Konferansın ardından Ara Sarafian, Baro Başkanı Tahir
Elçi, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici ile konferans katılımcısı yazar
ve aydınlar On Gözlü Köprü üzerinden 635 Diyarbakırlı Ermeninin keleklere
bindirildiği noktada Dicle Nehri’ne çiçek bıraktı.
Bugün Ermeni Soykırımı ve Süryanilerin soykırımı
“Seyfo”nun anılması barışma sürecinde önemli bir adım olduğunu ifade eden
Sarafian, “Kurbanların acılarını hafifletmeyi ve yaralarını iyileştirmeyi
hedefleyen bir barış ilanıdır. Biz diyoruz ki, bu süreç devam etsin, bu
toprakların çocukları, Kürtler ve Ermeniler, Türkler ve Süryaniler, Araplar ve
Yezidiler, Müslümanlar ve Hristiyanlar korkusuzca, barış ve uyum içinde
yaşasın” şeklinde konuştu.
Elçi: Ermeni hakikatı, yüzleşme için çok önemli
Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, “Kürt toplumu
olarak kardeş Ermeni halkının bu büyük acısını paylaşıyoruz” dedi.
Elçi, “Hepimizin okuduğumuz veya büyüklerimizden
duyduğumuz Ermenilere yapılan utanç verici bir hikayesi vardır. Geçmişle
yüzleşmede ‘Ermeni hakikatinin’ çok kilit bir mesele olduğunu düşünüyorum. Bu
hakikatin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına herkesin katkı sunması gerekiyor.
Ermeni halkının acısını paylaşıyor, soykırım suçunu lanetliyor, hakikat ile
yüzleşildiği ve adaletin gerçekleştiği bir dünya diliyorum” dedi.
Sarafian, katliamın doğuda nasıl gerçekleştiğini anlattı
Merkezi Londra’da bulunan Gomidas Enstitüsü Direktörü
tarihçi yazar Ara Sarafian Diyarbakır Ermenileri hakkında tarihi bilgi ve
belgeleri paylaştı.
Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan en büyük
topluluklardan birini oluşturduğunu 1914’te nüfuslarının 2 milyon civarında
olduğunu belirten Sarafian, çoğunluğu Kürtlerin oluşturduğu Diyarbekir
vilayetinde 80 bin civarında Ermeni yaşadığını söyledi.
“Soykırımın ideolojik amacı İmparatorluğun
İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesiydi” diyen Sarafian, imha sürecinin
özellikle doğu vilayetlerinde çok kanlı olduğunu ve bunlardan birinin de
Diyarbakır olduğunu anlattı.
Sarafian bu sürecin belli başlı aşamalarını şöyle özetledi:
“Osmanlı ordusundaki Ermeni askerlerin silahları
ellerinden alındı. Bunlardan ‘amele taburları’ oluşturuldu. Kimisi hemen
oracıkta katledildi, kimisi de insanlık dışı koşullarda çalışma sonucunda öldü.
Ermeniler ‘hain’ olarak damgalandı. Böylece Müslüman komşularının onlara sahip
çıkması engellenmiş, ‘tehcir’lerine bir gerekçe bulunmuş oluyordu. Ermeni
toplumunun ileri gelenleri tutuklandı ve öldürüldü. Geri kalan Ermeni halk,
adına ‘tehcir’ denilen sürgün ve yeniden iskan programına tabi tutuldu. Aslında
bu programın amacı, kafilelerin bir kısmını insanlık dışı koşullarda yavaş bir
ölüme göndermek, bir kısmını da doğrudan katliamlarla imha etmekti. Kadın ve
çocuklar Müslüman aileler içinde asimile oldular.”
