Taner Akçam
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Doğu Perinçek
hakkında verdiği karar ve düşündürdükleri. Dünkü yazımda, soykırım, insanlık suçu ve savaş suçu gibi kitlesel cinayetlerin inkâr edilmesi yasaklanmalı mıdır sorusunun ciddi bir hukuki tartışma konusu olduğunu söylemiştim. AB’nin aldığı çeşitli çerçeve kararlardan, Avrupa’daki genel eğilim bu suçların inkârının yasaklanması yönünde olduğunu belirtmiştim. Doğu Perinçek hakkında verilen karar bu çerçeve açısından da çok anlamlı ve ama ciddi hatalar içeriyor. Bu hataların başında Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında niteliksel bir ayırım yapmak geliyor.
ERMENİ SOYKIRIMI “TARTIŞMALI”, HOLOKOST DEĞİL!
Dünkü yazımda, soykırım, insanlık suçu ve savaş suçu gibi
kitlesel cinayetlerin inkâr edilmesi yasaklanmalı mıdır sorusunun ciddi bir
hukuki tartışma konusu olduğunu söylemiştim. AB’nin aldığı çeşitli çerçeve
kararlardan, Avrupa’daki genel eğilim bu suçların inkârının yasaklanması
yönünde olduğunu belirtmiştim. Doğu Perinçek hakkında verilen karar bu çerçeve
açısından da çok anlamlı ve ama ciddi hatalar içeriyor.
Bu hataların başında Holokost ile Ermeni Soykırımı
arasında niteliksel bir ayırım yapmak geliyor. AİHM kararında, Holokost ile
Ermeni Soykırımı arasındaki esasa ilişkin fark olduğu fikir merkezî bir rol
oynamaktadır. Bu, sadece Holokost’u kitlesel katliam olarak sayan, onun
dışındaki soykırımları küçümseyen Beyaz Adam’ın Avrupa-merkezli düşüncesinin
bir yansımasıdır.
Mahkeme Holokost ile Ermeni Soykırımı arasındaki farkı
iki düzeyde kurmaktadır. Birincisi, Holokost’u herkes kabul ediyor ama Ermeni
Soykırımı’nı değil, diyor. İkincisi, Holokost konusunda alınmış mahkeme kararı
vardır; Ermeni Soykırımı konusunda böyle bir mahkeme kararı yoktur, diyor.
Birinci iddia, Ermeni Soykırımı’nın, henüz ispatlanmamış
“ateşli bir tartışma” konusu olduğudur. Bu iddianın üzerinde durmak aslında
gereksizdir. Çünkü bu iddia, bir mahkemeye yakışmayacak düzeyde politik ve
ideolojik bir tezdir. Ne hukuki açıdan ne de bilgi açısından doğrudur. Bu tezi
ileri sürmek, sadece inkârcı bir devletin (Türkiye’nin) politik gücünü
göstermekten başka bir anlama gelmiyor.
Bilinmesinde fayda var, Holokost’u inkâr ile Ermeni
Soykırımı’nı inkâr arasında, esasta hiç bir fark yoktur, tek fark Almanya’nın
suçu kabul etmiş olması, Türkiye’nin ise inkâra devam ediyor olmasıdır. Ayrıca
Batılı devletler ve kamuoyu, Holokost Avrupa’da yaşandığı için konuya daha
fazla duyarlıdırlar. Yoksa, Ermeni Soykırımı’nı inkârda gözlenen her olgu,
Holokost’ta da mevcuttur. Eğer istenirse, Ermeni Soykırımı’nı inkâr edenden
daha fazla, Holokost’u inkâr eden bilim insanı bulunabilir ve konunun hâlâ
tartışılmakta olduğu ileri sürülebilir. Fakat Batı, politik ve ideolojik
nedenlerle Holokost’u inkâr edenlere itibar etmiyor, bütün mesele bu.
Eklenmesi gereken bir husus da şudur: Türkiye dışında
uluslararası kamuoyunda da Ermeni Soykırımı artık bir gerçeklik olarak kabul
edilmekte ve öyle muamele görmektedir. Fakat Batılı devletler, politik
nedenlerle Holokost inkârı ile Ermeni Soykırımı inkârı arasında ayrım yapmayı
tercih ediyorlar. Nedeni de basittir; Türkiye özellikle Ortadoğu’da önemli bir
güçtür. Batılı devletler, bölgesel çıkarları gereği Türkiye ile olan ilişkilerini
bozmak istemiyor; bu nedenle, Ermeni Soykırımı’na inansalar bile, Türkiye’nin
inkâr siyasetine göz yumuyorlar. Amerikan ve Fransız parlamentolarında oynanan
tiyatroların tek nedeni budur.
