Mete Gönenç
Osmanlı’nın son dönemlerinde, Batı’daki özgürlükçü ve
ulusçu hareketlerden esinlenen Osmanlı sivil-asker aydınları ve talebeler
İttihat ve Terakki partisini kurmuşlardır. Meşrutiyet idaresini, hürriyet ve
eşitliği amaçlayan 1908 de 2.meşrutiyeti, ilan ettiren bu hareket, iktidara
gelmesiyle, Almanlarla flörte başlamış ve ülkeyi savaşa sokmuştur.
Osmanlıcılıkla başlayıp Türkçülüğe sarılan bu hareket, Batılı devletlerin
kışkırtması sonucu da olsa, başta Ermeni Tehciri olmak üzere, milliyetçi(!)
uygulamalarıyla, bu gün hala acısını çektiğimiz şekilde, ülkede yaşayan
halkların ilişkilerinde ciddi yaralar açmış ve resmi olarak Osmanlı’yla
birlikte son bulmuştur.
***
Bilindiği gibi, her şeyde olduğu gibi, toplumsal
düzenlerde de sürekli bir değişme yaşanmaktadır. Bu değişimi doğuran şey,
üretim araçlarındaki gelişmedir; söz konusu değişme, var olan mülkiyet
ilişkilerini zorlar ve sınıf mücadelesini hızlandırır. Tarihsel materyalizm,
işte bu çerçeve içerisinde, sırasıyla ilkel komünizm, feodalizm, kapitalizm
sosyalizm ve komünizm gibi beş ayrı toplum modelinin ortaya çıktığını ve
çıkacağını savunur. Bu çerçevede, Batı’da 14-19 yy. arasında oluşan, Aydınlanma,
Reform, Rönesans hareketleri ve Sanayi Devrimi sonucu oluşan burjuva, işçi
sınıfı ve büyük ölçüde halkın katılımıyla burjuva demokratik devrimleri
yapılmış ve kapitalist sistem burjuvazinin önderliğinde kurulmuştur. Ulus
devletler de bu süreç sonucu tarihteki yerini almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda ise bu süreç yaşanmamıştır.
Batı’dakinin aksine merkezi olarak kurulup fetihlerle büyüyen imparatorlukta
ekonomi tarıma dayanmaktaydı. Halk; “askeriler” yani sivil asker yöneticiler ve
ulemalar ile “reaya” yönetilenler olmak üzere ikiye ayrılırdı. Osmanlı’da, tüm
topraklar padişahın olup, sanayinin gelişmediği ticaretin gayrimüslimlere
bırakıldığı bu toplumda doğal olarak, Batı’daki o dönem için ileriye yönelik
gelişmeler yaşanmamıştır. Tam anlamıyla sınıfların da ortaya çıkmadığı bu
toplumda, ilerici tek bir halk hareketi oluşmamıştır.
Asker toplama ve vergi alma dışında halkla hiç ilişkisi
olmayan, askerleri (yeniçeriler) ve yöneticileri devşirmelerden oluşan Osmanlı
yönetimi, şehzadelerinin ve saray çevresindeki imtiyazlı kişilerin çocuklarının
en iyi hocalarla, en iyi okullarda eğitilmesini sağlamıştır, Daha çok tarımla
geçinen. Anadolu halkının çocukları ise az sayıdaki mahalle mektepleri, Kuran
kursları, tekke ve zaviyelerde, daha çok dini eğitim görmüşlerdir. Halkın bu
şekilde geri bırakılması, bağnaz ve bilinçsiz yetiştirilmesi ise bir anlamda,
giderek yozlaşan Osmanlı yönetiminin varlığının da garantisi olmuştur. Üzülerek
söylemek gerekirse, halkın bir kesiminin bu durumu ise hala tam olarak aşılamamıştır
İşte bu nedenlerle Osmanlı’da yenilenme hareketleri, hep
Batılılaşma olarak anlaşılmış ve 18. yüzyılın sonlarından itibaren önce
saraydan, sonrasında ise sivil, asker, bürokrasi ve aydınlardan gelmiştir.
