Yazıda, işte bu tespitten yola çıkarak devletteki sorunlu
gayrimüslim algısının değişmesi için medyadan fazla bir şey umamayacağımızı;
sözünü ettiğim anomali nedeniyle, tam tersine, medyadaki hayırlı değişimlerin
ancak devletteki değişikliklerden sonra mümkün olabileceğini öne sürmüştüm… Bitirirken,
"Devlette ve medyada gayrimüslim algısı" başlıklı yazıda yeteri kadar
vurgulamadığım için yanlış anlamalara yol açan noktaların üzerinden bir kez
daha gitmek istiyorum... Birincisi: Temel iddiamda ısrarlıyım. Yani,
"devlet değişmeden medya değişmez..." İkincisi: Devletle medya
arasında kurduğum "karamsar" ilişkiyi kesinlikle devletle toplum
arasında kurmuyorum. Bunun tam tersinin geçerli olduğuna inanıyorum: Toplumdaki
algı değişecek, devlet de er ya da geç ona uymak zorunda kalacak… Üçüncüsü:
Önceki yazıyı, yine bir indirgemecilikle salt devlet-medya ilişkisi bağlamında
kurmuş, "toplum"u bilerek analiz dışında bırakmıştım. Analize toplumu
da katsaydım, "devlet değişecek, medyadaki değişim onu izleyecek"
kötümserliğiyle yetinmez, devletteki sorunlu gayrimüslim algısının toplum
üzerinden nasıl değişeceğini de izah ederdim. Önceki yazının son cümlesi
"devlet değişmeden medya değişmez"di, şimdi şöyle diyorum: Toplum
değişmeden ne devlet değişir ne de medya!Peki, toplumdaki sorunlu gayrimüslim
algısının olumlu yönde değişmesi hususunda iyimser miyim? Elbette!( Devlet
değişmeden toplumun değişeceğini düşünmek fazla iyimser bir bakış. Devletin
algısı ve bakışı değişmeden ne medya ne de toplum değişir. HYETERT)
********
Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş, Yeni Şafak yazarı
Kürşat Bumin tarafından eleştirilen "Devlette ve medyada gayrimüslim
algısı" başlıklı yazısında yanlış anlamalara yol açan noktaların üzerinden
geçti...
Alper GÖRMÜŞ/TARAF
Arkadaşı ve dostu olmaktan onur duyduğum Kürşat Bumin'in
Yeni Şafak'taki köşesini (23 mayıs) gördüğümde, içimden "eyvah"
dedim... Çünkü derinliği ve kendine has üslubuyla, polemiğe soyunduğunda
gözümde bu alanın en baş edilemezi haline gelen bir yazar tarafından daha yazı
başlığından polemik meydanına davet ediliyordum: "Alper'le polemik! Devlet
değişmeden değişemeyecek miyiz?"
Başıma bu işi açan, Kürşat'ın Yeni Şafak'taki yazısından
bir gün önce Taraf’ta yayımlanan "Devlette ve medyada gayrimüslim
algısı" başlıklı yazımdı.
Kısaca hatırlatayım:
Yazıda, medyadaki sorunlu gayrimüslim algısının
devletteki sorunlu algının doğrudan uzantısı olduğunu; bu anomalinin de,
medyanın, olması gerektiği gibi toplumsal talepleri devlete iletmek yerine
devletin toplumdan taleplerinin aktarıcılığına soyunmasından kaynaklandığını
savunmuştum.
Yazıda, işte bu tesbitten yola çıkarak devletteki sorunlu
gayrimüslim algısının değişmesi için medyadan fazla bir şey umamayacağımızı;
sözünü ettiğim anomali nedeniyle, tam tersine, medyadaki hayırlı değişimlerin
ancak devletteki değişikliklerden sonra mümkün olabileceğini öne sürmüştüm.
Kürşat'ın da dediği gibi, bazı
"indirgemecilikler"e başvurduğumu, bazı tercihlerimi
"pragmatik" kaygılarla dile getirdiğimi açıkça söyleyerek
"polemiğe açık" bir yazı kaleme aldığımı zaten itiraf etmiştim.
Böyle yazmış olamazdım!
