Ümit Kardaş
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin kabul ettiği 24
Nisan 2014’te Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünün hatırlanmasına ilişkin karar
metni,Başkan Obama’ya tüm gerçeklerin T.C. hükümeti tarafından tanınmasını
içerecek şekilde adil, yapıcı, istikrarlı ve sağlam bir Türk-Ermeni ilişkisine
yönelik çalışma yapma misyonu yüklüyordu.Türk yetkililer ise bu gelişmelere her
zamanki gibi aynı duyarsız ve klişe laflarla cevap verdiler. Ancak metin
Senato’nun gündemine alınmadığından içerik olarak kadük oldu.Buna rağmen
Obama’nın 24 Nisan’da soykırım kelimesini kullanmadan metinde belirtilen
hususlara değinmesi bekleniyor. 2015’e doğru giderken konunun ivme kazanarak
gündemde olacağı açık. 2015 yaklaşırken bu konudaTürkiye’ye nasıl bir
perspektif gerekiyor?
1915’te başlayan tehcirlerin koşulları daha önce yapılanlardan
çok farklıydı. İki ay içindeki uygulamalar sadece Ermenileri değil, Doğu
Anadolu’daki tüm Hıristiyanları kapsıyordu. Sözkonusu tehcirler yeniden iskân
olunarak düşünülemezdi. Çünkü belirlenen yerler yaşanabilecek koşulları
taşımadığı gibi bu yerlere ulaşabilenlerin sayısı da azdı. Birçok kişi
doğdukları ve yaşadıkları yerleşim birimleri içinde ya da dışında, hemen
diğerleri yaya çıkarıldıkları yollarda ölmüş ya da öldürülmüştü. Öldürülenlerin
çoğu erkekti. Kadınlar ve çocuklar güney çöllerine doğru sürülen kafilelerin en
büyük bölümünü oluşturuyordu. Bu kafilelere de sürekli saldırılıyor, kadınlar
tecavüze uğruyor, çocuklar kaçırılıyordu. Vilayet görevlileri yola
çıkarılanlara yiyecek, su ve barınak sağlamak için hiçbir tedbir almamışlardı.
Buna karşılık üst düzey memurlar ve yerel siyasetçiler ölüm mangalarını
harekete geçirmişlerdi. Bu gruplar tehcir edilenlerin mallarına el koyuyor, bir
bölümünü dâhiliye nezaretine gönderirken, bir bölümünü zimmetlerine
geçiriyorlardı. Mezalim şeklinde cereyan eden tehcirin bu hâli alması Almanları
dahi rahatsız ediyordu. Yapılan tehcirler nüfus mübadelesi değildi. İngiliz
sosyal tarihçi David Gaunt’un belirttiği gibi bu tehcirlerin amacı özgül bir
nüfusu tamamen özgül bir alandan çıkarmaktı. Hızla yapılması istendiğinden
gözdağı, şiddet ve zulüm unsuru artıyordu. Yeniden iskân gibi bir amaç
taşınmadığından tehcir edilen nüfusun nereye gittiği ya da fiziken yaşayıp
yaşayamayacağı, yönetimi de orduyu da ilgilendirmiyordu. Ermenilerin sahip
olduğu gelişmiş derecedeki kültür ve uygarlık onlara yapılan bu mezalimi
dünyanın gözünde çok daha korkunç hâle getirmişti. Talat Paşa yanılgı içinde
son noktayı şöyle koyuyordu; “Artık Ermeni sorunu diye bir şey yok.”
Yukarıda belirtilenler kuşkusuz yaşananların kapsamını, boyutunu,
ağırlığını ifade edemez. Bu mezalim ve katliamlar Avrupa ve ABD gazetelerinde
düzenli olarak yayımlandığı gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefikleri olan
Almanya ve Avusturya dâhil İngiltere ve ABD’nin resmî belgeleriyle, Osmanlı
Divan-ı Harbi’nin tutanaklarıyla, diplomat ve misyonerlerin anlatımıyla,
komisyon raporlarıyla, hayatta kalanların anlatımıyla ortaya çıkmıştır. İster
Ermenilerden bazı unsurların hak talepleriyle ayaklanmaları, ister dış güçlerle
harekete geçirilmeleri olsun hiçbir gerekçe bu insanlık trajedisini
meşrulaştıramaz. Yaşananları hukuki ve teknik bir kavram olan soykırım
üzerinden tartışmak yanıltıcıdır. Yaşananlar teknik bir kavrama sığamaz ve
bunun içinden ifade edilemez. Mezalim ve katliam insaniyetle bağdaşmaz.
İnsanlığın vicdanında mahkum olmak, soykırımla yargılanmaktan daha haysiyet
kırıcıdır. Hakikatleri gizleme ve inkâr üzerine kurulan bir düzen devleti ve
toplumu hastalandırır ve çürütür.
İttihat ve Terakkiileri gelenlerinin ve bunlara bağlı
kadroların, çetelerin ve çapulcuların eylemlerini sahiplenmek ve savunmak
insani ve ahlaki bir tavır değildir. Türkiye, yaşatılan mezalim ve katliamları
kabul ettiğini ve bundan dolayı toplum ve devlet olarak en yüksek insani
değerler olan hakikat, adalet ve insaniyeti savunduğunu, geçmişte bunu
yapanların zihniyet ve eylemlerini mahkûm ettiğini bütün dünyaya duyurmalıdır.
Bu yapıldıktan sonra Diaspora’da yaşayan tüm Ermenilere yurttaşlık daveti
yapılmalı ve kendilerine T.C. yurttaşlığı verilmelidir. Bu Diaspora
Ermenilerinin, atalarının binlerce yıl yaşadığı, mallarını, mülklerini,
anılarını ve tarihlerini baskı sonucu bıraktıkları coğrafyaya dönüşleriyle
birlikte öfkeye dönüşen acılarını azaltacaktır.Ermenistan sınırı hiçbir koşul
öne sürülmeden açılmalıdır. Türkiye, Ermenilerin acılarını azaltırken kendi
korku, kompleks ve kaygılarından da kurtularak özgürleşecektir.
umitkardas@gmail.com
www.umitkardas.com
twitter.com/umit_kardas
http://www.taraf.com.tr/yazilar/umit-kardas/1915-2015/29457/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.