Mustafa Sütlaş musutlas@gmail.com
Bir “kurban” bayramı daha yaşıyoruz. bir cana kıymanın
bir “bayram” sayılması kabul edilir bir şey olmasa da insanların inancına ve
gereğini yapmasına, yaşamasına kimsenin itirazı olamaz, ya da “olmamalı”... bu
bayramın da “görünür” kurbanları kuşkusuz kesilecek olan canlı hayvanlar. Ama
pek çok insanın fark etmediği, ya da görmezden geldiği bir de görünmeyen
kurbanları var. İlk “kurban” çocuklar, görünmeyen kurbanların başında bu eyleme
tanık olan, hatta tanık olması için zorlanan
“çocuk”lar var. “kurban”ın dinsel anlamının ve farz olmasından
kaynaklanarak, özellikle erkek çocuklar olmak üzere, “dinin gereği” mantığıyla
çocuklar bu “eylemi izlemek” dahası bazı yerlerde doğrudan “katılmak” zorunda kalıyorlar.
***
insanların inancına ve gereğini yapmasına, yaşamasına
kimsenin itirazı olamaz; ancak devlet ve onun görevlileri inancı başka türlü
olanlarla, hiç inanmayanlara da aynı şekilde davranmalıdır!
mustafa sütlaş musutlas@gmail.com
İstanbul - BİA Haber Merkezi 17 Ekim 2013, Perşembe 12:08
Bir “kurban” bayramı daha yaşıyoruz. bir cana kıymanın
bir “bayram” sayılması kabul edilir bir şey olmasa da insanların inancına ve
gereğini yapmasına, yaşamasına kimsenin itirazı olamaz, ya da “olmamalı”.
Ancak herkese eşit biçimde davranması ve eşit uzaklıkta
olması gereken kurumların, örneğin devletin, tüm unsurları ile görevlilerinin
inancı başka türlü olanlarla, hiç inanmayanlara da aynı şekilde davranması
gerektiği de hem bir hak hem de bir ödev sayılmalı, dahası ayrımcılık yapmadan
her durumda böyle davranmalıdır!
bu bayramın da “görünür” kurbanları kuşkusuz kesilecek
olan canlı hayvanlar.
ama pek çok insanın fark etmediği, ya da görmezden
geldiği bir de görünmeyen kurbanları var. onları görünür kılmak ise hem
görenlerin, hem de haberdar olan habercilerin temel görevidir.
ilk “kurban” çocuklar
görünmeyen kurbanların başında bu eyleme tanık olan,
hatta tanık olması için zorlanan
“çocuk”lar var. “kurban”ın dinsel anlamının ve farz olmasından
kaynaklanarak, özellikle erkek çocuklar olmak üzere, “dinin gereği” mantığıyla
çocuklar bu “eylemi izlemek” dahası bazı yerlerde doğrudan “katılmak” zorunda kalıyorlar. çocukluğumda
kişisel olarak bunun tersi davranışla karşılaşsam, hatta kişisel merak
nedeniyle nasıl olduğunu görmek istesem de, bu biçimde davrananların çoğunlukta
olduğunu biliyorum.
pek çok inançlı ebeveyn, bunun bir “ibadet” olduğunu ifade etmekten öte,
yaşadığımız dünyada ve zamanda şiddetin çok yaygın olduğunu ileri sürerek,
çocukların, kurban kesimi sırasında olandan çok daha fazla şiddete tanık
olduğunu, hatta maruz kaldığını söylüyor. bu itirazlar “doğal ve doğru” kabul
edilmemeli ve ikisinin farklı olduğu herkesçe görülmeli, bilinmelidir.
“kurban” sırasında uygulanan “kesme”, “kafasını koparma”,
“kanını akıtma”, “derisini yüzme”, “parçalama”, “doğrama”, “dövme” vb.
işlemlerinin tümünün öz ve biçim olarak birer şiddet öğesidir.
tüm bu işlemlerin açık, aleni bir şekilde, çocukların
gözü önünde gerçekleşmesi yalnızca maruz kalana yönelik değil, izleyene yönelik
de bir hak ihlâli, kusurlu bir davranış ve aslında “suç olması” gereken
eylemlerdir.
en temel fark, tüm bu fiillerin bir “yanlış” olmanın
ötesinde inanç açısından “ulvi”, “doğru”, “sevap”, “gerekli” olduğu algısının
çocuklarda yaratılmasıdır. bu bir anlamda henüz şiddetin anlam ve özünün
farkında olmayan bu çocukları geleceklerinde de etkileyecek biçimde onları
“kurban” etmektir.
