Komisyon raporu Türkiye’nin bir ultrasonu gibi. Ülkenin
beş, on, yirmi yıl öncesini hatırlayanlar, anlatılan dertlerin pek çoğunun
farklı olduğunu görebilir... Başlangıçta, raporu okurken Türkiye’nin nasıl
değiştiğini görüyorsunuz anlamına gelecek şeylerden söz ettim ya, insanın
saçını başını yolduracak derecede değişmez şeyleri de görüyorsunuz raporda.
Örneğin gayrimüslimlerin bazı sorunları bundan 20-30 sene önce de aynen böyle
ifade edilirdi. Komisyon gayrimüslim toplulukların ‘tüzel kişilik’
kazanamadıklarından söz ediyor. Bu tüzel kişilik eksikliğinin, mülk edinememe,
adalete erişememe, yardım toplayamama ve yabancı din adamı istihdam edememenin
en önemli sebebi olduğunu söylüyor. Ekümenik patriğin ‘Ekümenik’ titrinin
tanınmaması, Ruhban Okulu’nun açılmaması vd. Türkiye’nin değişmez sorunları
arasında yer alıyor.
***
AB raporunun Türkiye'deki 'öfkeli' veya 'aşırı sempatik'
dili aşıp bir hakem gibi iyi ve kötü giden şeyleri sayması teskin edici.
Bayram nedeniyle Ankara her zaman olduğundan daha sessiz.
Bu sessizlik içinde oturup AB’nin son ‘ilerleme’ raporuna hızla bir göz atmak
zihnime ve ruhuma çok iyi geldi. Türkiye’de her şeyi öyle uçlarda ve öylesine
öfkeli bir şekilde tartışıyoruz ki, AB raporunun Türkiye’deki ‘öfkeli’ veya
‘aşırı sempatik’ dilin dışına çıkıp bir hakem gibi iyi ve kötü giden şeyleri
sayması teskin edici bir etki yaratıyor. Şöyle bir geri çekilip Türkiye nereden
gelip nereye gidiyor diye bakıyorsunuz.
Benimkine züğürt avuntusu diyebilirsiniz ama ben
komisyonun “Güneydoğu’da bulunan kitlesel mezarlar yeterince soruşturulmadı”
diyen ibaresini okurken, “Çok şükür artık o toplu mezarların açıldığı günlere
çok uzağız, iş bunları yapanları bulmaya kaldı” diyorum içimden. Elbette ki
bunları yapanları bulmayı çok çok önemsiyorum. Ama 90’ların o her gün
insanların öldürülüp hayvan leşi gibi sokaklara fırlatıldığı bir kâbustan
uyandığımızı hatırlamadan edemiyorum.
Komisyonun “sivil toplum örgütlerinin ‘Ermeni soykırımını
anma günü’ aktivitelerinin” herhangi bir müdahale olmadan ve barışçıl
gösterilerle geçtiğini belirten cümlesini okuyunca, şunun şurasında 2005
yılında bir üniversitede Ermeni sorunu üzerine yapılacak bir konferansın bütün
ülkeyi nasıl gerdiğini hatırlamadan edemiyorum.
Komisyon raporu Türkiye’nin bir ultrasonu gibi. Ülkenin
beş, on, yirmi yıl öncesini hatırlayanlar, anlatılan dertlerin pek çoğunun
farklı olduğunu görebilir. Örneğin, işkence başlığı altında, polisin aşırı güç
kullanmasından, gazdan bahsediliyor. Bu ‘elektrik’ işkencesiyle, ‘falakayla’,
‘Filistin askısıyla’ anılandan farklı bir ülke. Bunlar farklı derken, asla
bugünün problemlerini küçümsüyor değilim. Örneğin AB raporunda yok, ama insan
hakları örgütleri özellikle Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınan
kadınların uğradıkları yaygın cinsel taciz iddialarından bahsediyorlar.
Eskişehir’de gencecik bir delikanlı sokak ortasında linç edildi. 6 gencimiz
hayatını kaybetti. Bütün bu vahim olay ve iddialar Gezi Parkı protestoları ve
sonrasına denk geliyor.