Sonuç itibarıyla, AİHM’in, Holokost ile Ermeni Soykırımı
arasında yaptığı, birinin kabul edilen bir gerçeklik, diğerinin tartışmalı
olduğu ayırımı son derece ideolojik ve politik bir ayırımdır ve hukuken hiçbir
anlamı yoktur.
HOLOKOST, ERMENİ SOYKIRIMI VE MAHKEME KARARI MESELESİ
AİHM kararının, Holokost ve Ermeni Soykırımı arasında
yaptığı önemli diğer ayırım, bu olaylara ilişkin alınmış mahkeme kararlarının
olup olmadığı meselesidir. AİHM’e göre, Holokost’taki suç uluslararası
mahkemece kabul edilmiştir ama Ermenilere yönelik yapılanlar konusunda alınmış
benzeri bir mahkeme kararı yoktur. AİHM’in böyle bir fikre nasıl ulaşmış
olduğunu anlayabilmiş değilim. Çünkü, uluslararası ceza hukuku açısından
Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında esasa ilişkin hiçbir fark yoktur.
Konuya açıklık getirmeden önce, Türkiye’de egemen olan
bir hurafeye son vermek gerekir. Bu hurafeye göre, “Uluslararası bir mahkeme
Holokost için soykırım kararı almıştır. Bu nedenle Holokost soykırım sayılır ve
inkârı yasaktır. Oysa Ermenilere yapılanlar konusunda böyle bir mahkeme kararı
yoktur, bu nedenle soykırım olarak kabul edilemez ve inkâra yasak getirilemez.
Nitekim, AİHM Doğu Perinçek davasında, Ermenilere yapılan soykırım değildir,
diye karar almıştır.”
Bu tezlerin her birisi, sıradan ve ilkel bir hurafeden
ibarettir. Birincisi, Holokost’un soykırım olduğuna dair alınmış herhangi bir
uluslararası mahkeme kararı yoktur. Nürnberg yargılamalarında soykırım suçu bir
rol oynamadı. Holokost nedeniyle, soykırım suçundan ceza almış tek bir Nazi
bile yoktur. Nürnberg’de Naziler, soykırım suçundan değil başka suçlar işlemiş
olmaktan dolayı (insanlık suçu, barışa karşı suç ve savaş suçlarından)
yargılandılar.
Ek bir bilgi olarak söylemek gerekir ki, bugün dünyada,
uluslararası bir mahkeme tarafından hakkında soykırım kararı alınmış sadece iki
olay vardır: Ruanda ve Srebrenitsa-Yugoslavya. Eğer, soykırım için uluslararası
bir mahkeme kararı şarttır tezini ileri sürmek isteyen varsa, bilmelidir ki, bu
teze göre dünyada iki tane dışında soykırım olmamıştır.
Bu nedenle AİHM, bu gerçekliğin bilincinde olarak, Doğu
Perinçek ile ilgili aldığı kararda, Avrupa ülkelerinin Holokost’u inkârı
yasakladıklarını ama genel olarak soykırımı inkârı yasaklamadıklarını söyler.
Mahkeme, İsviçre’yi, genel olarak soykırımı inkâr etmenin İsviçre özelinde
niçin bir suç sayılması gerektiğini yeteri kadar gösterememekle eleştirir.
Zaten Holokost’u inkârı yasaklayan ülkelerin kanunlarına
bakılırsa bu durum açıkça görülür; ilgili kanunlarda, “Holokost bir soykırımdır
ve bu nedenle inkârı yasaklanmalıdır” denmez; 1945 Londra Antlaşması ve
Nürnberg yargılamalarına açık referans verilerek, yasaklamanın insanlığa karşı
suç temelinde yapıldığı açıkça belirtilir. Ve ilgili suç hakkında verilmiş
mahkeme kararları (Nürnberg) esas alınır. Nitekim AİHM, 2003 yılında Garaudy’in
Holokost’u inkâr etmekten dolayı aldığı cezayı, “insanlığa karşı işlenmiş suçu
inkâr etmek, Yahudilere karşı en ciddi ırkçı hakaret ve onlara karşı nefreti
teşvik etmek anlamına gelir”, diyerek onaylamıştır.
