Şuşhan ve Grace Yeni-Komşuyan ile sohbete devam ediyorum.
Antep’deki 19. yüzyıldaki eğitim hakkında Şuşhan’a sorular yönelttim. Verdiği
cevapları, elimdeki kaynaklardan doğrularken dikkatimi çekti. Kurtuluş Cami’nin
yanında/arkasında bulunan ve bugün yıkılan binalar, 1700’lü yıllarda bile okul
olarak kullanılmışlar. Demek ki o binalar, Meryem Ana Kilisesi (Kurtuluş
Cami)’nden önce yapılmışlar. “Annemin, babamın doğdukları yerleri gelip görmek istedim”
diyor Şuşhan. “Antep benim kanımda var... Seneler önce Türkiye’ye gelmiştim
ama, gezi programında Gaziantep yoktu. Rahmetli eşim de gezmeyi pek sevmeyen
bir insan olduğu için, çok istediğim halde Gaziantep’i görmek kısmet
olmamıştı.”
Neden Antep için “Kilikya’nın Atinası” sözü kullanılıyor?
Diye Şuşhan’a bir soru yönelttim.
“Bildiğin gibi, Atina yüzyıllar boyunca Avrupa’nın eğitim
merkezi olmuştur. Benim yaşadığım Boston’a da “Amerika’nın Atinası”derler, zira
Boston’da da 14 tane üniversite var. İşte onun gibi, Antep’te 1850 lerden
1915’e kadar okul sayısının çokluğu, hatta bir üniversite bulunması nedeniyle
eğitim merkezi olmuştur. Benim dikkatimi kadınların eğitimine verilen önem
çeker. Benim Anneannem, 120 sene evvel önce anaokuluna sonra liseye falan
gitmiş. Aynı şekilde ailesindeki bütün kızlar eğitimli. Bayan Shephard, bugün
Kurtuluş Cami olan St. Mary Kilisesi’nin bahçesindeki binada ana okulu açmış
–bugün bu bina maalesef yıkık durumda, neden yıkıldığı da bilinmiyor, enkazı da
orada duruyor-. Ermeniler büyük hevesle çocuklarını anaokuluna gönderince, çok
sayıda ana okulu açılmış. Kızını okula göndermeyen ise evde özel ders aldırmış.
Yine kendi ailemden örnek vereyim sana. Benim büyük büyük dedem Sarkis Krajian
çok aydın bir din adamıdır. Eğitime gönülden inandığı için kız, erkek ayırt etmeden
kendi çocuklarını, çevresindeki çocukları hep okula göndermiş. Benim babam da
ön eğitimini Antep Merkezi Türkiye Koleji’nde almış bir doktordu. Babamın Antep
Kolejine ait koskocaman bir diploması vardı ve onunla pek onur duyardı. Antepli
Ermeniler eğitime sevdalılardı diyebilirim. Bunu gece okulları açmalarından,
kendi kendilerini eğitmelerinden anlıyoruz. Ayrıca Pazar günleri öğleden
sonraları “lısaran” dedikleri bir toplantı yaparlar ve bilgili birisini o
devrin günlük olayları konusunda konuştururlardı. Dediğim gibi bilgiye ve
öğrenmeye her zaman açıklardı.”
Sorduğum sorulardan bir diğeri: ”Antep’in eğitim merkezi
olmasında Amerikalı Misyonerlerin rolü nedir?” oldu.
Suşhan cevap olarak: “Antep’te eğitim Amerikalı Misyonerler
geldiğinde zaten vardı. Onların Antep’te bulunmaları, eğitimin gelişmesine,
yüksek eğitim veren Kolej açılmasına sebep olmuştur. Mevcudiyetlerinin olumlu
ve olumsuz yönleri de vardır, orası ayrı bir tartışma konusudur. Sonuç olarak
başarılı okullar açmışlardır. Nitekim, o okul binalarından sadece birisi ayakta
kalmış, onu da gördük. Daha öncede dediğim gibi büyük dedem Nazar Ağa, Kolejin
yapımı için altın liralar toplamış. Bu paraları Antep Koleji’nin yapımı için
verirken bir antlaşma yapmışlar. Bu anatlaşmaya göre, Kolejin Matbaası, 50 sene
sonra Ermenilerin olacak. Ancak, okulun ömrü kafi gelmediği için bu anlaşma
hiçbir zaman yürürlüğe girmiyor. Babamın doktor olduğunu söylemiştim. Babam,
Merkezi Türkiye Koleji’ni bitirmiş, buradaki Tıp Fakültesi kapandığı için, üst
eğitimini Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde tamamlamıştı. Antep’deki Kolej,
savaştan sonra Halep’e gitti. Ancak, Halep’deki okul, lise seviyesindeydi,
üniversite değildi. Daha sonra bu okula ne oldu bilmiyorum” dedi.
Karanazar’ın büyük torunlarından birisinin Helen Krajian
Yeni-Komşuyan olduğunu geçen yazıda yazmıştım. Helen, Şuşhan ve Grace’in annesi
aynı zamanda. Helen’in halası Hanum Bacı Leylekyan, Antep’te yaşarken bir yemek
defteri yazmış. Defter, Ermeni harfleriyle Türkçe olarak yazılmış. Şuşhan bu
defteri Latin harflerine çeviriyor şimdi. Hanum Bacı’nın tüm tariflerini,
‘Ayıntab’dan Gaziantep’e’ kitabımın yeni baskısının içerisinde kendi ismiyle
yayınlayacağım. Bu arada yazım dili pek şirin olduğu için, tariflerden buraya
bir örnek koymak istedim:
Korket:
Evvela kebablek keymayı eyice duz biberlemeli. Sonra 100
dirhem ete bir yumurta korsen. Kahgeyi dövüp, inceltip onun unu ile eyice
yoğurursen. Yarum saat kaldekdan sonra hanum budu tertibinde deler, içine eyeyi
kimiklerinden (?) bir parça korsun. Yumurtaya baterer ve kahke ununa beleylerek
kuyruk yağında kavurersen.