Gezi, bu anlamda insan hakları ve demokrasi karnesinde
hızlı bir bozulmaya işaret ediyor. Komisyonun da Gezi’yi bir ‘dönüm noktası’
olarak kafasında tuttuğunu, raporu kaleme alırken bunun zihinlerinin bir
yerlerinde dolaştığını düşünüyorum. Nitekim raporda tam 14 değişik yerde ‘Gezi
protestoları’ ibaresinin kullanıldığını görüyoruz. Polisin aşırı güç
kullanmasından söz ederken, sosyal medyaya yönelik ifade hürriyeti kısıtlamalarından
bahsederken, RTÜK’ün protestoları yayımlayan televizyon kanallarını uyardığını
belirtirken, hep dönüp dolaşıp Gezi protestolarına geliniyor.
Komisyon medyada çok yaygın bir hal alan ‘otosansürden’
söz ediyor. Sonra ana akım medyanın nasıl ‘Gezi protestolarını’
haberleştirmekten çekindiği anlatılıyor. Gezi protestolarından sonra hükümeti
eleştiren gazeteci ve köşe yazarlarının işten atıldığı veya istifaya
zorlandığını söylüyor komisyon.
Toplumsal gösteriler sırasında kullanılan polis şiddeti
ve meydana gelen ölümlerden bahsedilirken hemen ‘Gezi’ başrolü alıyor. Umut
edelim ki, hükümet komisyonun bu tespitlerini soğukkanlı bir şekilde okusun ve
bir özeleştiri süreci başlatsın.
Başlangıçta, raporu okurken Türkiye’nin nasıl değiştiğini
görüyorsunuz anlamına gelecek şeylerden söz ettim ya, insanın saçını başını
yolduracak derecede değişmez şeyleri de görüyorsunuz raporda. Örneğin
gayrimüslimlerin bazı sorunları bundan 20-30 sene önce de aynen böyle ifade
edilirdi. Komisyon gayrimüslim toplulukların ‘tüzelkişilik’ kazanamadıklarından
söz ediyor. Bu tüzelkişilik eksikliğinin, mülk edinememe, adalete erişememe,
yardım toplayamama ve yabancı din adamı istihdam edememenin en önemli sebebi
olduğunu söylüyor. Ekümenik patriğin ‘Ekümenik’ titrinin tanınmaması, Ruhban
Okulu’nun açılmaması vd. Türkiye’nin değişmez sorunları arasında yer alıyor.
Olumlu ve olumsuz not ettiğim diğer bazı tespitler ise
şöyle:
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda adalet bakanı ve
müsteşarın eleştiriye uğrayan rolünün değişmediğini belirtiyor komisyon.
Savcıların kendilerine bağlı bir adli polis gücünün
olmaması; savcıların soruşturma yürütürken büyük oranda polise bağımlı kalması;
istinaf mahkemelerinin kurulmamış olması; ceza usulüne giren ‘çapraz sorgunun’
yetersiz bir şekilde uygulanması; savunma tarafının ceza dosyalarına sınırlı
bir şekilde ulaşabilmesi; mahkeme kararlarının gerekçelerinin kalitesizliği
komisyonun adalet sektörüne ilişkin dikkat çektiği sıkıntıların başında
geliyor.
Tutukluların cezaevi toplam nüfusu içindeki oranları
beşte bire inmiş, ki bu sevindirici bir gelişme. Aynı şekilde komisyon AİHM
kararları çerçevesinde Türkiye’nin ‘tutukluluk’ ve ‘adli tedbirlerin’
uygulanması konusunda ilerleme kaydettiğinden söz ediyor.
Ben yazı saatime kadar hızla bunları not alabildim.
Dediğim gibi, komisyon raporu, Türkiye’yi ‘faşizm-ileri demokrasi’ gibi saçma
ve sahici bir tartışmayı imkânsız kılan aşırı değerlendirmeler dışında görmek
isteyenler için iyi bir çerçeve sunuyor. Umut ederim ki, rapor önümüzdeki
günlerde sağduyulu bir şekilde kamuoyunda tartışılabilsin.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/orhan_kemal_cengiz/ab_gezi_parkina_ve_sunlara_dikkat_cekiyor-1155913
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.