Bu yazımda, Süryani halkını acıtan iki haberi birlikte
değerlendirip paylaşmak istiyorum. Hatırlarsanız, geçtiğimiz 16 Ocak 2013 günü,
AB Bakanı Egemen Bağış, Asuri/Süryani yetkilileri ile Stockholm’deki
konsolosluk binasında yaptığı toplantıda Süryani halkı temsilcilerine
hakaretlerde bulunduğu öne sürülmüştü. İsveç parlamentosundan 1915’de
"Süryani Soykırımı" yapıldığına yönelik tasarı onaylanırken, AB
Bakanı Egemen Bağış, Süryani temsilcileri ile yaptığı görüşmede “İsveç ve
Avrupa’da Seyfo (1915 Süryani Soykırımı) mastürbasyonu yapıp İsveç’in soykırımı
tanımasına sebep odunuzda ne oldu?” demişti. Beyler, asıl 1915 Süryani kırımını inkâr etmek siyasi
mastürbasyondur. Geçen yıl İsveç Parlamentosunda Soykırıma Evet oyu veren,
milletvekili Süryani Yılmaz Kerimo’ya, anayurdundan kilometrelerce uzakta bile,
gözdağı verilmesinin sizce nedeni nedir? Diasporada uslu çocuk olun yoksa
ülkenizi bir daha asla göremezsiniz, manastırlarınızı başınıza yıkarım mı?
Bir bakana yakışı kalmayan, edep sınırlarını aşan medyaya
yansıyan bu sözlerin arkasında yatan, bu ülkenin 6000 yıllık sahiplerini;
sayıları ülkemizde 18000 kalan Süryanileri ürkütüp, kaçırtmaktan başkada bir
şey değildir.
İkinci haberimiz;25 Şubat 2013’de Almanya Başbakanı
Angela Merkel'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve dini cemaatlerin
temsilcileriyle yaptığı kapalı basın toplantısına Mor Gabriel Manastırı
metropolitinin damgasını vurmasıyla ilgilidir. Davete icabet edenler, Ankara
Müftüsü Hakkı Özer, Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan, Hahambaşı İshak Haleva,
Fener Rum Patriği Bartholomeos, Süryani Mor Gabriel Manastırı Metropoliti
Samuel Aktaş, Süryani Katolik Patrik Vekili Yusuf Sağ ve Türkiye Protestan
Kiliseler Derneği Yönetim Kurulu üyesi Umut Şahin’dir.
Bu davete Alevi örgütleri çağrılmamıştır. Meclise önerge
verilmesine rağmen Aleviler, ısrarla ve inatla çağrılmadılar. Bu ülkede
Aleviliği din olarak görmeyen, cem evlerini reddeden ler, Kızılbaşları
yüzyıllardır imha eden, yok sayan anlayışlardır. Yirmi milyon insanın, inancı
olan Alevileri çağırmadınız da Aleviler yok mu? Oldu şimdi beyler.. Alevilik; tıpkı Hristiyanlık gibi bu
toprakların vazgeçilmezi, olmazsa olmazıdır.
Mor Gabriel manastırı Metropoliti Samuel Aktaş toplantıda
cemaatleri için Mor Gabriel manastırının önemini anlatarak her iki başbakandan
bu manastırın toprak ve işgal davasının çözülmesini istedi. Turabdinin(Süryani
mitolojisine göre Mardin ve civarına verilen ad) Aslanı Samuel Aktaş bu ülkede
sürekli baskılanan Hıristiyan din adamlarından sadece biri. Sözde ileri
demokrasi ile yönetilen ülkemizde baskılarla susturulan Hristiyan din adamları
bıçak sırtı yaşamaktan bıktılar gayrı. Eh nihayet sabır taşı çatladı da
diyebiliriz pekâlâ buna. Tarihi bir fırsat olan bu görüşmede, belki de
yüreklerinden geçenleri artık kamuoyu bilsin istediler. Yaklaşık 80 yıllık
ömrünü Mor Gabriel manastırında tamamlayan Metropolit Samuel Aktaş bir ömre
sığan acıları, ölümleri, oyalamalar ve taktiklerden bıkmış olsa gerek ki, en
sonunda İsyan etti. Kim Bilir? Belki de Süryani halkının Acılarını, baskılarını
bir nebze olsun Alman başbakanı da, dünyada duysun istedi. Bu samimi çığlığa
altı yıldır kulaklarını tıkayan sistem sürekli Süryani halkının canını yaktı.
Gayrı, yoruldular umut ekmekten, yoruldular acıdan ve eşit yurttaş olamamaktan.
Yaklaşık 2008’den bu yana Hukuksal bir mücadele veren Mor
Gabriel manastırı yetkilileri, 1600 yıllık ev sahipliği yaptıkları kutsal
mekânlarını geri istemekten, daha doğal ne olabilir ki sayın başbakan. Onlar bu
ülkede misafir değil sayın başbakan… Onlar ki, bu topraklarda barışın,
hoşgörünün, sevginin ve huzurun kadim temsilcisidir.
Ama ne yazık ki! Süryanilerin paylarına bu ülkede tıpkı
Ermeniler, Ezidiler gibi hep Nar ağacı düşmüştür. Nar taneleri gibi parçalanmış,
dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır. Paylarına Nar ağacı da düşmüş, darağacı da… Şimdilerde ise İsa’nın yaralı
kuşları, Mor Gabriel manastırı ve Seyfo ile durmaksızın vuruluyor.1923 Lozan
antlaşmasına göre Azınlık kabul edilen ama azınlık haklarından
yararlandırılamayan, ulus devlet olamayan Süryaniler, cumhuriyetten bu yana
görmemezlikten gelinmiştir. Tekçi anlayışların yüzyıllardır hüküm sürdüğü
ülkemizde, kendinden olmayana yaşam
hakkı tanımayarak varlığını günümüze dek sürdürmüştür. Tek dil, tek bayrak, tek
din anlayışı iliklerine kadar işlemiş bu ülkenin.
Bir gün bakıyoruz Samatya’da Ermeni halkı vuruluyor,
Ertesi gün Turabdin’de Mor Gabriel manastırı ile Süryani Halkı, bir diğer gün
Aleviler ve son otuz yıldır da Kürtler vuruluyor… Siz vurarak yok olacaksınız,
bizler Vurularak çoğalacağız oysa. Ekonomide ve insan hakları konusunda karnesi
kötü olan hükümet, sürekli sözde açılımlarla gündemi oyalayarak, Osmanlıdan
aldığı mirasın sıkı bir takipçisi olduğunu Mor Gabriel davasındaki hukuksuzlukla
bizlere bir kez daha göstermiştir. İslamiyet den çok önce bu topraklarda egemen
olan Hıristiyanlık, son yüzyılda doğup, büyüdüğü coğrafyada şimdi can
çekişiyor.
Kırımlarla, Baskılarla, asimilasyonla, ekonomik ve
kültürel soykırımla yok edile edile ülke geneli Hristiyan sayısı 70 binlere
düşmüştür. Oysaki 1915 öncesi Anadolu’da yaşayan her dokuz kişiden biri
Hristiyan’dı. Doğduğun ata topraklarda yok olmak, istenmemek ne acıdır oysa…
Bizler, Süryani halkının dostları olarak Mor Gabriel
manastırı gerçek sahiplerinin tekrar eline geçene dekte aslanların yurdunda,
Tilkilere izin vermeyeceğiz.
ZEYNEP TOZDUMAN / zeynoege@mynet.com
1 yorum:
ne tilkisi be cakal
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.