Ülkemiz siyasi tarihinde, sivil, asker, bürokrat, aydın kadroların, halkı, geri
ve eğitimsiz bularak, düzeni değiştirmek için ve son tahlilde hep askerlerle
(zinde güçler!) devrim yapmaya yönelik hareketleri önemli yer tutmakta, hala da
önemini korumaktadır. Kadro hareketleri denen ve sonuçta “halk için halka
rağmen” diye adlandırılan felsefeleriyle düzeni değiştirip, daha adil ve
ilerici bir düzen yaratmaya yönelik bu hareketler, hep hüsrana uğramış, halka
ulaşamamış, sol hareketlere ve halkımıza 12 Mart ve 12 Eylül’de olduğu gibi çok
önemli bedeller ödetmiştir.
İşte bu anlamda, Osmanlı’nın son dönemlerinde, Batı’daki
özgürlükçü ve ulusçu hareketlerden esinlenen Osmanlı sivil-asker aydınları ve
talebeler İttihat ve Terakki partisini kurmuşlardır. Meşrutiyet idaresini,
hürriyet ve eşitliği amaçlayan 1908 de 2.meşrutiyeti, ilan ettiren bu hareket,
iktidara gelmesiyle, Almanlarla flörte başlamış ve ülkeyi savaşa sokmuştur.
Osmanlıcılıkla başlayıp Türkçülüğe sarılan bu hareket, Batılı devletlerin
kışkırtması sonucu da olsa, başta Ermeni Tehciri olmak üzere, milliyetçi(!)
uygulamalarıyla, bu gün hala acısını çektiğimiz şekilde, ülkede yaşayan
halkların ilişkilerinde ciddi yaralar açmış ve resmi olarak Osmanlı’yla
birlikte son bulmuştur.
1. Dünya Savaşı sonrasında, Mondros Bırakışması ile
imparatorluk tamamen tasfiye edilip, işgal edilen ülkede Türklere Anadolu’da
ufak bir toprak parçası bırakılmıştır. Bunun üzerine, Mustafa Kemal’in
önderliğinde, eski İttihatçılar, dağılan ordunun subayları, eşraf az sayıdaki
aydın ve maceraperest çetelerin bir araya gelmesiyle Kurtuluş Savaşı’na
başlanmış, Kurtuluş Savaşı sonucu, saltanat ve halifelik kaldırılarak,
Cumhuriyet kurulmuştur. Bir anlamda, ittihatçılar, devleti yıkarken, Atatürk ve
arkadaşları, bağımsızlık savaşı sonucu, yepyeni bir devletin, Cumhuriyet’in kuruluşunu
başarmışlardır.
Cumhuriyet’le beraber Osmanlı devleti tasfiye edilmiş ve
İzmir İktisat Kongresi’nde belirtildiği şekilde, kapitalist sistemi oluşturmak
için devlet eliyle sermaye birikimi ve sermayedar yaratılmaya başlanmıştır. Bu
çerçevede birçok yazımda belirttiğim gibi, bugün AKP’nin hovardaca sattığı,
binlerce sanayi, finans vs. kuruluşlarının oluşumu tamamlanmıştır.. Bunun
yanında, her alanda daha çok Batı’nın kurumları dikkate alınarak reformlar
yapılmıştır. Çanakkale Savaşı’nda genç ve dinamik insanlarının çoğunu kaybeden
ülkede, 1923’te 12-13 milyon nüfusun sadece yüzde 10’u okuryazardır. Sosyal ve
kültürel altyapısına uygun düşmeyen bu reformları kabullenemeyen halkın
yapısına da uygun en önemli uygulama Köy Enstitüleri’yken, Enstitüler yine CHP
tarafından kapatılmıştır. Ayrıca, Atatürk’ün kontrolünde kurulan Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka da bir süre sonra halkın yapısına uygun
olarak Cumhuriyet karşıtlığına dönüşünce, kapatılıp yöneticileri
cezalandırılmıştır. Solcuların başına gelenler ise hepimizin malumudur.
Yazarın notu: Bu yazının, önceden planlanmakla birlikte,
evvelki haftaki yazıma bazı BDP’lilerin attığı, RTE özentisi, ilkel ve ilkesiz
tweet’lerle ilgisi bulunmamaktadır.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mete-gonenc/halk-icin-halkla-beraber-1-88707
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.