İkincisi, AİHM Ermeni Soykırımı olmamıştır, gibi bir
karar almadı. Sadece, bu konuda alınmış bir mahkeme kararı yoktur ve soykırım
olup olmadığını kararlaştırmak mahkemenin görevi değildir, dedi. Mahkeme, 1
Nisan 2011 tarihinde Arjantin Federal Mahkemesi’nin, Osmanlı Hükümeti’nin
Ermenilere yönelik gündeme getirdiği politikaların soykırım olduğu yolunda
almış olduğu karara itibar etmemiş gözüküyor.
HOLOKOST VE ERMENİ SOYKIRIMI: HUKUKİ BENZERLİK VE FARK
Şimdi, AİHM’in, Holokost’a ilişkin alınmış mahkeme kararı
vardır ve ama Ermeni Soykırımı konusunda alınmış mahkeme kararı yoktur
kıyaslamasına daha yakından bakabiliriz:
1) Hem Holokost hem de Ermeni Soykırımı için, “bu
soykırımdır” diye alınmış bir mahkeme kararı yoktur (Ermeni soykırımı için
Arjantin Mahkemesi’nin aldığı karar hariç). Yukarda söylediğim gibi, hiçbir
uluslararası mahkeme Holokost nedeniyle soykırım suçundan dolayı yargılama
yapmadı; “bu bir soykırımdır” diye karar almadı. Naziler, insanlık suçu, savaş
suçu ve barışa karşı suç gibi nedenlerle yargılandı ve ceza aldılar.
2) Hem Holokost hem de Ermeni Soykırımı uluslararası
hukuk tarafından “insanlık suçu” olarak tanımlandılar. Holokost
yargılanmalarının esasını teşkil eden “insanlığa karşı suç” kavramı ilk defa
1915’te Ermeni Soykırımı nedeniyle kullanıldı. Müttefik Kuvvetler, 24 Mayıs
1915 tarihinde yaptıkları ortak bir açıklamada, Osmanlı Hükümeti’nin işlediği
suç için, bu kavramı kullanmışlar ve bu tarihten itibaren “insanlığa karşı suç”
uluslararası bir hukuk normu olmuştur.
3) Birinci Dünya Savaşı sonunda, 1919 yılı boyunca süren
Paris Barış Görüşmelerinde, savaş sırasında işlenmiş suçları tespit etmek
amacıyla bir komisyon kurulmuştur. Kurulan komisyon, Osmanlıların “insanlık
suçu” işlediklerini karara bağlamıştır. İstanbul yargılanmaları sırasında da,
Ermeni katliamlarını düzenleyenler, Osmanlı ceza hukukuna göre
yargılanırlarken, Mahkeme işlenen cinayetlerin insanlığa karşı bir suç olduğunu
değişik biçimlerde de olsa ifade etmiştir.
4) Eğer Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında hukuksal
bir fark aranıyorsa, birincisinde uluslararası askerî bir mahkemenin insanlık
suçu nedeniyle yargılama yapmış olmasıdır. Ermeni Soykırımı’nda yargılama
ulusal düzeyde yapılmış; uluslararası düzeyde suç “insanlık suçu” olarak karara
alınmış ama politik nedenlerle yargılama aşamasına geçilememiştir.
Özetle, kolayca iddia edilebilir ki, Holokost ile Ermeni
Soykırımı arasında, uluslararası hukuk açısından herhangi bir fark yoktur. Her
ikisi de açık olarak insanlığa karşı suç olarak tanımlanmıştır. Mahkeme,
Holokost’u, mahkemelerce karara bağlanmış bir husus, Ermeni Soykırımı’nı “henüz
tartışılıyor” diye tasnif ederek, bırakın gerçeklik açısından, hukuki açıdan
bile büyük bir yanlışın altına imza atmıştır.
SOYKIRIM VE İNSANLIK SUÇU ARASINDA BÜYÜK FARK YOK
Sonuç olarak söylenecek şudur ki, AİHM ideolojik dar
görüşlülük ile Holokost ve Ermeni Soykırımı arasında ne olgu olarak ne hukuki
olarak var olmayan ayırımlar yaratmıştır. Mahkemenin niçin Holokost ile Ermeni
Soykırımı arasında bu tür bir kategorik ayrım yaptığı sorusuna verilecek bir
cevap vardır: Mahkeme Avrupa merkezli bir düşüncenin etkisindedir. Ve Holokost
ile diğer soykırımlar arasında kategorik bir fark olduğuna inanmaktadır.