öte yandan bu dinsel ritüelin ifadesindeki “tanrı için
kurban olma/edilme” olgusunun sorgusuz kabullenilmesi ve çocuklara bir “temel
doğru” olarak aktarılmasının da, hem o çocuk kurbanların, hem de o çocuklar
aracılığıyla gelecekte gerçekleşmesi muhtemel gerçek şiddet eylemleri
kurbanlarının çoğalmasına yol açacağı açıktır.
ikinci “kurban” devlet
yukarıda söylediğim gibi, demokratik ve laik devletler
tüm dinlere ve onları benimseyen kişi ve toplum kesimlerine de eşit uzaklıkta
durur.
ama bu ülkede de diğer “müslüman” ülkelerde olduğu gibi,
her kurban bayramında devlet ve onun görevlileri, toplumun büyük çoğunluğu “müslüman”,
“kurban” da bu dinin bir “ibadeti” olduğu için, yapılanlar aslında pek çok
yasal düzenlemeye aykırı olmasına, üstelik de alenen yapılmasına karşın göz
yummaktadırlar. çeşitli nedenlerle kesilen “ceza”lar sembolik olmaktan öteye
gitmemekte, caydırıcı bir boyut taşımamaktadır. diğer yandan merkezden
periferiye doğru gidildikçe hem kentsel alanlarda kısmen gözetilen özen
azalmakta, hem de bu cezaların uygulanma olanağı kalmamaktadır.
her kurban bayramında; kayıt dışı ve kontrolsüz hayvan
nakli ve satışı; hayvanların geçici de olsa çevreye ve ortama zarar verecek
şekilde uygun olmayan yerlerde barındırılması; kurallara aykırı, veteriner
denetimi olmaksızın ve kontrolsüz biçimde ehil olmayan kişiler tarafından, çoğu
zaman hayvana yönelik eziyete dönüşen hayvan kesimi; gerekli uygun koşullar
yaratılmadan kesilen etin gıdaya dönüştürülmesi; yenilecek etlerin açıkta
taşınması ve dağıtımı, vb. uygulamaların
her birisi yasa ve yönetmelikler çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekirken,
pek çok yerde fiilen bunların tersi yaşanmaktadır.
böylelikte “mevzuat rafa kaldırılmış” olmakta,
dolayısıyla devlet ve kurallar da bayramla birlikte tatile çıkarılmaktadır.
bunun anlamı da devletin “kurban”a “kurban” edilmesidir.
öteki “kurban”lar
tüm uygulamalar dikkatli bir şekilde irdelendiğinde,
aslında çevrenin, doğanın, ortak alanların, hayvanların, farklı inançları
benimseyenlerin, yarattığı eşitsizlik nedeniyle inançlı yoksulların da kurban
edildiği görülecektir.
bayram nedeniyle yaratılan “uzun tatil” ve özendirilen iç
turizmin yol açtığı yoğun bayram trafiğinde kaza geçirip yaşamlarını yitirenler
bile “kurban”lar arasında sayılmamakta, tıpkı hayvanların yaşadığı gibi doğal,
hatta zorunlu olduğu düşünülmektedir.
“hak temelli” bakışla ifade edersek; devletin yukarıda
saydığım tüm fiiller ve benzer olaylarla ilgili düzenlemelerine eşit ve koşut
biçimde bu konuyu da kurallara bağlaması, süreci de dikkatle ve özenle izlemesi
gerekir.
öncelikle de bu uygulamalardan kimsenin maddi ve manevi
ya da inanç ve düşünsel olarak zarar görmemesi için bu görevler yerine
getirilmelidir.
“bir insan ve kişi olarak ‘kurban bayramı’nın görünmeyen
‘kurbanı’ olmak istemiyorum” demenin bir hak; devletin de bu hakkın gereğini
yerine getirecek tek muhatap olduğu bilinmelidir. (ms/ekn)

1 yorum:
Cok yerinde bir tespit ozellikle cocuklar acisindan. "Koyun gibi kesmek ve kesilmek" toplumda kabul gormezse yuz yil once yasanilan sonuclar belki farkli olurdu.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.