Taner Akçam
Yerel yönetimler ile ilgili bir düzenleme pakette yer
almadı. Bu tesadüf değildi. Çünkü 200 yıllık derin bir travma söz konusu. Travma, iki farklı fakat ilgili konuyla doğrudan alakalı.
Birincisi, 1808 Sened-i İttifak antlaşması ve sonrası süreç. Antlaşmaya göre,
İstanbul otoritesini yerel güçler (âyanlar) ile paylaşmak zorundaydı. Ama bu,
dağılmanın başlangıcı olarak görüldü ve antlaşma yok sayıldı; büyük askerî
seferler düzenlendi, cinayetler işlendi ve bu temelde merkezîleşme sağlandı.
Korku o boyutlardaydı ki, Sened-i İttifak’ın orijinal metninin bile imha
edildiği söylenir. Travmanın ikinci kaynağı, İmparatorluğun farklı etnik-din
yapısı ile ilgilidir. Eğer ademimerkeziyetçilik uygulanacaksa, burada esas ne
olacaktı?
Konuya ilişkin iki ayrı seçenek vardı; ya birey hak ve
özgürlükleri esas alınacak ve etnik-din kökenden bağımsız ademimerkeziyetçi bir
sistem geliştirilecek; ya da etnik-din kökenler esas alınacaktı.
839 Tanzimat ve 1856 Islahat reformları daha çok birinci
seçeneği temsil eder ama o yolda hiçbir ciddi adım atılmadığı için, Osmanlı,
esas olarak etnik-din yapılarını esas alan ademimerkeziyetçiliği tartıştı.
Buna göre, nüfus sayımı yapılması, etnik-din
haritalarının çıkarılması ve nüfus oranlarına göre temsil sisteminin
geliştirilmesi gerekiyordu ki tüm bir 19. yüzyıl boyunca bu hep sorun oldu.
Farklı etnik-din gruplarının nüfus ağırlıklarına göre
idari yapıda temsil edilmesi anlayışı ilk önce 1860’da Lübnan’da uygulandı.
1868 Girit reform planı da bu esasa dayandı.
1895 Ermeni reform paketi de farklı değildi. Osmanlı
Hükümeti, Ermenilerin nüfus ağırlıklarına göre, idari yapılara katılmasını
kabul etti. Reform planında özel bir oran belirtilmedi, ama ilgili bir İngiliz
raporunda, Ermenilerin nüfusun yüzde 10’u geçtiği yerlerde idari yapılara
katılmasından söz edilir.
Reform için Hükümetin verdiği nüfus rakamları ile
Patrikhane’nin verdiği rakamlar arasında büyük uçurum ortaya çıkınca, büyük
devletlerin baskısıyla, Hükümet yeni nüfus sayımı yapmayı kabul etti ama plan
uygulanmadı. 1895-6 katliamı bu reformu hayata geçirmemek için yapıldı.
Şubat 1914 Ermeni reform görüşmelerinde de 1895 Reform
planı esas alındı. Ermenilerin nüfus ağırlıklarına göre yönetimde temsil
edilmesi kabul edildi. Ama bu reform planı da hiçbir biçimde uygulanmadı.
Ben hem 1894-6 katliamında hem de soykırımda etnik-din
temelli idari reform fikrinin merkezî bir rol oynadığına inanırım.
Soykırım sırasında, Ermeni nüfus sayımlarına çok ama çok
özel bir önem verildi. Talat Paşa neredeyse günlük bazda hayatta kalan
Ermenilerin nüfus yapısı hakkında bilgi sordu.
Sürgüne gönderildikleri yerlerde, Ermenilerin nüfusun
yüzde 10’u üzerine çıkmaması ana hedefti hatta imhalar bu rakamlara bağlı
olarak yapıldı.
Sonuçta, hem 1808 Sened-i İttifak antlaşmasını
uygulamamak hem de nüfusun etnik-din yapısı esasına göre yerel yönetimde temsil
edilmemesi için büyük cinayetler işlendi.
Biz vatandaşların hafızası silindi ve yok edildi belki
ama ben bu devletin bu tarihî miras ve bu mirasın yarattığı travmanın bilinci
ile hareket ettiğine inanıyorum.
Bugünkü reform paketinin çözmesi gereken en temel
sorunlardan bir tanesi, Kürtlerin yönetime katılmaları meselesidir.
Bu katılımın bireysel hak temelinde mi yoksa kolektif hak
temelinde mi olacağının doğru dürüst tartışılmadığı bir kültürel atmosferi
yaşıyoruz.
Kürtler de bu konuda çok açık değiller. Etnik
kimliklerini esas alan çözümlerle, bireysel haklar eksenli çözümler arasında
gidip geliyorlar.
Bence yerel yönetimler konusundaki öneriler, 200 yıllık
travma ile birlikte ele alınmaz ve tartışılmaz ise çok yol alınmaz.
Reform paketinde, AKP’ye nefret veya aşkları dışında bir
şey görmeyenlerin düşünmesi ümidiyle: Türkiye yerel yönetim reformu konusunda
niçin zorlanıyor acaba?
tanerakcam@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.