Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Araştırmaları
Enstitüsü, Barış ve Haklar Tesisi Programı direktörü David Phillips, “En az yapıcı
rol oynayanlar listesinde ilk sırayı Başbakan Erdoğan’a vereceğim. Erdoğan, 2
Nisan’da protokollerin paraf edilmesinin hemen ardından Türkiye ve Ermenistan
arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini Karabağ sorununun çözümüne bağlayan
bir konuşma yaptı. Kendi Dışişleri Bakanlığı’nı da şaşırtarak 13 Mayıs’ta
Bakü’ye gitti ve işgal altındaki toprakları Azerbaycan’a iade edilmediği sürece
Ermenistan’la normalleşme olmayacağını söyledi. Bu Minsk Grubu’ndaki
tartışmaların çıtasını yükseltti. O sırada gruptaki görüşmeler Karabağ’ın
tamamının değil, bazı bölgelerin iadesi üzerine yoğunlaşmıştı. Erdoğan Mart
2010’da da Türkiye’de kaçak yaşayan Ermenileri sınır dışı etme tehdidinde
bulundu. Daha sonra da Kars’taki Türk-Ermeni dostluk anıtını yıktırdı. Bu
adımlar sürece yönelik isteksizliğin göstergesi.
***********
Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan ve
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kasım 2009'da iki ülke arasındaki ilişkilerin
normalleştirilmesini öngören protokollere imza atarken
Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanları, 2009’da
Zürih’te imzaladıkları protokollerle iki ülke arasında yıllar sonra ilişkilerin
normalleştirilmesinin önünü açtı. Ancak iki ülkedeki yoğun iç muhalefet, bu
protokollerin hayata geçmesini engelledi. Dün Washington’da bir araya gelen
uzmanlar, Ankara-Erivan ilişkilerinin geldiği aşamayı ve gelecekten
beklentileri değerlendirdi.
İlişkilerin ne zaman normalleşeceği bilinmese de, Türkiye
ve Ermenistan arasındaki ilişkiler resmi olmayan düzeyde devam ediyor.
Washington’daki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda bir araya gelen Amerikalı
uzmanlar, toplumlar arası ilişkilerin devamının devletlerarası ilişkilerin
gelişmesine fırsat tanıyacağı görüşünde.
Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Araştırmaları
Enstitüsü, Barış ve Haklar Tesisi Programı direktörü David Phillips, “Gelecekte
Türklerle Ermeniler arasında sorunların çözülmesi için geçmişle
hesaplaşılmamalı. Tarih açısından da ben arşivleri karıştırmak yerine birlikte
çalışma fırsatı olduğuna inanıyorum. Tarihçiler ortak bir komisyon kurup
arşivleri inceleyebilir, hangisi güvenilir, hangisi sahte araştırabilirler. Ama
arşivlerin yanı sıra Türkler ve Ermeniler kültürel ve tarihi anıtların da
durumunu incelemek, onları restore etmek için bir ortak komisyon kurulabilir,”
diye konuşuyor.
Phillips, Türkiye ve Ermenistan arasındaki protokollerin
imzalanmasından sonraki dönemi “Diplomatik Tarih” adlı çalışmasında inceliyor.
Phillips, araştırmayı hazırlamak için Türk, Ermeni, Amerikalı ve İsviçreli
yetkililerin görüşlerini aldı. Uzman, protokollerin onaylanma sürecinin
başarıya ulaşmamasında Amerikan diplomasisinin de payı olduğunu düşünüyor:
"Başkan Obama Nisan 2009’da Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’le
görüştüğünde, Karabağ sorununun ayrı olduğu konusunda uzlaşmaya varmadığı için
hayati bir fırsat kaçırıldı. Ankara ve Erivan’daki Amerikan büyükelçilikleri
arasındaki iletişim de çok zayıftı. Protokollerin imzasına Dışişleri Bakanı
Clinton şahsen katıldı. Sonra bakanlık geri kalan işleri bürokrasi çarkına
soktu. Çok sayıda sorun içeren konu, dışişleri bakanının yardımcılarından
birine devredildi. Ben protokollerin onaylanması için Amerika’nın özel temsilci
atamasını önerdim, ama böyle bir şey olmadı. Washington Zürih’teki imza
töreninden sonra her şeyin pürüzsüz ilerleyeceğini düşündü."
