Çözüm süreci tarihsel
tahrifatı düzeltmeye dönük olarak görülebilir. Avrupa Birliği Özerklik Şartı’na
ilişkin çekincenin kaldırılması bu sürecin ilk adımı olabilir” dedi.
TBMM Çözüm Süreci Komisyonu, tarihçi-gazeteci Ayşe Hür’ü
dinledi. BDP’nin de dinlenilmesi yönünde önerisinin bulunduğu, komisyonda Kürt
sorununun tarihi kökenleri olan bir sorun olduğuna işaret etti. “Kürt sorunu ve
PKK, 1980’lerden sonra ortaya çıktığını, dış güçler tarafından desteklendiği
ama hiçbir zaman bu dış güçlerin açıkça ortaya konulmadığı şeytanlaştırılan,
bizim mesele değil başkalarının meselesiymiş gibi sürekli gösterildi” diyen,
Kürt sorununun cumhuriyet dönemi ile ortaya çıktığından bahsedildiğini, ancak
Osmanlı dönemine de uzanan bir tarihsel geçmişi olduğunu vurgulamak gerektiğini
belirtti.
Bugün yaşanan bu sorunun derin tarihsel boyutuyla aslında
kökünün dışarıda değil içeride olan bir mesele olduğunu ifade eden, “Cumhuriyet
dönemi ile birlikte ortaya çıktığını söylemek eksik bir tanımlama olur. Türklük
ve Kürtlük kategorileri tarihsel bir düzlemde ortaya çıktı. Kürtlerin üç çeşit
konumlanması oluyor. Birincisi, milli mücadele döneminde İttihatçılık ile
Mustafa Kemalle hareket ediyorlar. İkincisi Seyit Abdulkadir önderliğindeki
Kürtler de Osmanlı’daki özerk statüyü elde etmek için İngiliz ve Fransızlardan
yardım alabilir miyiz arayışına giriyor. Üçüncüsü ise Bedirhani ve Cemil
Paşazadeler gibi Kürt burjuvazileri de bağımsızlık arayışına giriyor. 1921 ile
bir çok Kürt ileri geleni Erzrum ve Sivas kongreleri ile Ankara’nın yanında yer
alıyor. Koçgiri isyanın da etkisi ile Kürtlere bazı sözler veriliyor. Atatürk
Kürtlere Özerklik verdi sözü tartışması buradan çıkıyor. Kürtlerin ittifak
içerisinde tutmak için Mustafa Kemal, ‘İngilizlere kanmayın, biz yeni kurulacak
devlette eski statünüze çok benzer haklar vereceğiz’ şeklinde ifadelerde
bulunuyor. Dolayısı ile muhtariyet ve özerkliği içeren imaları tarihsel
belgelerde bulabiliriz. 14 Ocak 1923’te başlayan ve 20 Şubat 1925’e kadar 35
gün süren Batı Anadolu gezisi kapsamında 16 Ocak akşamı başlayıp 17 Ocak
sabahına kadar, İzmit Kasrı’na davet ettiği dönemin ünlü gazetecileriyle
yaptığı sohbet toplantısının metinleridir” diye kaydetti.
‘LOZAN’DAN SONRA KÜRTLER UNUTULDU’
Hür, devamla Mustafa Kemal’in gazetecilerle yaptığı
toplantıda bizzat kendisinin hazırlattığı soruları gazetecilere sordurttuğunu
ifade ederek,“Kürtlerin durumu nedir? Kürt meselesi nedir?” yönündeki sorulara,
Mustafa Kemal’in Kürt ve Türklerin ırk hakkının korunması ve bir statü ile
yaşaması gerektiğini belirterek, “Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. Türkiye
Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden
oluşmuştur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir”
ifadesinde bulunduğunu aktardı.
Hür, bu sözlerin Lozan Antlaşması’na giderken Kürtleri
ittifak içerisinde tutmak için yapıldığını belirtirken, Lozan Antlaşması ile
Kürtlere verilen bu sözler unutulduğuna dikkat çekti.
‘KÜRTLERE VERİLEN SÖZLER UYUTMA HAREKATIDIR’
“Kürtler de Lozan ile kendilerine verilen sözlerin
tutulmadığını görüyor. Bu tutum Kürtleri farklı örgütlenmelere ve arayışlara
itiyor” diyen, komisyona şunları söyledi: “1921 yılında Koçgiri isyanı patladı.
Topal Osman ve Sakalllı Nureddin Paşa Koçgiri bölgesini yerle bir ettiler. Bir
taraftan katliam yapılırken öbür taraftan Kızılbaş büyükleri meclise mebus
olarak gelir. Miço, Ahmet Ramiz, Diyap Ağa. Koçgiri isyanına Sünni Kürtler
tamamıyla duyarsız kaldı. 1921-23 arası Ankara hükümeti Kürtlere sözler verir.
