DSİP Şişli İlçe Örgütü lokalinde düzenlenen
söyleşiye yoğun ilgi gösterenler arasında Süryaniler de yer aldı. Aralarında
İsveç'ten gelerek söyleşiye katılan İsveç Asur Federasyonu'ndan Simon Barmano
ile Schamiram Barmano ve 'Süryani Mutfak Kültürü ve Yemekleri' kitabının yazarı
Muzaffer İris'in de bulunduğu katılımcılar Süryani soykırımı üzerine
görüşlerini dile getirdiler. Sunumunda, Süryanice'de 'kılıç yarası' anlamına
gelen 'Sayfo'dan (Seyfo) sağ olarak kurtulabilen Süryani/Asuri, Keldani ,Arami,
Nasturilerin bir kısmı Avrupa ve Amerika’ya, bir kısmı da Ortadoğu’ya Lübnan’a,
Suriye’ye ve Kudüs’e göç etmiştir" diyen Zeynep Tozduman söyleşisinde
şunları dile getirdi:........... [Atölyenin 17 Mayıs Cuma günkü oturumunda
Harut Özer, "1915'ten 2015'e: Su çatlağını buluyor...' temasını
işleyecek...]
İRAN VE IRAK'TA 'ASUR', SURİYE VE TÜRKİYE'DE 'SÜRYANİ'
OLARAK ANILAN BİR HALK..."
"Süryaniler, kökenleri yaklaşık 5 bin yıl öncesine
dayanan bir halktır. Mezopotamya’da yaşayan ve uygarlığın gelişiminde önemli
rol üstlenen köklü bir kültürün de mirasçılarıdır. Hıristiyanlığı ilk kabul
eden semitik bir halktır. Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra, Mezopotamya
coğrafyasını istila edenlerin baskı ve egemenlikleri yüzünden başlangıçtaki
etkinliklerini, bu güne değin kaybederek, hemen hemen yok denilecek kadar az
kalmışlardır.
Süryanilerin kökeni ve nerden geldiklerine dair bilinen
üç farklı görüş vardır.
Bu görüşlerden birisi, Süryanilerin Aramiler’den
geldiğini savunan tezdir. Bu tezin dayanağı Süryani halkının Aramca konuştuğu
ve bundan dolayı kökeninin Aramiler olduğunu iddia etmektedir.
İkinci görüş ise, Süryanilerin Asurlulardan geldiğini
savunan tezdir. Bu görüşe göre Süryaniler, Mezopotamya’da imparatorluklar
kurmuş olan Asurluların torunlarıdır. Üçüncü görüş ise, Süryanilerin kökeninin
Mezopotamya halklarına dayandığını belirten bir görüştür. Aynı dili konuşan,
benzer örf ve adetleri yaşayan bu halklar Hristiyanlık inancıyla birlikte aynı
dine sahip olmuşlardır. Ve bu eski halkların temeli üzerinde, Yeni bir ada
sahip olan Süryaniler doğmuştur.
Bu halk Irak ve İran’da daha çok ‘’Asur’’ adıyla
tanınırken, Suriye ve Türkiye’de aynı halk için ‘’Süryani’’ adı
kullanılmaktadır.
Yukarı Mezopotamya’nın yazılı tarih evresi Akkadlarla
başlar. İ.Ö. 3 bin’lerde Sümer’in kuzeyinde yer alan Akkad’da ve Fırat’ın orta
kesiminde yaşayanlar, Sami dili (Akkadça) konuşuyorlardı. Akkad bölgesi; Dicle
ve Fırat arasında merkezi bir bölgeydi. Süryani halkının çekirdeğini oluşturan
bu insanlar Akkad bölgesinde kuzeye yayılan Samilerdir. Asur, Ninova , Kolah
vb. gibi kentler ve buradaki yığınla bulunan tabletler aracılığı ile bu durumu
tartışmasız kanıtlamaktadır.
Patriklik merkezleri 1963 yılından beri Suriye’nin
başkenti Şam’da bulunmaktadır. İlk patrik olan Mor Petrus’tan günümüze değin
121 patriğin başkanlık ettiği kilisenin, şu andaki patriği 122. patrik olan
Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas’dır. Süryani Kadim Kilisesi Patrikliğine
bağlı 20 Metropolit bulunmaktadır. Bunların sadece 4 tanesi Türkiye'de
bulunuyor..."
"ŞU ANDA TÜRKİYE GENELİNDE KALAN NÜFUS 18 BİN
CİVARINDA..."
"Yaklaşık Türkiye geneli nüfusları 18.000
genelindedir. Bunlardan 15 bini İstanbul’da, üç bin civarı da Mardin’de
yaşamaktadır. Süryaniler, İstanbul ve Mardin dışında başlıca Mersin,
Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ, Ankara, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep,
Antakya, Antalya ve Adana’da yaşamaktadır.