Kürşat, bunları hatırlattıktan sonra "Ama ben yine
de 'polemik'i başlatmak istiyorum!" diyor ve başlatıyor:
"Alper'i bu seçimini yaparken haddinden fazla
'kötümser' buldum. Üstelik bu kötümserlik sadece 'medya' değil, çok daha önemli
olarak 'toplum' söz konusu olduğunda da geçerli. Güzel gelişmelerin 'toplum'
tarafından samimi ve ciddi biçimde benimsenmesi gerçekleşmeden hayat
bulamayacağını Alper de biliyor tabii ki... 'Medyamızda Gayrimüslim Algısı'nda
olduğu gibi 'Devletimizde Gayrimüslim Algısı'nda şahit olacağımız olumlu
gelişmelerin de ön koşulunun 'Toplumumuzdaki Gayrimüslim Algısı'nın doğru yola
girmesinden geçtiğinin tabii ki Alper de farkında... 'Oradaki rasyonel'i gerçek
anlamda rasyonel kılacak olanın 'devlet aktörleri' değil, toplumsal aktörler
olduğunu kuşkusuz o da kabul edecektir."
Kürşat'ın yazısının bu ilk satırlarını okuduğumda çok
şaşırdım... Doğru, ben yazımı, tartıştığımız algıya dair olumlu gelişmeler
faslında medyaya neden güvenemeyeceğimizi, o hususta neden "kötümser"
olduğumu anlatmak için kaleme almıştım. Fakat "toplum" konusunda da
benzer bir kötümserlikten söz etmiş olamazdım. Yazının bir yerinde toplumun
hâlihazırdaki gayrimüslim algısının da sorunlu olduğunu ifade ettiğimi
hatırlıyordum, fakat toplumdaki algının değişmesini, medya faslında öne
sürdüğüm gibi "devlet"teki değişmeye bağladığımı hatırlamıyordum.
Bunu yapmış olamazdım, çünkü böyle bir şey ancak toplum-devlet ilişkisine,
toplumdaki ve devletteki değişimlerin yönüne dair kendimi bildim bileli
müracaat ettiğim temel varsayımlardan vazgeçmemle mümkün olabilirdi.
Üstelik yazdığım yazı devlet-medya ilişkisine dairdi;
devlet-toplum ilişkisine dair herhangi bir tesbitte bulunmamıştım.
Yine de, "Kürşat bu netlikle yazdığına göre, yazımda
onu böyle düşünmeye sevk eden bir şeyler olmalı" diyerek "Devlette ve
toplumda gayrimüslim algısı" başlıklı yazıma döndüm...
"Toplumsal önyargılar" var ama...
... Döndüm ve Kürşat'taki algıya yol açtığını düşündüğüm
bölümü buldum. Şöyle yazmışım:
"Medyanın gayrimüslim algısındaki değişimin,
medyanın kendi içindeki hayırlı bir dönüşümle gerçekleşebileceğine dair
umutlarımı azaltan şeylerden biri de, bir dönemde gücü elinde bulunduranlara
karşı eleştirel pozisyon alabilmiş medya kesimlerinin, gücün el değiştirip
'kendilerinden olanlara' geçmesinden sonra bu niteliklerini kaybetmiş
olduklarını tecrübe etmiş olmam... Böylece bir kez daha gördük ki, yenisiyle
eskisiyle merkez medyalar hükümet ve devlete karşı bağımsız bir pozisyondan
eleştiri üretmek konusunda yapısal-ideolojik zaaflarla malûldür.
Medyanın eleştirel yaklaşmasını beklediğimiz alan üstelik
toplumsal önyargılarca da beslenen bir alansa (ki gayrimüslim algısı tam böyle
bir alana işaret ediyor), o zaman 'bağımsız bir değişken olarak medya'dan çok
da fazla bir şey umamayız."
Kürşat sanıyorum, "toplumsal önyargılar”a işaret
eden bu son paragraftan, benim, "medya gibi topluma da güvenemeyiz, bu
algı değişecekse devlet üzerinden ve onun sayesinde değişecektir" gibi bir
sonuç çıkardığımı düşünmüş.
