Sevan Nışanyan
Bu hükümetin memlekete büyük hizmetleri dokundu...İki tane de ölümcül zaaf var anılması gereken. İlki yapısal. AKP kadrolarının malul olduğu İslamcı dünya görüşü, yapısı gereği anti-demokratik ve bölücü bir ideolojidir... İkinci zaaf konjonktürel. Başbakanın son kullanım tarihi geçmiştir. Son iki üç yıldır sergilediği tavırlar, gerçekle bağını koparmış bir iktidar hastası tablosunu çizmektedir.
***
Bu hükümetin memlekete büyük hizmetleri dokundu dedim. Açımlayayım.
BİR: Memleketi yeniçeri işgalinden kurtardı. Dünya
durdukça hayırla yadedilecek bir iştir. Ülkeye yapılabilecek en büyük hizmetti.
Allah kendilerinden razı olsun.
İKİ: Milli geliri üçe katladı. Evet konjonktür iyiydi,
temelleri de Kemal Derviş attı, kabul. Ama bu hükümet de cesur ve büyük adımlar
attı, bürokrat korkaklığına teslim olmadı. En önemlisi: yatırımdan korkmadı.
Viyk viyk öten entel takımına çok kulak asmaması da iyidir bence. Yumurta
kırmadan omlet yapılmaz.
ÜÇ: Kürt meselesini hale yola koydu – gibi. Gerçi çok
gecikti, yol boyu saçma sapan işler yaptı. Halâ da mevzuyu nasıl bağladıkları
tam belli değil. Ama eskilerin yapamayacağı işti, bunlar yaptı görünüyor.
DÖRT: Müsaadenizle bu da bence önemli. İlk kez bir TC
hükümeti bu ülkenin gayrımüslimlerine düşman esiri muamelesi yapmadı. “Biz”
demeye gönülleri razı olmadı gerçi, olmaz da, ama en azından “biz dostuz
yabancı” moduna geldiler. Bu da az şey değil, şükranı hak eder.
*
İki tane de ölümcül zaaf var anılması gereken.
İlki yapısal. AKP kadrolarının malul olduğu İslamcı dünya
görüşü, yapısı gereği anti-demokratik ve bölücü bir ideolojidir. Çoğulculuğu
içine sindirmesi güçtür; tarihin anılarını üstünden atması daha da güçtür. Çare
yok, buna alışacağız. Çünkü ufukta alternatif yok. Kâh dostluk ve irşad ile,
kâh diş gösterip hırlayarak, zararı asgaride tutmaya çalışmaktan başka yol
görünmüyor şimdilik.
İkinci zaaf konjonktürel. Başbakanın son kullanım tarihi
geçmiştir. Son iki üç yıldır sergilediği tavırlar, gerçekle bağını koparmış bir
iktidar hastası tablosunu çizmektedir. Herkes için tehlikelidir. Düzelme
ihtimali yoktur. Sanırım bir çare bulma zamanı gelmiştir.
“Gücünün doruğunda” demeyin bana sakın. Liderin kendinden
en emin, kibrinin en şahlanmış göründüğü an, bazen en zayıf olduğu andır.
Çavuşesku’nun son balkon konuşmasını anımsa. Honecker’in Berlin Duvarında
göstericilere ateş açma emrini verdiği günü düşün. Macbeth’in ve III Richard’ın
sonlarını oku. Aleme meydan okurken, ayakları altından toprağın kaydığını fark
edemeyecek kadar körleşmişlerdi.
Dikkatle izle: ne kadar yalnızlaştığını görürsün.
Cumhurbaşkanı ile köprüler atıldı. Zaman gazetesi muhalefete geçti. Siyasi
rüzgârın her devir şaşmaz göstergesi, Nazlı Ilıcak, yön değiştirdi. Bülent
Arınç kâh öyle kâh böyle konuşup araya gittikçe netleşen bir mesafe koydu.
Öteki bakanlar, siyasi konularda mutlak sessizliğe gömüldü. Polisle başbakanlık
arasında adı konmamış bir savaş var. Bisküvi devleri başbakanla selamı sabahı
kesti. Partinin İzmir’deki tek umudu, Ertuğrul Günay, kazan kaldırdı. Taraf
gazetesi kaybedildi. Cem Yılmaz’ından Baskın Oran’ına, Cemil İpekçi’sine dek
dün her türlü hakareti göze alıp başbakanın yanında duran kanaat önderleri,
üçer beşer, “buraya kadar” noktasına geldiler.
Sahibinin sesi kontenjanından Bekir Bozdağ hariç, yanında
bir Allahın kulu kalmadıysa bu maçı nereye kadar götürebilirsin?
*
Yalnızlaşmanın sonucu ne olur? Arz edeyim.
Suriye politikan fiyaskoya dönüşür. Reyhanlı’da dünyayı
kandırmaya yeltenip başaramazsın. Düne kadar besleyip palazlandırdığın grupları
“terörist” ilan etmek zorunda kalırsın. Suriye’deki adamlarına Cenevre bileti
dahi aldıramazsın.
Zihnin bulanır, alkol yasası gibi bir saçmalığa imza
atarsın. Toplumun bir yarısına hiçbir tatmin ve menfaat sağlamadan, öbür
yarısını kudurtmayı başarırsın. Tek hamlede, Türkiye’nin yabancı sermaye
nezdindeki güvenilirliğini sıfırlarsın. Yeni Rakıyı satın alan 54 milyar
dolarlık bir dünya devini, durduk yerde, ayağından vurursun.
Aklın şaşar, yaptığın köprüye saçma sapan bir ad
verirsin. Millet apışıp kalır; sen yaptığın iş marifetmiş gibi babalanmaya
devam edersin.
Taksim hadisesinde, basiretsizliğin dibini boylarsın.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın zarifane söylediği gibi, kırk yıl gelse bir
araya gelemeyecek kaç tür siyasi akım varsa, Açık Radyo’sundan BDP’sine,
LGBT’sinden postalcısına kadar, birbiriyle buluşturursun.
Sevan Nişanyan’ı din şeysinden mahkûm ettirmenin akıl
kârı olmadığını idrak edemezsin.
*
Yazık. Hiçbir zaman sevemediysek de, bir zamanlar takdir
ettiğimiz bir politikacıydı halbuki.
Gönderen Sevan Nişanyan
2 yorum:
Sayin Nisanyan bey,makalenizi okudum,birkac kez düsündükten sonra bu satirlari yazmak ihtiyacini duydum.Siz Türkiyede yasiyan bir ermeni olarak
fikirlerin tutuklanamiyacagini gösterdiniz,yalniz
size dis geciremiyenler her firsatta bu ülkede yasiyan ermenilere,ermeni olduklari icin sizin yazdiklarinizi mal ederek kin ve nefretlerini bu insanlara kusacaklarini hic düsündünüzmü?Ben yurt
disinda yasiyan bir ermeni olarak yazdiklarinizin büyük bir kismi ile hemfikirim yalniz bunun ceremesini günahsiz insanlar cekecekse susmayi tercih ederim.(Bu bir tenkid degil,ve kendi görüsüm)haddimi astimsa özür dilerim.
Saygilar
Iktıdarın ıstıfasını gerektırecek haklı bır nedene dayanan elle tutulur belırgın bır nedenı kımse gosteremezken bu sekılde sokaklarda numayıslerle asayısı bozmak ve ıktıdara zarar vermek aslında ulkenın de zarar etmesıne yol acmaktadır.oyle kı halk neden bu ıslevı sandık basına gecıldıgınde yerıne getırmez kı?
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.