Diyarbakır’da Ermeni soykırımının mimarı vali Dr. Mehmet
Reşit olduğunu ve İttihat ve Terakki Partisi üyesi olan Reşit’in Mart 1915’te
Valiliğe getirildiğini belirten Sarafian, “Yerel işbirlikçileriyle, kendi
adamlarının kontrolünde bir milis gücü oluşturdu. Katliamları gerçekleştiren bu
gruplara yerel Ermeni halk ‘Kasap Taburları’ adını vermişti. Katliamlar
bunların eliyle yapıldı. En önemli destekçilerinden birisi de Mektupçu
Bedreddin Bey’di. Bu kişi daha sonra Mardin Mutasarrıflığına getirildi ve
benzer katliamları Mardin’de gerçekleştirdi” diye konuştu.
Diyarbakır’daki Ermeni din insanları ve ileri
gelenlerinin çoğunun üzere Nisan 2015’te tutuklandığını anlatan Sarafian,
buradaki katliamları şöyle anlattı:
“Katliamlar, Mayıs 1915 sonunda başladı. 635 kişi,
Musul’a gönderilecekleri söylenerek Dicle üzerinde keleklere bindirildi.
Başlarında muhafızlar vardı. Şefka, bugünkü adıyla Suçeken köyüne geldiklerinde
keleklerden indirildiler ve öldürüldüler. Diyarbekirli rahip Mırgırdiç
Çilgadyan Diyarbekir zindanında işkenceyle öldürüldü. Geri kalan Ermeni nüfus,
çok sayıda Süryani ile birlikte Temmuz 1915’den itibaren kafileler halinde
tehcir yollarına çıkarıldı. Bunlardan bir kısmı şehrin dış mahallelerinde, bir
kısmı daha sonra, Res-ul-Ayn’da ve Der Zor’da öldürüldü. Ermeni Katolik rahip
Andreas Çelebiyan ve Protestanların dini lideri Rahip Hagop iki ayrı kafilede
sürgün sırasında öldürüldüler. Şehirde yalnızca 1.200 Ermeni kaldı. Bunların
çoğu, yaptıkları işler nedeniyle şehrin ihtiyaç duyduğu zanaatkârlardı. Bazı Ermeniler Müslümanlığı kabul ettikleri
için hayatta kaldılar. Bir kısım kadın ve çocuklar da Müslüman aileler
tarafından alınarak asimile oldular.”
“1917’de Diyarbakır Ermenilerinin yüzde 97’si yoktu”
Sarafian, 1914 Osmanlı nüfus sayımlarında 122 olan Ermeni
rahibin 1919’da 115’inin hayatta olmadığı rakamına ulaştıklarını ve Ermeni din
adamlarının yüzde 90’ının öldürüldüğünü söyledi.
“1914 yılında resmi Osmanlı nüfus sayımı rakamları
İmparatorluk topraklarında 1 milyon 600 bin Ermeni’nin yaşadığını gösteriyordu.
Talat Paşa ise kendi raporunda bunlardan 1 milyon 200 bininin 1917 yılına
gelindiğinde yok olduğunu açıkça yazıyor.
Ayrıca 200 bin Ermeni’nin de tehcir ettirildiğini, yani kendi köy ve
kasabalarından farklı yerlerde yaşadıklarını ortaya koyuyor”.
Diyarbakır Vilayetinde, resmi Osmanlı rakamlarına göre 56
bin 166 Ermeni yaşadığını 1917’ye gelindiğinde Vilayet’te hemen hiç Ermeni
kalmadığını ancak 1.849 Diyarbekir Ermenisi’nin kayıtlarına başka vilayetlerde
rastladıklarını anlatan Sarafian “Bunlardan 796’sı Halep’te, 598’i Suriye’de, 177’de
Beyrut’ta ve 144’ü Adana’daydı. Bunlar Talat Paşa’nın kendi rakamları. Buna
göre Diyarbekir Vilayeti’nde yaşayan Ermenilerin yüzde 97’si 1917 ortalarına
gelindiğinde artık yoktu” dedi.
Sarafian soykırımın tanınmasının yaraların sarılmasını ve
gerçek bir barışmayı mümkün kılabileceğini belirterek bu gibi buluşmaların
yapıcı bir diyaloga ve geçmişin yanlışlarından arınma yolunda somut adımlara
yol açacağına inandığını söyledi. (ÇT)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.