Doğrusu, yazı boyunca medyadaki sorunlu gayrimüslim
algısının değişmesinin devletteki değişime bağlı olduğunu söyleyip de (ki zaten
yazı da "devlet, değişmeden medya değişmez" cümlesiyle bitiyordu),
devletteki değişimin nasıl olacağından hiç söz etmemenin "gevşek
dokulu" bir meram anlatma olduğunu şimdi anlıyorum. Şimdi, yazının,
devletteki sorunlu gayrimüslim algısının devletin "kendi içinde" bir
değişimle mümkün olduğuna dair bir düşünceye yol açabileceğini kabul ediyorum.
(Bu yazıyı yazmadan önce Kürşat'la telefonda sohbet ederken ona
"haklısın" derken aklımdan bunlar geçiyordu.) Fakat bütün bunlara
rağmen benim gerçek düşüncemin böyle olamayacağını, bunun neredeyse devlet ve
topluma dair düşüncelerimin tamamından vazgeçmem anlamına geleceğini
söylüyorum.
Bütün bu mülahazalarla Kürşat'ın şu sözlerini üzerime
alınmıyorum:
"Demek ki, umudumuzu 'toplum algısı'nın doğru yola
girmesine bağlamak gerekir derken, herkesin 'toplum'dan anladığı şeyin aynı
olmadığını bilmemiz gerekiyor. 'Toplumsal'! ülkedeki bu ve diğer 'zararlı'
algıları ortadan kaldırmaya muktedir tek alan olarak kabul ederken, 'Devleti
aklından çıkaramayan bir 'sivilleşme-sivikleşme' gayretinin hakiki ve
dolayısıyla makbul olmadığını söyleyeceğiz. Demek ki her şeye rağmen
toplum-toplumsallıktan umut kesip Devlet'e 'Buyur bu algıyı da sen düzelt'
demenin haddinden fazla problemli olduğunu tekrarlayacağız..."
Toplum değişmeden ne devlet değişir ne de medya!
Yanlış anlaşılmasın: "Üzerime alınmıyorum"
deyip kendi hakkımı korurken, yazdığım yazının yukarıda ifade ettiğim
"gevşeklik"le malûl olduğunu bir kez daha söyleyerek Kürşat'ın
hakkını da koruyor ve bana bu düzeltmeyi yapma fırsatı verdiği için kendisine
teşekkür ediyorum.
Bitirirken, "Devlette ve medyada gayrimüslim
algısı" başlıklı yazıda yeteri kadar vurgulamadığım için yanlış anlamalara
yol açan noktaların üzerinden bir kez daha gitmek istiyorum...
Birincisi: Temel iddiamda ısrarlıyım. Yani, "devlet
değişmeden medya değişmez..." Bu iddiayı ancak medyayla devlet arasındaki
"demokratik normal”lerle bağdaşmayan ve tepetaklak duran ilişkide
gerçekleşecek radikal bir değişim çürütebilir. Bir gün öyle bir şey olursa, ben
de devletteki sorunlu gayrimüslim algısının değişmesinde medyanın olumlu bir
rol oynayabileceğini kabul ederim.
İkincisi: Devletle medya arasında kurduğum
"karamsar" ilişkiyi kesinlikle devletle toplum arasında kurmuyorum.
Yani, toplumdaki sorunlu gayrimüslim algısının olumlu yönde değişmesinin
devletteki algının değişmesine bağlı olduğu gibi bir düşünceye sahip değilim.
Bunun tam tersinin geçerli olduğuna inanıyorum:
Toplumdaki algı değişecek, devlet de er ya da geç ona
uymak zorunda kalacak.
Üçüncüsü: Önceki yazıyı, yine bir indirgemecilikle salt
devlet-medya ilişkisi bağlamında kurmuş, "toplum"u bilerek analiz
dışında bırakmıştım. Analize toplumu da katsaydım, "devlet değişecek,
medyadaki değişim onu izleyecek" kötümserliğiyle yetinmez, devletteki
sorunlu gayrimüslim algısının toplum üzerinden nasıl değişeceğini de izah
ederdim.
Önceki yazının son cümlesi "devlet değişmeden medya
değişmez"di, şimdi şöyle diyorum: Toplum değişmeden ne devlet değişir ne de
medya!
Peki, toplumdaki sorunlu gayrimüslim algısının olumlu
yönde değişmesi hususunda iyimser miyim? Elbette!
Kürşat Bumin’in yazısı: http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=32524&y=KursatBumin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.