Anadolu coğrafyasının en kadim halkı olan Süryaniler
kendi anavatanları olan Turabdin (Mardin)’den bazen savaşlar nedeniyle, bazen
sosyal ve politik nedenlerle, en acısı da soykırımlar nedeniyle, 'nar tanesi
gibi' dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır.
1900’lü yılların başlangıcında, bugünkü Türkiye’nin
nüfusunun dörtte biri, Süryani, Ermeni, Pontus Rum ve Yahudilerin de yer aldığı
gayrı-Müslimlerden oluşuyordu. Sayfo (Süryanicede kılıç yarası anlamına
gelmektedir) öncesi, Osmanlının dâhiliye bakanlığı tarafından hazırlanan
etno-demografi haritası çıkarılmıştı.
1913 yıllarının başında Talat Paşa Müslüman olmayan
liderlere, onlara bağlı ne kadar gayrı Müslüm olduğunu bildirmeleri talimatı
verdi. Böylelikle Ermeni, Yahudi, Süryani ve Ezidilerin yaşadıkları yerler ve
sayıları belirlendi.
1.Dünya savaşından sonra İttihat ve Terakki’ye bağlı
’teşkilat-ı Mahsusa’ aracılığı ile Ermeni halkı öncelikli hedef seçilerek bu
coğrafyada hunharca bir katliam başlatıldı. Sistemli ve planlı bir şekilde
gerçekleştirilen 1915 Soykırımı’nda Ermenilerle birlikte aynı kaderi paylaşan
Süryani halkı, Pontus Rum, Ezidiler ve Yahudilerin yer aldığı gayrı Müslim
nüfus, bilinçli bir şekilde bu topraklardan tamamen silinmese de, yok sayılacak
noktaya getirildi. Sistemli ve planlı bir şekilde gerçekleştirilen 1915
Soykırımı’nda bu halklardan milyonlarca insan vahşice katledildi.
Bu ülkenin en kadim halklarını salt gayri Müslim olduğu
için, imha ve tehcir etmenin başlangıcı (önce aydınlar), 24 Nisan 1915’de İstanbul’dan
verilmiştir. İstanbul’da zamanın Osmanlı toplumunun sanat, edebiyat, düşünce ve
kültür dünyasının en üretken temsilcisi olan 220 Ermeni aydının gözaltına
alınmasıyla başlayan süreç, gayri Müslim halklar için geri dönüşü mümkün
olmayan bir felakete dönüştü...
Ermenilere yönelik soykırımından sonra metropollerde
yaşayan Ermeni aydınları, bu konuyu dünya kamuoyuna duyurdu. Süryanilerin ise
eli kalem tutan kesimleri ortadan kaldırıldığı, Ermeniler ve Rum’lar gibi
devlet olamadıkları için Süryanilere yönelik sürdürülen ‘Sayfo' ne yazık ki
duyurulamadı.
Süryani halkı 1840’lı yıllardan itibaren sürgün, tehcir,
açlıkla devam eden 1915’lerde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
kalan, kendi çabalarıyla örgütlenerek Avrupa’da 30 yıllık bir çalışma sonucu
Seyfo Center bünyesinde örgütlenerek ancak özne olabilmeyi başarmıştır.
Unutmamak gerekir ki, Seyfo Center'in (Süryani soykırım araştırma merkezi)
oluşmasında büyük çabaları olan Amerika’da yaşayan Sabri Atman’ın çok büyük
payı vardır."
"250 BİNİN ÇOK ÜZERİNDE SÜRYANİ KATLEDİLDİ"
"Bu gün için ne kadar Süryani sayfo’da katledildi
sorusuna kesin ve güvenilir bir rakam vermek mümkün değildir. Paris’te yapılan
"Barış Konferansı"nda 250 bin Doğu-Batı Süryani’nin katledildiği
belirtilmişti. Ama biz gerçek sayının bunun üzerinde olduğunu tahmin ediyoruz.
Şöyle ki, Ruhban ve din adamlarının olmadığı bölgelerde gayrı Müslim nüfusa
ilişkin bilgiler yoktu. Bugünkü Suriye-Türkiye sınırında, Antep, Antakya,
İskenderun, Adana, Antalya, Hatay, Urfa, Harran, Kilis ve Nizip’te Rum diye
bilinen Arapça konuşan Süryani Melkitler yoğun olarak yaşıyordu. Ama bunlar ne
etnik haritada ne de bildirilen sayılarda var. Sayfo’dan sağ olarak
kurtulabilen Süryani/Asuri, Keldani ,Arami, Nasturilerin bir kısmı Avrupa ve
Amerika’ya, bir kısmı da Ortadoğu’ya Lübnan’a, Suriye’ye ve Kudüs’e göç
etmiştir.
"CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE KATLİAMLAR DEVAM ETTİ"
"Yaşadıkları acılar 1915’le kalmadı. Yeni kurulan
Cumhuriyet, işe 1924’de Hakkâri bölgesinde Nasturi katliamı yaparak
başlamıştır. 1928’de yeni alfabenin kabulüyle bir avuç kalan azınlıkları
özellikle Süryanileri ‘’Türkçe ‘’ konuşmaya zorlayarak ('Vatandaş Türkçe Konuş'
kampanyaları), ana dillerini unutmaları için dilsel, kültürel soykırım
yapmıştır. 1942-1944 Varlık vergisi ile soykırım yaşayan halkların zenginlerini
yoksullaştırılarak sermaye millîleştirilmiştir. Devlete borcunu ödeyemeyen
Süryaniler, Türkiye’ye güvenlerini kaybederek yavaş yavaş ülkeyi terk ederek,
göçe zorlanmıştır. 6-7 Eylül olaylarında ve Kıbrıs 1974 çıkartmasında da salt
Hristiyan oldukları için üzerlerine düşen acıyı yüklenmişlerdir.
198O faşist askeri darbesinden sonrada Avrupa’ya gidişler
yine artmıştır. 1990’lı yıllarda bölgede yaşanan kirli savaş sonucu iki ateş
arasında kalan Süryani halkına yine yurt dışı yolları görünmüştür. Kısacası,
Süryani halkı için 1915 bitmedi, sürüyor. Barış sürecinde ülkeye dönüş çağrısı
yapan AKP hükümeti Azınlıklar konusunda yeniden güven kazanmak istiyorsa
öncelikle samimi olmalıdır..."
"ANADOLU'DA YAŞAMIŞ TANINMIŞ SÜRYANİ AYDINLARI"
"Anadolu coğrafyasında 1915’de katledilen Süryani
aydın ve din adamlarından bazıları şunlardır:
Peder Gabriyel Kappo (1915 ) Siirt Kıldani kilisesi
başpiskoposu sekreteri, yazar, arşivci 1915'de katledildi.
Adday Şer ( 1867-1915 ) Siirt Kildanı kilisesi
başpiskopusu, doğu bilimci, dil bilimci, tanri bilimci, tarihçi 1915'de
katledildi.
Süryani Galle Hermez Efendi (1859-1915 ) Midyat belediye
başkanı,1915'de katledildi.
Prof. Dr. Ashur Yousuf (1858-1915) Elâzığ/Harputlu olan
Süryani aydını aynı zamanda bir gazeteciydi. 1915 Nisan’da Harput ‘da idam
edildi.
Soykırıma uğradıkları için vergileri ödeyemeyenlerin ev
ve topraklarına el koyanların neredeyse tamamı Teşkilat-ı Mahsusa’nın o
bölgedeki yöneticileri ve bazı işbirlikçi Kürt aşiretleridir.
Bir örnek verecek olursak, bugün Midyat’taki askeri kışla
1915 yılına kadar Mor Šarbel Manastırı idi.
1915’den günümüze değin, güvercin ürkekliğinde yaşayan
Süryani halkını, Türkiye kamuoyu Mor Gabriel Manastırı'na açılan hukuk
davasıyla tanımıştır… Kendi anayurdunda yabancı olmak tam da Süryaniler için
sanki söylenmiş bir sözdür. Süryani halkının kutsal Kudüs'ü sayılan Mor Gabriel
Manastırı'ndaki işgal ve toprak gaspı yüzünden pek çok hukuksuzluk ve hak gaspı
yaşamıştır.Bu hâlâ da sürmektedir..."
* * *
» » YÜZLEŞME ATÖLYESİ DEVAM EDİYOR: 17 MAYIS CUMA GÜNÜ,
'1915'TEN 2015'E: SU ÇATLAĞINI BULUYOR'
DSİP Şişli İlçe Örgütü'nce düzenlenen 'Resmi tarihle
atölyesi'nin 17 Mayıs Cuma günü, Saat: 19.00'da gerçekleşecek oturumunun konuk
konuşmacısının ise, Harut Özer olduğu açıklandı.
Özer'in sunum yapacağı oturumunun konusu ise; 1915'ten 2015'e:
Su çatlağını buluyor...
Yapılan açıklamaya göre; Devrimci Sosyalist İşçi Partisi
(DSİP) Şişli İlçe Örgütü lokalinde gerçekleştirilecek söyleşilere katılım
herkese açık. Toplantının yapılacağı adres ise şöyle: Rumeli Caddesi, Nakiye
Elgun Sokak, No: 32, Daire: 3 İkbal Apt. Osmanbey, Şişli/İstanbul.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.