Bu bir uyutma harekatıdır aynı zamanda. Mustafa Kemal 1921 de muhtariyet
mesajları vermeye başlar; bu mesajlar aslında mavi boncuktur. Lozan Antlaşması
sonrası Musul gözden çıkarılır, meclis buna karşı muazzam bir muhalefet
yürütür. Mustafa Kemal meclisi fesheder, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu çıkararak
bütün muhalefeti bastırmaya çalışır ve birkaç gün sonra Lozan Barış Antlaşması
imzalanır ve Musul kaybedilir. Amaç bir an önce cumhuriyeti ve yeni devleti
ilan etmektir.”
‘1924 ANAYASI İLE KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİ BOZULDU’
1925 Şex Said isyanının ise 1924 Anayasası’na karşı bir
tepki olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen ayaklanmanın başlangıcının
provokasyon, hazır olamama durumunun şaibeli olduğunu dile getiren,“Azadi
örgütü ile Şeyh Said arasındaki bağlantı henüz tam olarak aydınlanmış değildir.
Fakat sonuçları korkunç olmuştur. Ayaklanma sadece kırsala kendini hapsediyor;
bir türlü şehirlere yayılamıyor. Köyler yakılır, Kürdistan’da bir çok yer
boşaltılır, idamlar yoğun biçimde uygulanır. Yani 1924 anayasasındaki Türklük vurgusu,
Musul’un kaybedilmesi, Kürtlere verilen hiçbir sözün tutulmaması isyanı
tetiklemiştir. Xoybun örgütü 1927’lerde Ağrı isyanını örgütler. İsyan 3 yıl
sürer ve ne Kürt ne de Türk kaynakları bu isyana fazla değinmez. Oysa orada
küçük bir devlet kurma girişimi vardır. 1930’larda büyük yapısal ekonomik kriz,
Serbest Fırkanın kapatılması ve Ağrı İsyanı ile demokrasi tamamıyla rafa
kaldırılır. 1924 Anayasası ile Kürt-Türk ilişkileri bozuluyor. Artık
muhtariyete dair emareler yok ve Türklük üzerinden vatandaşlık tarifi
yapılıyor. İşte ilk tepki 1925 Şeyh Sait isyanıdır. İsyandan sonra Kürtlerin
her emaresini ortadan kaldırmaya dönük planlar hayat geçiriliyor. Bunlardan
biri de Şark Islahat Planıdır. Bu sorun bu şekilde günümüze kadar geldi”
ifadelerinde bulundu.
‘DİYARBAKIR CEZAEVİ KIRILMA NOKTASIDIR’
1960’lı yıllarda sömürgeciliğin çöktüğü, milliyetçiliğin
etkisinin kısmen Türkiye’yi de etkilediğini belirten, “Bu kimi Kürt aydınlarını
etkiledi. 49’lar davası buna örnektir. Devlet Barzani hareketine destek verdikleri
gerekçesi ile Kürt aydınlarının tutuklayıp yargılıyor. Kürtler daha sonraki
süreçlerde dünyada sol rüzgarın da etkisi ile Türkiye’de sol oluşumlar ve
partiler içerisinde yer alıyorlar. TİP veDDKO bunlardan biridir. Bunlar
milliyetçi bir tarzdan ziyade sınıfsal konumu esas alıyorlar. 1960’larda yine
bir çok Kürt feodali tutuklanıp Sivas’taki kamplara alınıyor. Kürtler sol
hareketlerin Kürtlerin ve Türkiye’nin tarihsel gerçekliğinden kopuk
düşündükleri ve Kemalizme ilişkin tutum almamalarından dolayı ayrışma yoluna
gidiyorlar. İşte bu tarihsel atmosferde PKK ortaya çıkıyor. PKK de devleti
temsil eden unsur ve işbirliği içerisinde olduğu güçlere karşı silahlı hareket
başlatıyor. Özellikle 1980'li yıllarda Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananların
kırılma noktasını oluştu. Bu dönemin ardından silahlı mücadelenin başladı.
Diyarbakır Cezaevi deneyi ile Silahlı Kürt Hareketi daha da bilendi. Diyarbakır
cezaevi ve 12 Eylül tecrübesi Siyasi Kürt hareketini devlet ile daha çok
uzaklaştırdı” dedi.
‘PKK MEŞRU BİR TALEBİ DİLE GETİRDİ’
Hür, PKK’nin ne olursa olsun kendi duruşu noktasında
meşru bir talebi dile getirdiğine işaret ederek, “Kendi toplumsal gerçekliğini
ortaya koydu. 1999 ile 2004 arası hiç çatışma yaşanmadı. Maalesef bu fırsat
kaçırıldı. Umarım bu süreçte bu tekrarlanmaz. Çözüm süreci tarihsel tahrifatı
düzeltmeye dönük olarak görülebilir. Avrupa Birliği Özerklik Şartı’na ilişkin
çekincenin kaldırılması bu sürecin ilk adımı olabilir” diye belirtti.