Türkiye’de de Ermeni Soykırımı’na soykırım demeyen ve bunun nedenini de
Ermenilere yapılanların Holokost’a benzemediği ile açıklayan çok sayıda insan
bulunmaktadır.
Oysa elimizdeki konu itibarıyla, Holokost ile Ermeni
Soykırımı arasında kategorik herhangi bir ayırım sözkonusu değildir. Ayrıca,
Doğu Perinçek’in işlediği suçun niteliği itibarıyla, Ermeni Soykırımı’nın
soykırım mı, insanlık suçu mu sayılması gerektiği tartışması anlamsızdır.
Eğer dikkat edilirse, hem Avrupa Birliği 2008 çerçeve
kararında, hem de İsviçre Ceza Kanunu’nda, inkâr suçu bir tek soykırım ile
sınırlı değildir. Suç kategorisi olarak, soykırım ve insanlığa karşı suç
birlikte sayılmaktadır. Bu nedenle, Doğu Perinçek’in 1915’i soykırım olarak
telakki etmiyor olması, nefret suçunu işleyip işlemediği noktasında önemli
olmayan bir husustur. Çünkü Perinçek esas olarak 1915’te bir suç işlenmediğini
savunmaktadır. Yaşananın insanlığa karşı bir suç olduğunu inkâr etmektedir.
Eğer karara itiraz ederse, İsviçre’nin savunmasını,
Perinçek’in işlediği nefret suçunun oluşması için, soykırım ile insanlık suçu
arasındaki ayırımın anlamsız olduğu noktasında yapacağını tahmin ediyorum.
Sorun geçmişte işlenmiş cinayetleri, bu cinayetin kurbanı olmuş bir topluluğa
yönelik nefreti körükleyen bir biçimde inkâr edenlerin cezalandırılıp
cezalandırılmayacaklarıdır.
SON BİR HUSUS
Doğu Perinçek kararının Türkiye’de ele alınış ve
tartışılışı çok sorunludur. Bunun bir nedeni, Türkiye’de bir inkâr rejiminin
var olmasıdır. Bu nedenle sorun, “bir eyleme soykırım değildir deme özgürlüğü
olmalıdır” boyutunda tartışılmaktadır. Elbette Türkiye gibi bir ülkenin özel
koşulları da düşünülürse, bu özgürlüğün kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu
kabul etmek gerekir. Fakat İsviçre ve Avrupa ülkelerinde tartışılan konu, nefret
ve ırkçılık suçlarına, AB’nin 2008 çerçeve kararında dile getirdiği suçların da
dâhil edilip edilmemesi gerektiğidir. Avrupa ülkeleri kendi ihtiyaçlarından
hareketle bu tür suçları inkâr etmeyi, nefret ve ırkçılık suçları kapsamında
gündeme getirebilirler. Bu ülkelerin ihtiyaçlarını, Türkiye’de bizim
ihtiyacımız olan şeyden hareketle tartışmak doğru değildir.
Avrupa’da konunun bir hukuk sorunu olarak tartışılması
anlaşılabilir bir durumdur. Ama Türkiye’de henüz bu düzeyde değiliz ve konunun
bir hukuk sorunu olarak ele alınması ciddi sakıncalar içermektedir. Türkiye
hâlâ soykırım rejiminin egemenliğini sürdürdüğü bir ülkedir. Geçmişte katliama
uğramış (Ermeni, Süryani ve Rumlar) Hıristiyan topluluklara yönelik ciddi
nefret suçları başta hükümet partisi üzere, geniş bir kesim tarafından çok
sıkça işlenmektedir. Ayşe Kulin gibi tanınmış yazarların, “dilim sürçtü” diye
işin içinden çıkmaya çalıştığı, “Ermenileri durduk yerde kesmedik” sözlerinin
edilebildiği bir ülkede yaşıyoruz. Sadece, Hıristiyanlara yönelik ırkçı söylem
veya nefret suçunu işleyenlerin cezalandırılmasını istersek, ülkenin önemli bir
nüfusunu hapse tıkmamız gerekir.
Bu nedenle bizim, hukuk değil, vicdan üzerinden açık bir
hesaplaşma yapmamız gerekiyor. Hukuki yasak tartışmaları bize fazla lüks,
yanılıyor muyum?
tanerakcam@gmail.com
http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-holokost-u-inkar-edemezsiniz-ama-ermeni-soykirimi-2.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.