Uluslararası Af Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü John
Dalhuisen “İfade özgürlüğü hakkı Türkiye’de tehdit altında. Aktivistler,
gazeteciler, yazarlar ve avukatlara yönelik yüzlerce, yasalardaki maddelerin
kötüye kullanıldığı yüzlerce kovuşturma açılıyor. Bu Türkiye’nin en kemikleşmiş
insan hakları sorunlarından biri” diye konuştu.
Uluslararası Af Örgütü’nün “Türkiye: İfade Özgürlüğünün
tam zamanı” adlı raporu şu anki mevzuatı ve nasıl uygulandığını, ifade
özgürlüğünü tehdit eden en sorunlu 10 madde üzerinden inceliyor. Rapor, Türkiye
yetkilileri ve Meclis’ten, “Dördüncü Yargı Paketi”nde gerekli değişiklikleri
yaparak yasaları uluslararası insan hakları standartları ile uyumlu hale
getirmelerini talep ediyor.
Dalhusien “Sadece düşüncelerini ifade ettikleri için
bireylerin suçlu sayılması ve hapsedilmesine devam edilemez. Şimdi hükümetin
ifade özgürlüğüne dair sözünü tutma zamanı. Birbiri ardına gelen reformlar
sorunun kökenine değinme konusunda başarısız oldu. Türkiye artık Türk Ceza
Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki suçların tanımını gözden geçirmeli”
dedi.
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew
Gardner, “Yasalardaki maddelerin en fazla kötüye kullanıldığı kovuşturmalar ya
bireylerin kamu yetkililerine yönelik eleştirisini ya da hassas siyasi
konularla ilgili muhalif görüşlerini meşru bir şekilde ifade etmelerini hedef
alıyor. Türkiye yetkilileri eleştiriyi kabul etmeli ve ifade özgürlüğü hakkına
saygı duymalı” değerlendirmesinde bulundu.
Öldürülen gazeteci ve insan hakları savunucusu Hrant Dink
hakkında kovuşturma açmak ve Dink’i mahkûm etmek için kullanılan Türk Ceza
Kanunu’nun meşum “Türk milletini aşağılama” başlıklı 301. Maddesi hala
yürürlükte. Aynı şekilde vicdani ret hakkını desteklemeye yönelik kovuşturma
açmak için kullanılan Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı askerlikten soğutmak”
başlıklı 318. Maddesi da hala yürürlükte. Bu iki madde de kaldırılmalı.
Son yıllarda aralarında siyasi demeçler, eleştiri
yazıları, gösterilere katılmak ve tanınan siyasi gruplar ile partilerle
ilişkide olmanın da olduğu meşru faaliyetler ile ilgili kovuşturma açmak için
terörle mücadele kanunlarının artan bir şekilde keyfi olarak kullanıldığını
görüyoruz. Bu durum, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü hakkının ihlal
edilmesi anlamına geliyor.
Gardner, “Türkiye’nin muğlâk ve kapsamı çok geniş tutulan
terörün tanımını değiştirmesi bir zorunluluktur. Ancak bu adım atılırsa ‘terör
örgütü üyeliği’ ve bununla ilgili diğer suçlar için başlatılan, yasalardaki
maddelerin kötüye kullanıldığı kovuşturmalar sona erdirilebilir” dedi.
Kürtlerin haklarının ve politikalarının barışçıl bir
şekilde tartışılması, terörizm propagandasını suç sayan hükümler uyarınca
kovuşturmaya uğruyor. Kürt yanlısı gösterilerde atılan sloganlar ve konuya dair
yapılan analizler çoğu kez “terör propagandası” olarak kovuşturmalara konu
oluyor.
Dalhusien “Bireylerin özgürce düşüncelerini ifade
edebildiği, kovuşturmaya uğrama korkusu olmadan gündemle ilgili konuları
tartışabileceği bir toplum, sağlıklı bir toplumdur. Bu, Türkiye’nin sahip
olması gereken bir toplum yapısıdır” dedi.
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü Murat
Çekiç ise “İfade, toplanma ve örgütlenme üzerindeki prangaları kıracak asli bir
yasal reform Türkiye’deki durumu açıklığa kavuşturacaktır. Bu, barışçıl ve
demokratik Türkiye için gerekli bir adımdır” diye konuştu.
Vakalar
Temel Demirer, Hrant Dink’in Ermeni olduğu için
öldürüldüğünü söylediği ve Dink’in öldürülmesinde devletin rolü olduğu
konusunda iddialarda bulunduğu için hakkında kovuşturma açıldı. Demirer,
1915’ten sonra Türkiye’deki Ermeni Soykırımı ile ilgili konuşmuştu.
Vicdani retçi Halil Savda birden fazla kez kamusal alanda
vicdani ret hakkını desteklediği için mahkûm edildi. Savda, “halkı askerlikten
soğutmak” ile suçlanıyor.
Avukat Selçuk Kozağaçlı ülke çapında uzun süreli açlık
grevi yapılan 20 cezaevine ordunun düzenlediği baskın sonucu 2000 yılında
öldürülen mahkûmlar için Şubat 2010’da adalet talebinde bulundu. Bunun üzerine
hakkında kovuşturma açıldı. Ocak 2013’te ayrı bir davada, Kozağaçlı yasaklanan
solcu grup DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) üyesi olmakla
suçlandı. Şubat 2013 itibariyle duruşma öncesi tutukluluk hali devam ediyor.
Nisan 2012’de uluslararası düzeyde tanınan piyanist Fazıl
Say hakkında, dindar bireyleri ve cennetin İslami açıdan yorumu ile dalga geçen
Tweet’leri yüzünden kovuşturma açıldı. Şubat 2013 itibariyle iki duruşma
gerçekleşti ve üçüncüsünün tarihi de 15 Nisan olarak belirlendi.
Araştırmacı gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener hakkında,
Ergenekon faaliyetlerini destekleme suçlarından kovuşturma açıldı. Şık’a
yönelik kanıt büyük oranda “İmamın Ordusu” adlı kitabına dayanıyor. Nedim
Şener’e yönelik kanıtlar ise sadece yazılı çalışmalarına ve Ergenekon
davasındaki sanıklarla yaptığı, herhangi bir suçla ilgisi olmayan konular
hakkındaki telefon görüşmelerinin kayıtlarına dayanıyor.
Ocak 2009’da Türkiye’nin tek Kürtçe yayın yapan gazetesi
Azadiya Welat gazetesinin sahibi ve editörü Vedat Kurşun, “terör örgütü adına
suç işlemek” ve “terör örgütü propagandası yapmaktan” birden çok kez hüküm
giyerek 166 yıl altı ay hapis cezası aldı. Temyizin ardından ilk suçlamadan
beraat etti ve “terör örgütü propagandası yapmak”tan 10 yıl altı ay hapis
cezası aldı.
Türk ordusu ve PKK arasındaki çatışmalarda oğullarını
kaybeden ya da oğulları mahkûm edilen annelerin oluşturduğu bir grubun üyesi
olan Barış Anneleri İnisiyatifi 62 yaşındaki Sultani Acıbuca, çatışmanın sona
erdirilmesi ve barış çağrısı yapmasından ötürü terör örgütü üyeliğinden mahkûm
edildi.
Raporu okumak için tıklayın:
Türkçe
İngilizce
http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2129/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.