KOMİSYONDAKİ TARTIŞMALAR
AKP Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, “Dağa çıkmak
taleplerin karşılanması ile ilgili bir durum mu?” diye sorduğu soruya, “Evet,
öyle” diye yanıt verdi., ayrılma hakkının dahi tartışılabilmesi gerektiğini
belirterek, zihni bariyerlerden kurtularak tartışma yürütülmesi gerektiğini
ifade etti. Komisyondaki tartışma da daha sonra şöyle gelişti:
AKP’li Mehmet Metiner: Ayrılmayı değil, aile içi bir
meseleyi konuşuyoruz.
Ayşe Hür: Aile içi bir sorun ise o zaman yasak koymadan
her şeyi tartışmalıyız.
Komisyon Başkanı AKP’li Naci Bostancı: Saha araştırmaları
ayrılma talebinin ne kadar az olduğunu gösteriyor. Ancak kimse karnından
konuşmamalı. Herkes içindekini söyleyebilmelidir.
BDP’li Hüsamettin Zenderlioğlu: 1924 Anayasası’nın tekçi
anlayışı ile sorun ortaya çıktı. Şeyh Sait’in mezarı üzerine şarap fabrikası
kuruldu. Kemalist zihniyetin eseridir. Kürtler bölünmeyi istemediğini açıkça
ifade ediyor. Kürtler demokratik haklarının iadesini istiyor. Kürtler inkar,
asimilasyon ve baskıyı kabul etmiyor. Demokratik birlikteliği, ortak yaşamı
esas alıyor. Bizim arzuladığımı tek şey devletin samimiyet ve kararlılığıdır.
Kürtler evet ötekileştirilmiştir. Kürtlerin kafası karışık değildir. Bir dönem
bağımsız sosyalist Kürdistan istediler. Koşullar farklılaştı bugün bu ülkenin
demokratikleşmesini savunuyorlar. Bunun mücadelesini veriyorlar. Cezaevleri
halen bir kangrendir. Biz hem tanık hem sanık hem de mağduruz. Bu toplantıdan
sonra artık sürecin bizzat tanıkları ve mağdurları dinlenmeli. Kürtler kendi
tarihlerini yazamadılar. Keşke daha önce bu konuştuklarımız konuşulsaydı.
Kürtler, hayatın hemen her alanında travma yaşadı.
BDP’li Erol Dora: Demokratik Cumhuriyet içerisinde bütün
kimliklerin ve renklerin var olduğu bir paradigmayı tartışıyoruz. Kürtlerin
dışlanması nedeni ile Kürt sorunu doğdu. Resmi tarihte şu an kitaplarda
okutulan tarih kitaplarında azınlıklar öcü Kürtler zararlı cemiyetler
içerisinde görülüyor. Şu an okutulan tarih Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve İnsan
Hakları Beyannamesi’ne aykırıdır. Dolayısıyla resmi tarih değiştirilmeli.
Halkların ve inançları dışlamayan bir tarih yazılmalı.
İdris Şahin: Bu komisyon sadece Kürtler için değil
toplumun diğer tüm kesimleri için bir çözüm arayışı içine girmiştir.
Türkmenlerin içindeki Alevi yoğunluğu Kürtlerin içindeki Alevi yoğunluğundan
daha fazladır. Kemalizm, tüm farklılıkları törpülemeye çalıştı, sadece belli
mezhep ve etnik grupları değil. Kürtlerin tarih boyunca talep ettiği şeyleri
büyük bir çoğunluğu AKP tarafından karşılandı!
Naci Bostancı: Tarih galiplerin tarihidir. Kürtlerin
tarihi de mağlupların tarihidir. Ulus devlet programı merkezileştirme ve
standartlaştırma projesidir. Türk ulusu aslında icattır. Herkesi dönüştürerek
ideolojik aygıt ile sadece Kürtleri değil Türkmenler dahil bütün etnik grupları
standartlaştırmıştır. Bu icat yağma ve talan eden bir icattır. Dersim harekatı
bir fecaattir, bir dramdır. Devletin yaptığı gayri insani bir yöntem.
“Dersim harekatı merkezileştirme ve standartlaştırma
politikası neticesinde gerçekleşti. Dolayısıyla tarihi yorumlarken koşulları ve
nedenleri de görmek gerekir” diyen Bostancı’ya itiraz eden, “Bu mazeret bulma
tarih anlayışıdır” dedi. (anf)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.