Cengiz Aktar
Perşembe, İttihat Terakki yönetimindeki Osmanlı
devletinin, Ermeni vatandaşlarını kadim topraklarından tamamen silecek
kararının 99’uncu yıldönümü. 24 Nisan 1915 başkent İstanbul’daki Ermeni
aydınların önce tevkif sonra telef edildikleri kara gün; dünyanın dört bir
yanına dağılmak zorunda kalmış Ermenilerin simgesel günü. Bu toplu facia memlekette
kabul görmekten uzak. Anadolu Ermeniliğinin tamamen silinmiş olması dahi idrak
etmeye kâfi değil. Resmî Türkiye ve resmî tezin sivil savunucuları yıllardır
canı dişe takmış soykırım olmadığını ispat etmeye çabalar. Bin bir dereden su
getirilir, beyhude karşılaştırılmalar yapılır ve millet her 24 Nisan’da
nefesini tutar, ABD Başkanı ne diyecek diye kulak kesilir.
İki 24 Nisan arasında ise dışarıda inkârcı lobi yapılır,
tarihçi müsveddelerinden icazet istenir, diğer memleketlerdeki tanıma faaliyetleri
yakından izlenir. Daima soykırım gerçeğine karşı bir emare gözetlenir ki
vicdanen sulh bulunsun. 2012’de soykırımı inkârın cezalandırılmasını öngören
kanunun Fransız Anayasa Konseyi tarafından anayasaya aykırı bulunması ve
2013’te AİHM’in Perinçek-İsviçre davasında soykırım inkârının ifade özgürlüğüne
dâhil olduğu kararı Türkiye’de daima “baak, gördün mü soykırım olmamış” olarak
okundu. Daha önce ABD Temsilciler Meclisi veya Senato’dan dönen karar
tasarıları da öyleydi. Oysa dışarıda bir iki şaşkın dışında soykırım hususunda
bir tereddüt yok. “Suriye çölünde safaride ayakları taşa takıldı, düşüp öldüler
veya 1916’da kafileler hâlinde Fransa, Amerika’da turistik geziye çıkmışlardı”
diye düşünen yok, sadece devletlerin Türkiye ile olan ilişkilerinde gözettikleri
menfaatleri var.
Bu defa durum çok farklı olmasa da yüzüncü yıl baskısı
görmezden gelinebilecek gibi değil. Ancak 2015’le birlikte yurtdışında doğal
olarak artacak girişimler, görünürlük ve farkındalık, hükümetin Batı’yla
ilişkilerinin iyiden iyiye soğuduğu ve buna karşılık Azerbaycan ilişkisinin
stratejik bir konuma gelerek perçinlendiği bir döneme rastlıyor. Bu tesadüf
değil. Hükümet 2015 öncesinde farklı ve yeni bir Ermeni ve Ermenistan siyaseti
üretemedi. Beceriksizlik, gönülsüzlük ve çıkarcılık karışımı bir yaklaşımla
Zürih Protokolleri 2010’da çöpe gitti. Bundan böyle dışarıda tasarılar gidip
geldikçe, Ermenistan ve Ermeniliği konu alan etkinlik arttıkça Türkiye katılıp
kalacak, kabuğuna çekilecek.
Aybaşında ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin karar
tasarısına verilen resmî cevapta şöyle diyor devlet: “İnsanlığa çok büyük
acılar yaşatan Birinci Dünya Savaşı sırasında cereyan eden trajik 1915
olaylarına ilişkin adil bir hafızaya, bu ortak tarihin sahipleri olan Türkler
ve Ermeniler tarafından birlikte diyalog ve empati yoluyla nasıl
ulaşılabileceği yoğun biçimde ve her yönüyle esasen irdelenmektedir.
Türkiye-Ermenistan protokollerine de yansıtılmış olan Ortak Tarih Komisyonu
kurulması önerimiz, bu çerçevede hâlâ gündemdedir.” 99 yıl sonra gelinen yer
“adil hafıza” ve bu amaçla kurulması teklif edilen “ortak tarih komisyonu”!
Adil hafıza “onlar da bizi kesti” tezinin edepli ifadesinden başka bir şey
değil. Ortak komisyon da “acılar ortaktır” kararı alması beklenen bir kılıf.
Bir yanda soykırım uzmanları diğer yanda inkârcı profesörlerden oluşacak bir
komisyonun bırakın ne konuşacağını, toplanması bile mümkün değil.
Hükümetin namevcut Ermeni ve Ermenistan siyasetine
karşılık toplum hakikat arayışını sürdürüyor. En sağlıklısı ve kalıcısı da bu,
çünkü huzur bu toprağa bu yüzleşme olmadan gelmeyecek. “2015” bu arayışların
artacağı, derinleşeceği bir evre olacak. Devlet ve hükümet ne derse desin.
Perşembe İstanbul anması Taksim’de 19:15’te.Bu yıl
Adıyaman, Ankara, Antep, Bitlis, Bodrum, Çanakkale, Diyarbekir, İzmir, Malatya,
Mardin, Urfa ve Van’da da anma var.
cengizaktar@gmail.com
http://www.taraf.com.tr/yazilar/cengiz-aktar/etti-99/29520/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.