Tercüme edeyim mi? Kebablık kıymaya tuz ve biber ekin. Her
100 dirhem et için bir yumurta koyun. Kahkeyi un haline getirin. Et karışımına
katın. Yarım saat dinlendirin. Daha sonra kadın budu köfte gibi delin, içine
eğeyi kemiği koyun, kapatın. Yumartaya batırıp, kahge ununa bulayıp, eritilmiş
kızgın kuyruk yağında kavurun.
Dikkat ederseniz, köftenin içerisine eğeyi kemiği koyuyor ve
Şuşhan oraya bir soru işareti yerleştirmiş. Bu yazıyı yazarken hemen Musa
Dağdeviren’e telefon ettim, böyle bir tarif bilip bilmediğini sordum. Musa Bey,
“haşlanmış eğeği kemiğinin yağını yemek, Anadolu’da oldukça yaygın bir adettir.
Bir de eğeğinin içinde yağlı bir et vardır. Çok lezzetlidir, Ermeniler’de bu
eti kullanmaya pek meraklıdır. Köftenin içerisine koyduğu kemik değilde, ya
tarif ettiğim bu ettir, ya da kemiklerden çıkarılan yağdır” dedi.
Grace bana, anneannesi ve annesinin hangi yemekleri
pişirdikleri konusunda çok geniş bilgi verdi. Hergün yağlı, veya mercimekli bir
çeşit köfte mutlaka yapılıyor. Köftenin eşlikçisi çoban salatası... Antepli
olmayan okurlar için “yağlı köfte”nin ince bulgur, soğan, sarımsak, yağ, tuz,
kırmızıbiber, karabiber, domates, biber salçalarından oluştuğunu yazalım.
Lahmacun ince ve gevrek yaptırılıyor, o da söğürmesiz yenmiyor. Söğürme,
Antep’te közlenmiş patlıcan için kullanılan kelimedir.
Grace, mercimekli
pilav için “müceddere” kelimesini kullanıyor. Mercimekli pilavı bulgurla, tane
tane yapıyorlar. Mıkla diye pişirilmiş yumurta ve yoğurttan oluşan bir
yemekten, yani çılbırdan bahsediyor. Bulgurla yaptıkları diğer bir yemek ise
çeşitli dolma ve sarmalar... Misafire sini köftesi ikram ediyorlar.
Yeni-Komşuyanlar Kilisli oldukları için, oranın yemekleri de mönülerinde var,
örnek olarak eğeği dolmasını veriyorlar. Şuşhan’ın Antepli olarak en sevdiği
yemek yoğurtla yapılan “ahıtmalı köfte”. Şuşhan bana tarif ederken: “içine kör
köfteler ve minik içli köfteler” konur diyor. Kör köfte deyimi pek hoşuma
gidiyor. Bu yemeğin Ermenilerin arasındaki ismi: “Köfteli Yahını”.
Garabet Nazaryan, İran Fahri Konsolosu olduğu için o evde
çok da ziyafet verilmiş. Ziyafet verildiğinde dışardan aşçı getirilirmiş. Size
yukarıda verdiğim Hanum Hanım’ın tarifi, konsoloslukdaki davette ikram edilmeye
pek elverişli. Galeta ununa bulamak yerine, yerli zeytinyağından ve peynir
yağından yapılmış kahgeyi ufaltarak un elde etmişler, bence çok yaratıcı ve
daha lezzetli....
“Taraklık sarma” diye bir yemekten bahsetti Grace. Biftek
veya dövülmüş kemiksiz pirzolaya sarılan kıyma ve antepfıstığı karışımlı içden
oluşan yemek, önce birbirini tutsun diye iple bağlanıyor. Sonra, içerisinde
sirke olan su ile pişiriliyor.
Mevsiminde kebablık eti, koruk ile terbiye edip,
bekletirlermiş. Daha sonra pişermiş. Ciğer kavurmasına kırmızıbiberin yanısıra
kuru nane de konurmuş.
Herise’nin diğer bir isminin keşkek olduğunu sanırdım. Öyle
değilmiş. Herise, et ve dövme piştikten sonra mutlaka dövülür, keşkek ise
dövülmeden ikram edilirmiş.
http://www.gaziantepsabah.com/yazi.php?id=775
2 yorum:
Yahu hersey iyi guzel de simdi turkler cikip bu yemekleri de turklestirirler,onun icin bari birakalim Ermenice kalsin daha iyi,Dolmayi,lahmacunu,baklavayi hele hele kimsenin inkar etmeyecegi,edemeyecegi basindan sonuna kadar Ermeni olan sucuk ve pastirmalari dahi Turklestirdikden sonra bari bizde olanlar bize kalsin yoksa bunlar tum Dunyayi Turk yapiyorlar.
Dursum kardes,
Zaten Gunes teorisine gore butun dunya Turklerden gelmistir...Burada hic bie yenilik yok.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.