
Emre Gül
11 Kasım 1942 tarihinde "Türkleştirme
Hareketi"nin ilk halkasının bir parçası olarak çıkartılan Varlık
Vergisi'nde ilk sürgünler tam 69 yıl önce gerçekleşmeye başladı. Özellikle gayrimüslim ticaret erbabını hedefleyen bir
kanun olarak yürürlüğe giren Varlık Vergisi'ni ödeyebilmek için,
evlerini/işyerlerini satmak zorunda kaldı ve çoğunun iş hayatı sona erdi.1942
ylında bugün Varlık Vergisini ödemeyen 160 kişi sürgün edildi ve Resmi
rakamlara göre 1400 kişi Aşkale’ye yollandı. Sürgünler, taş kırdı, yol yaptı. Varlık
Vergisi kanunu, yüzlerce gayrimüslimin göç etmesine, daha sonra da 6-7 Eylül
olaylarının yaşanmasına neden olan ve temeli İttihat ve Terakki döneminde
atılan ‘Sermayenin Türkleştirilmesi projesinin’ bir parçasıydı.
***
1942 yılının sonbahar aylarında meşhur Varlık Vergisi
Kanunu çıktı. Bu kanun büyük kentlerde ticaret sektöründe etkin olan
gayrimüslim tüccarın piyasadan tasfiye edilmesi amacını taşıyordu.
Emre Gül - Dünya Bülteni / Tarih Dosyası
11 Kasım 1942 tarihinde "Türkleştirme
Hareketi"nin ilk halkasının bir parçası olarak çıkartılan Varlık
Vergisi'nde ilk sürgünler tam 69 yıl önce gerçekleşmeye başladı.
Özellikle gayrimüslim ticaret erbabını hedefleyen bir
kanun olarak yürürlüğe giren Varlık Vergisi'ni ödeyebilmek için,
evlerini/işyerlerini satmak zorunda kaldı ve çoğunun iş hayatı sona erdi.
1942 ylında bugün Varlık Vergisini ödemeyen 160 kişi
sürgün edildi ve Resmi rakamlara göre 1400 kişi Aşkale’ye yollandı. Sürgünler,
taş kırdı, yol yaptı.
Varlık Vergisi kanunu, yüzlerce gayrimüslimin göç
etmesine, daha sonra da 6-7 Eylül olaylarının yaşanmasına neden olan ve temeli
İttihat ve Terakki döneminde atılan ‘Sermayenin Türkleştirilmesi projesinin’
bir parçasıydı.
11 Kasım 1942 tarihinde, özellikle gayrimüslüm ticaret
erbabını hedefleyen varlık vergisi kanunu çıkartıldı. II. Dünya Savaşı
yıllarında Türkiye'de enflasyonun artması, karaborsacılığın yaygınlaşması ve bu
sayede aşırı kazanç sağlayan bir zümrenin ortaya çıkması ile gelişen süreçte bu
kazançların vergilendirilmesi amacıyla devlet tarafından konan vergidir.
Uygulama 1,5 yıl sürdü. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına
gönderildi. İkinci Dünya Savaşında Türkiye'de uygulanan bir servet vergisiydi.
1942 yılında uygulamaya konulan bu verginin gayesi harp zamanındaki karaborsa
ve spekülasyon kazançlarını bir defaya mahsus olmak üzere vergilemekti. Ancak
verginin matrahı ve nispetinin kanunla tespit edilmemiş olması idarenin keyfi
takdirine yol açmış ve vergi mükelleflerinin arasında adâletsiz bir yük
dağılımı meydana gelmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1939 tarihinden, 1945
yılına kadarki dönemde Türkiye filli olarak savaşa girmemiştir. Ancak her an
savaşa hazır bir durumda bulunmak üzere askeri harcamalar arttırılmış ve
ekonomi bu yüzden gerilemiştir. Avrupa’da savaş başladığı sırada, hükümet bir
milyon genci silah altına almış bu da sanayi ve hizmet sektöründe işgücü kaybı,
üretim ve verimliliğin düşmesine yol açmıştır. Arz-Talep dengesi bozulmuş ve
savaş yıllarında mal kıtlıkları yaygın hale gelmiştir. Bu da çok sayıda üretici
ve aracının karaborsa yoluyla hızla zenginleşmesine sebebiyet vermiştir. Ayrıca,
Almanya ile yapılmış olan “Kriling Anlaşmaları” ile Türk dış ticareti büyük
ölçüde Almanya’ya bağlanmış, ekonomik olan bu bağımlılık, hem dış hemde iç
politikamızı etkilemiştir. Bu sebeplerle Türkiye, İkinci Dünya Savaşı yıllarını
tutarzsızlıklarla dolu iç ve dış
politikalar ile geçirmiş bu bakımdan savaşı yılları Türkiye’de etkilerini
günümüze kadar sürdüren gelişmelere yol
açmıştır.
