ULUDERE kurbanları için İstanbul’dan yola çıkarken hiç
aklında yoktu aslında. Hâlâ yas tutan ailelere omuz vermek, eşi Hrant Dink’in
öldürülmesinin ardından geçen 5 yılda bir gün adaleti göreceğine dair umudunu
onlarla paylaşmaktı tek gündemi. Ancak yolculuğumuzun ilk durağı Mardin’e adım
atar atmaz doğduğu toprakların kokusu çocukluk anılarını tetikledi. Gülyazı
köyünde herkes memleketini soruyor, Rakel Dink “Silopi’ye yakın Ermeni Varto
aşireti köyü” diyordu. Bir de annesinin avlusuna gömüldüğü kiliseyi tarif
ediyordu. Uludere projesindeki ortakları Bejan Matur ve Zeynep Tanbay ile bu
özel yolculuğun gözü kulağı olan bizlerin ısrarları Rakel Dink’i
cesaretlendirdi. Rakel Dink’in yaklaşık 40 yıl önce çıktığı ve bir daha da hiç
gitmediği o köyün peşine düştük.
Şırnak’ta mola
Cizre-Silopi istikametinde ilerlerken Şırnak’ta mola
verdik. Geceyi Gülyazı’da geçirdiğimizden haberdar olan Şırnak Valisi de, BDP
Şırnak İl Başkanlığı da ağırlamak için mesajlar göndermişti. Ancak siyasetten
uzak geçen bu geziye gölge düşmesini istemeyen Rakel Dink ve arkadaşları, bir
tek Şırnak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Geliş’in kahve davetini kabul
etti. Rakel Dink’in adını ‘Hassene’ olarak hatırladığı köyünü bulmak için yola
düştüğümüzü öğrenen Osman Geliş, bizim de baştan beri merak ettiğimiz güvenlik
meselesini gündeme getirdi. Oralar operasyon bölgesiydi. Kısa sürede hızlı bir
telefon trafiğiyle Osman Geliş, valilik ve kaymakamlığı harekete geçirdi. Biz
kahvelerimizi içerken devlet, 5 kadın ve 2 erkekten oluşan 3 arabalı
heyetimizin güzergâhı konusunda güvenlik güçlerini bilgilendirmişti bile.
Sessizce ve fazla hissettirmeden bir yol protokolü hazırlanıyordu Rakel Dink
için. Uludere’ye giderken sadece arabaların plakaları kontrol noktalarına
bildirilmişti, belli ki bu kez daha farklı bir hazırlık vardı.
2 üst düzey asker
Konvoyumuz Habur’da kuyrukta bekleyen TIR’lara varmadan
Cudi Dağı’na doğru sola saptığında bizi sivil plakalı bir minivan bekliyordu.
Konvoyu karşılayan 2 üst düzey asker, mihmandarlık yapacaklarını söylüyordu.
Dağ köylerine çıkan asıl yollar mayınlı olduğu için alternatif patikalardan
ilerlemeye başladık. Hassene’ye epey yaklaşmıştık ama araziye uygun olmayan
arabalarımız ilerleyemiyordu. Rakel Dink arabadan “Yürüyelim o zaman” diye
indi. Ancak askerler köye ulaşımın sarp kayalıklar ve mayınlar nedeniyle uzun
zaman alacağını söylüyordu.
Babasının vasiyeti
Askerler Hassene’de yıkık bir kilisenin varlığını
doğruladı ama o noktaya kadar gitmemiz imkansız gözüküyordu. Annesinin mezarını
bulmayı umduğu mevkiye ulaşamayacağımızı anlayan Rakel Dink, bu kez babası
Siament Ağa’nın diktiği dut ağaçlarını bulmaya yöneldi.
Tekrar arabalara binildi ve patikadan aşağıya doğru
birkaç kilometre gidildi, komşu köy Dadere’ye varıldı. Rakel Dink, ovaya bakan
bir dizi ağacın bulunduğu tepeye doğru koşarken adeta çocukluğuna dönmüştü.
Rakel Dink tam da istediği yeri bulamamıştı, ama köy ahalisinin cenaze
kaldırırken buluşup ağıt yakarak geçtiği bu ovayı hatırlıyordu.
Bu da yeterdi. Rakel Dink, bu kısa ziyaret ile köyünün
özlemi içinde Belçika’da hayata veda eden babası Siament Ağa’nın vasiyetini de
yerine getirmiş oldu bir anlamda. ‘İşte benim Cudim’ diyerek seyrettiği yüksek
tepelere karşı Türkiye’den uzaktaki tüm akrabalarının selamını gönderdi. Çünkü
o, bir zamanlar Güneydoğu’nun en büyük Ermeni aşireti olan ‘Varto’ların bugün
Türkiye’de yaşayan tek üyesiydi. (Hürriyet)
http://www.timeturk.com/tr/2012/07/08/operasyon-bolgesinde-ozel-konvoy.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.