ye karşı ne tür davalar açılabileceğini ve açılamayacağını tartıştım. Yazılara bakınca göreceğiniz üzere çeşitli nedenlerle bu konularda uluslararası mahkemelerde Türkiye’ye karşı dava açılabilmesi mümkün değil. Ki bu, Türkiye’nin elini rahatlatan bir konu.  Örneğin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir dava açılabilse, ondan sonra artık hiçbir manevra alanınız kalmıyor. Uluslararası boyuttan sonra, asıl meselenin ulusal hukuklarda açılan davalar olduğunu söyledim. Amerika’da açılan davaları örnek verdim ve bugünün siyasi konjonktürü içinde bu davaların düşeceğini ama hava değiştiğinde tekrar Türkiye’nin benzeri davalarla karşılaşabileceğini anlattım. Ve kendimce, işin hukuki boyutuna ilişkin bir yol haritası önerdim. Bu haritada, ilk olarak, sürekli soykırım değil diyen Türkiye’nin, kendisinin meselenin adını koyarak, o çerçevede özür dileyebileceğini, ikinci adım olarak, Amerika ve AB ile bir uluslararası anlaşma imzalayıp Ermeni meselesi konusunda açılacak tüm davalarda tek yetkili olanın Türk mahkemeleri olduğunu kayda geçebileceğini belirttim. Son olarak da bir iç hukuk yolu yaratarak tapu ve diğer belgelerle hak sahibi olduğunu ispat edenlere “tehcir” nedeniyle meydana gelen zararlarının tazmin edilmesini önerdim. İki tane amacım vardı bu yazılarda. Bir tanesi Türkiye’nin yaptırıma uğrama konusundaki korkusunun temelsizliğini göstermek ve ikincisi de çözüm için üzerine düşünülecek bir yol haritası ortaya koymaktı. Sonradan fark ettim ki yazdıklarım çözümsüzlük lobisinde büyük bir panik yaratmış, yazılı ve görsel medyada tezlerim orasından burasından çekiştiriliyor. Yüz yıl daha Türkiye’nin bu meselenin prangasında yaşamasını istiyorlar ve bunu da “vatanseverlik” kisvesiyle yapıyorlar. Gerçekten çok yazık...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.