1938’den sonra bürokrat zihniyetli küçük bir grup
iktidarı ele geçirmiş ve memleketteki bütün faaliyetleri kendi kontürolüne
alarak ekonomide devlet müdahalesini yoğunlaştırmıştır. Bunun bir sonucu
olarak, II.Dünya Savaşı başlayınca, 26 Ocak 1940’ta Hükümet’e olağanüstü
koşullar karşısında ulusal ekonomi ve savunmayı ilgilendiren konularda geniş
yetkiler veren, ekonomiyi her an girilmesi mümkün olan savaşın koşullarına
uydurmak amacı güden “Milli Koruma Kanunu” T.B.M.M’de kabul edilmiştir.
Ekonomik hayata son derece müdahaleci bir nitelik taşıyan
bu kanuna göre, hükümet üretimde, ticarette, fiyatlarda ve iş hayatında devlet
kontrolünü arttırıyordu. Kanun maddeleri, zenginler, iş verenler, büyük toprak
sahipleri lehine olumlu, işçiler, köylüler, Türkiye halkının büyük çoğunluğunu
oluşturan küçük çiftçiler kısacası halk aleyhine olacak tarzda olumsuz bir
surette uygulandı. Bu yanlış politika
neticesinde de yukarıda sözünü ettiğimiz
“ savaş vurguncuları” olan bir zümre ortaya çıktı. Bunlar, İstanbul’da ve
Ankara’da önemli miktarlarda gayrimenkul edindiler. Darlığı çekilen tüketim
maddelerini el altından piyasaya yüksek
fiyatla süren bu aracı tüccarlar gittikçe zenginleştiler. Yokluk zamanlarında
ölçüsüzce harcamaları betimleyen “Hacı Ağa” deyimi de bu dönemde ortaya çıktı.
Savaşın üçüncü yılı olan 1942’ye gelindiğinde, ülkede karaborsa ve stokçuluk
dingilenemez bir duruma gelmişti.Toprak ağaları ve ticaret burjuvazisi içinde
yer alan bürokratlar ve memurlarda savaş zengini oldular. Kanunun uygulanması
ile orataya çıkan bu durumu Yakup Kadri Karaosmanoğlu hatıralarında şöyle
anlatmaktadır: “ Zeytinyağı piyasasını tekeline alan bakan mı istersiniz,
karaborsacıları koruyan vali, genel müdür ve saire mi istersiniz, o devirde
bunların her köşe başında size sırıttıklarını görebilirdiniz…Etraf ise,
bunların işbirlikçileri olan “sırtlarını devlet nüfuzuna yada nüfuzlu politikacılara dayayarak halkı
haraca kesen , tekelcilerden, karaborsacılardan geçilmiyordu.” Neticede bu
durumun faturasını yoksul Anadolu insanı ve Türkiye halkının tamamı ödemek
zorunda kalıyor ve yokluk içerisinde yaşıyordu. Önce Ankara’da sonra
İstanbul’da ekmek karneye bağlandı. Un, şeker gibi temel gıda maddeleri hiç
bulunamaz oldu.
Aynı dönemde Avrupa’da kamu ve özel sektör dayanışma ve
uyum içindeyken, Türkiye’de bu durum tam tersi bir duruma gelmiş, özel sektörle
devlet arasında bir güç gösterisi başlamıştır. Savaş koşulları sebebiyle ordu
ihtiyaçları için büyük harcamalar gerektiğinden
hükümet, birtakım olağanüstü vergilerle, kendisinin ortaya çıkardığı
egemen sınıflara hücuma geçmiştir. Milli Koruma Kanununun bir sonucu olarak
özellikle fiyat düzenine yapılan müdahalelerle ortaya çıkan savaş zengini
zümreye karşı, 1942’de “Devletçilik” politikası gereğince, 11 Kasım 1942‘de
“Varlık Vergisi” kanunu çıkarılmıştır. Kanun bir defaya mahsus olmak üzere,
olağanüstü ekonomik ve mali koşullar sebebiyle çıkarılmıştır. Başbakan Şükrü
Saraçoğlu’na göre bu yasa ile enflasyonla mücadele edilecek, savaş yıllarında
çok para kazanmış olanlardan vergi alınacak ve bu şekilde devlet gelirleri
artırılacaktı.
Oysa basına kapalı olarak yapılan C.H.P grup
toplantısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun vurguladığı gerekçeler çok
farklıydı. Buradaki konuşmasında Saraçoğlu:
"Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize
ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza
egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin
eline vereceğiz. Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten
faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan
kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”
Demekteydi.
Zengin çiftçi ,ticaret ve sanayi burjuvazisine konan bu
vergide kapsam oldukça geniş tutuldu. Kanunla her il ve ilçe merkezinde kimin
ne kadar vergi ödeyeceğini belirleyecek, “Servet Tespit” komisyonları kuruldu.
Komisyon kararlarına karşı itiraz ve temyiz yolları kapatıldı. Verginin ödemesi
tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde yapılacak, vergiyi ödemeyenlerin malları
haczedilerek icra yoluyla satılacak, buna rağmen borcunu ödemeyen mükellefler
borçlarını "bedenen çalışarak”
ödemeleri için çalışma kamplarına gönderilecekti.
Bu kanun gerçekte, Şükrü Saraçoğlu’nun hükümet
programında ifade ettiği "Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız.
Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar laakal bir o kadar da vicdan
ve kültür meselesidir. (...) Biz ne sarayın, ne sermayenin, ne de sınıfların
saltanatını istiyoruz. İstediğimiz sadece Türk milletinin hakimiyetidir."
diyerek yeni hükümetin sosyal politikasına uygun olarak, ırkçı ideolojinin
etkisiyle azınlıklara karşı kullanılmıştır. Milli Koruma Kanunu ile ortaya
çıkan savaş zenginleri arasında Yahudi, Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlarımızın
önemli bir oran teşkil etmesi sebebiyle, 1942 yazı boyunca İstanbul gazetelerinde
hırsızlık, karaborsacılık, vurgunculukla
ilgili haber ve yazılar ön plana çıkarıldı. Hemen her gün ve her
gazetede "karaborsacı Yahudi" tiplemesini içeren karikatürler
yayınlandı.
Yasanın uygulayıcılarından olan Faik Ökte'nin anılarında
anlattığına göre, Maliye Bakanlığı savaş dolayısıyla fevkalade kazanç elde
ettiği iddia edilen kimselerin cetvelinin yapılarak müslümanların M,
gayrımüslimlerin G, dönmelerin D harfiyle işaretlenmesini talep etti.
İstanbul'da kurulan üç komisyon tahakkuk eden vergi listelerini 18 Aralık
1942'de açıkladı. Tahakkuk eden vergiler 3877’si yabancı yani azınlıklardan
olmak üzere 114 bin kişiye, yüklenmişti. 27 Ocak ile 3 Temmuz 1943 arasında,
tümü gayrımüslimlerden oluşan toplam 1229 kişi çalışmak üzere Erzurum Aşkale'ye
yollandı. Ancak içten ve dıştan gelen tepki ve baskılar sebebiyle Hükümet 1943
yılında kanunun uygulamasını durdurarak, tahsil edilmemiş olan Varlık Vergisi
borçlarının silinmesine karar verdi. Aralık ayının ilk günlerinde Aşkale ve
Sivrihisar’a sürgün edilenler yaklaşık on aylık esaretten sonra evlerine
gönderildi.
“Varlık Vergisi” tahakkuk ettirilen miktarların şekli,
itiraz hakkı tanınmaması ve vergi genelliği ilkesine aykırı düştüğü için
tümüyle hukuk dışı bir vergiydi. Ve daha çok azınlıklara yüklenmesi sebebiyle
ciddi bir ayrımcılık boyutu vardı. Sonuç
olarak, Cumhuriyet tarihinin tartışılan yasaları içerisinde yer alan Varlık
Vergisi Kanunu, Milli Korunma Kanunu ve Toprak Mahsülleri Vergisi Kanunu’yla
birlikte, Türkiye halkının büyük bir bölümünün CHP iktidarından soğumasına yol
açmış, D.P’yi hazırlayan etkenlerden biri olmuştur. Ayrıca Türkiye’de ekonomik,
sosyolojik ve nüfus açısından da değişimlere yol açmıştır. Varlık Vergisi
bazılarınca ,verginin baş uygulayıcılarından Faik Ökte’ye göre “ Cumhuriyet mali tarihinin
yüz kızartan bir sahifesi” olarak nitelenirken, bazıları da devlet aracaılığı
ile milyonlar kazanan savaş vurguncuları
ve azınlıkları hedef olamasından dolayı vergiyi savunmuşlardır.
Kaynaklar: Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti
Tarihi, c.2,Ankara, 2006.
Y. Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 yıl, Ankara,1968.
Faik Ökte, Varlık Vergisi Faciası, İstanbul, 1951.
Rıdvan Akar, Varlık Vergisi, İstanbul,1992.
Ahmet Kuyaş(Yay.Yönetmeni), Tarih 2002, İstanbul, 2002.
Ahyan Aktar, Varlık Vergisi Ve Türkleştirme Politikaları,
İstanbul,2000.
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=149044




1 yorum:
Neyi tartisiyoruz simdi,yani 1923de kurulan Turkiye Cumhuriyetinin kirli camasirlarini tamam bugun bir sekilde konusabilinir yapiyorlar da bunun gerisi nerede diye sorulsa alinacak cevap ,aman yahu artik gecmis gitmis,unutalim da istikbale bakalim mi olacak yine?
Bizlere soylenecek O Istikbale bakalim sozu elbette suclu olan taraf ecin kolaydir ama gunahsizca aci cekenler icin bu O kadar kolay mi?
Bu memleketin Vicdani sizlasa zaten bu konusmalardan sonra kendi kendini yargilar ve Adaletin yerine gelmesini saglayacak adimlari tereddut etmeden yigitce atar ama Nafile.
Zaten dogru olan yapilamadigi icin de Istiukbale guvenle hicbir zaman bakilamaz cunku kimse ayni haksiz olaylarin tekrar edilmeyecegini garanti edemez Bu yuzden de bu ulkede Adalet falan beklemek icin ya cok saf olmak lazim yada akildan fikirden yoksun.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.