Geçmişte Amerika Dışişleri Bakanlığı’na danışmanlık yapan
Phillips, Ermenistan’ın hatasını ise üç nedene bağlıyor: “Ermenistan
hükümetinin ilk açıklamasını soykırım anma gününden iki gün önce yapması büyük
hataydı. Bu Taşnaklar ve diğer muhalefet tarafından soykırımı tanımayı
reddetmek şeklinde yorumlandı. Sonra Erivan hükümeti şeffaf bir diplomasi
izlemedi. Kamu diplomasisi yoktu, sivil toplum örgütleriyle iletişim kurulmadı,
danışılmadı. Dışişleri Bakanı Nalbandyan, bana tüm görüşmeleri, Cumhurbaşkanı’nın
verdiği talimat doğrultusunda kendisinin yürüttüğünü söyledi. Hükümet ayrıca
1920 ve 21’deki Kars ve Moskova Anlaşmaları’nı tanımadığını bildiren Anayasa
Mahkemesi’nin kararından hemen sonra Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı
duyduğunu açıklamalıydı. Sonuçta AGİT üyeleri birbirlerinin toprak bütünlüğüne
göz dikemez. Böyle bir açıklama, Türkiye’deki muhalefeti de yatıştırabilirdi.”
Protokollerin neden iki ülke parlamentolarınca
onaylanmadığına kendi çalışmasında ayrıntılı yer veren David Phillips, eleştiri
oklarını Ankara’ya da yöneltiyor: “En az yapıcı rol oynayanlar listesinde ilk
sırayı Başbakan Erdoğan’a vereceğim. Erdoğan, 2 Nisan’da protokollerin paraf
edilmesinin hemen ardından Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin
normalleştirilmesini Karabağ sorununun çözümüne bağlayan bir konuşma yaptı.
Kendi Dışişleri Bakanlığı’nı da şaşırtarak 13 Mayıs’ta Bakü’ye gitti ve işgal
altındaki toprakları Azerbaycan’a iade edilmediği sürece Ermenistan’la
normalleşme olmayacağını söyledi. Bu Minsk Grubu’ndaki tartışmaların çıtasını
yükseltti. O sırada gruptaki görüşmeler Karabağ’ın tamamının değil, bazı
bölgelerin iadesi üzerine yoğunlaşmıştı. Erdoğan Mart 2010’da da Türkiye’de
kaçak yaşayan Ermenileri sınır dışı etme tehdidinde bulundu. Daha sonra da
Kars’taki Türk-Ermeni dostluk anıtını yıktırdı. Bu adımlar sürece yönelik
isteksizliğin göstergesi. 12:01:40 Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise göreve
geldiğinde ‘sıfır sorun’ politikasını savunuyordu, görevi süresince Türkiye’nin
tüm sınırlarında sorunlar arttı.”
Türkiye ve Ermenistan arasında ilişkilerin resmi düzeyde
normalleşme süreci başka bir bahara kaldı. Amerika’nın eski Erivan
büyükelçilerinden Michael Lemmon da bu konuda iyimser değil: “Mevcut iç ve
bölgesel siyasi gerçeklere bakarsak, protokollerin temsil ettiği devletlerarası
çabaları, çok boyutlu, sivil toplumlar arası çabalara dönüştürmek daha verimli
görünüyor. Bu dönüşüm diğer çabanın iptali anlamına gelmiyor. Sadece
devletlerarası girişimlere ara verilmeli. Zaten toplumlararası ilişkiler
mevcut. Bu ilişkileri toplumların diğer unsurları arasında daha da geliştirip
zenginleştirmekte yarar var.”
Uzmanlara göre Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan,
ama parlamentolar tarafından onaylanmayan protokoller, her hâlükârda
ilişkilerin normalleştirilmesine fırsat tanıyor. Mevcut koşullarda bile Türkler
ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, normalleşme sürecine halk
desteğinin kazanılması mümkün görülüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.