“Aghavni’nin babası 1915’te öldürüldü. 1915’te Sivas
boşaltılmadan yaklaşık 1 ay önce, Aghavni bölgedeki siyasi liderlerin çoğunun
tutuklandığını hatırlıyordu. Bir gün 60 erkek asıldı. Ertesi gün otuz Ermeni
erkek daha asıldı. Bir gün sonra 25 kişi daha onları izledi… Evet bu hikaye,
bir filmden ya da romandan alınma değil. Bu bir insan, bir aile, bir ulusun
dramı. Bu bir soykırım fotoğrafı! Bugüne kadar görmeyenler, görmek
istemeyenler, inanmayanlar, inansalar da hiçbir şey yapmayanlar, resmi devlet
yalanlarına inananlar, susanlar hepiniz, hepiniz suçlusunuz! Ve yapacağınız tek
şey var: Utanmak ve af dilemek!..
*****
“Aghavni’nin babası 1915’te öldürüldü. 1915’te Sivas
boşaltılmadan yaklaşık 1 ay önce, Aghavni bölgedeki siyasi liderlerin çoğunun
tutuklandığını hatırlıyordu. Bir gün 60 erkek asıldı. Ertesi gün otuz Ermeni
erkek daha asıldı. Bir gün sonra 25 kişi daha onları izledi.
Aghavni, geceleri birçok Ermeni erkeğin birbirlerine
zincirlenerek, şehrin dışına götürülüp öldürüldüklerini hatırlıyordu.
Askerde olan kocası, Bedros da öldürüldü. Sivas, hiçbir
ihtar verilmeden sürülmüştü. Aghavni, evden 2 günlük erzak alarak yolculuğa
çıktı. 20 yaşındaydı ve 2 çocuğu vardı. Akrabaları ile birlikte, bir eşek
kiraladı. Erzak ile çocukları eşeğe bindirdiler. 3 gün sonra eşek yorgun düştü.
Aghavni ve kayınvalidesi, çocukları kucaklarında,
yürümeye başladılar.
Aghavni’nin annesi biraz kervanın gerisinde kalmıştı.
Uzaktan Aghauni, annesini bir jandarmanın vurduğunu
gördü. Annesine doğru koştu. Fakat jandarmalar, onu öldürmekle tehdit ettiler.
Böylece, 7 ay yürüdüler. Büyükannesi, jandarmalar tarafından, Fırat nehrine
atılarak boğuldu. Yol boyunca 2 teyzesi de öldürüldü. Amcası ve bir komşusu,
Türk çeteciler tarafından boğazları kesilerek öldürüldüler. Su ve yiyecekleri
çok azdı. Aghavni bebeğinin zıbınını ıslatıp ağzına su damlatıyordu.
Aghavni, sürgün sırasında, yüzlerce genç Ermeni kadının,
Fırat nehrine atlayarak intihar ettiklerini hatırlıyordu...
Başka bir hatırladığı da, Türkler tarafından öldürülen ve
Fırat nehrinde yüzen, insan bedenleriydi. Aradan zaman geçti, Derzor’a doğru
gitmeye çalışırken, dağ yollarında çocuklarını da kaybetti. Çok acı çekiyordu.
Derzor’a geldiğinde artık yapayalnızdı.
Ölü gibiydi ve çırılçıplaktı, çok utanıyordu. O’na bir
aile yardımcı oldu. Sağlığına kavuştu. Birkaç yıl sonra yeniden evlendi. Ve ilk
çocuğuna, soykırımda kaybettiği kocası Bedros’un adını verdi.”
* * *
Evet bu hikaye, bir filmden ya da romandan alınma değil.
Bu bir insan, bir aile, bir ulusun dramı. Bu bir soykırım
fotoğrafı!
Bugüne kadar görmeyenler, görmek istemeyenler,
inanmayanlar, inansalar da hiçbir şey yapmayanlar, resmi devlet yalanlarına
inananlar, susanlar hepiniz, hepiniz suçlusunuz! Ve yapacağınız tek şey var:
Utanmak ve af dilemek!..
Eren Keskin, 23 Nisan 2012, Sesonline.net
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.