Azınlık okullarındaki sorunlar ve çözümler üzerine
çalışan hukukçu Nurcan Kaya devletin bu okullardan esirgediği bütçeyi, statü
sorunlarını, materyal eksiklerini ve uygulamaları anlatıyor. “Galatasaray da
Manchester United’ı elemişti, oradaki maç 3-3, buraki maç 0-0 bitmişti. Ali
Sami Yen’deki maçtan çıkışta çok kalabalık olduğu için arka sokaktan ve şansa
bizim okulun önünden geçtik biz. Ve çocukların bir kısmı, tribünden çıkanların
bir kısmı bizim okulu taşlamaya başladılar milli maç çıkışı; hani Ermeni,
İngiliz bilmem ne, bunların hepsi aynı, hepsi kötü, hepsi gâvur, hepsi işgalci,
hepsi her neyse bildiğimiz resmi tarih… Ve mesela bizim sınıfın camı kırıktı ve
sabah o tarih desinde ‘Hepimiz Türküz’ü işlediğimiz bir konuydu, ama üşüdük
biraz, soğuk geliyordu oradan! Anlatabiliyor muyum?”Yukarıdaki cümleler, bugün
sadece 22 tane kalan azınlık okullarının birinden mezun olan bir Ermeniye ait.
Bu ve buna benzer maçta, sokakta, basında yaşanan pek çok
ayrımcılık hikâyesi normal karşılanabilirken geçen hafta Başbakan Tayyip
Erdoğan’ın ilkokullarda “Andımız”ın her sabah okunmasını kaldırdıklarını
duyurması kınandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında
“Andımız”ı okurken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“’Andımız’la ilgili Erdoğan'ın ne şikâyeti var ben
bilmiyorum. Çocuklarımız birlik ve bütünlüğü öğrenmek zorundalar. İlköğretim
ağacın gövdesini oluşturan eğitimdir. Belli bir yaşa geldikten sonra dallar
oluşur, farklı görüşler oluşur. Ama hiçbir zaman gövde budanmaz, dalları
budayabiliriz daha gür çıksın diye. Ama siz gövdeyi kesiyorsunuz. Bu doğru
değil.”
“Ağacın gövdesi”ni oluşturan 22 azınlık okulunda
devletin, “bütünlüğü” nasıl öğrettiğini öğrenmek için Tarih Vakfı’nın Ekim
2011-Nisan 2013 arasında yürüttüğü “Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları:
Sorunlar ve Çözüm Önerileri” çalışmasını hazırlayan Nurcan Kaya ile görüştük.
Essex Üniversitesi’nde uluslararası insan hakları hukuku alanında yüksek
lisans, Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde doktora yapan ve Avrupa Birliği
hukuku kapsamında azınlık hakları, eşitlik, ayrımcılık yasağı alanlarında
uzmanlaşan Kaya, Global Dialogue Vakfı’nın da desteğiyle hazırladığı 200’ü
aşkın sayfalık raporunun özetini T24’e anlattı.
Okullara kayıt sürecinden Milli Eğitim Bakanlığı’nın
öğretmenleri ayrıştırarak nasıl bazılarının maaşlarını ödediğine, “MİT benden
Türk varlığına bağlı mısınız diye bilgi istiyor” diyebilen Türk müdür
başyardımcılarından Lozan Antlaşması’nda azınlık okullarına devlet bütçesi
öngörülmüşken bu payın nasıl ödenmediğine kadar devletin azınlık okullarına
yaklaşımını örneklerle anlatan Nurcan Kaya’nın referans niteliğindeki
çalışmasının detayları için buyurun.
- Her gün "Andımız"la "Türküm" diye
bağırtılan azınlık okulu öğrencileri nasıl Türk sayılmadı, raporunuzda
belirttiğiniz uygulamalarla anlatabilir misiniz?
Azınlık okullarında okuyan çocuklar her gün “Türküm” diye
bağırtıldılar, ancak bu çocuklara her fırsatta Türk olmadıkları, Türklerle eşit
de olamayacakları hatırlatıldı. Bu okullar kuşku ile bakılan, ayrılıkçı
fikirlerin aşılandığı yerler olarak görüldüklerinde, milli bir kültürün, yani
herkesin Türk olduğu bir toplumun oluşturulması önünde engel olarak
görüldüklerinde, yer yer yabancı okullar ile aynı kategoriye konulduklarında,
başlarına ‘Türk’ müdür başyardımcısı dikildiğinde hep onlara Türk olmadıkları
hatırlatıldı. Okul yöneticileri sitem ederler mesela, “Anayasa hepimize Türk
diyor, ki bu eleştirilen bir şeydir, ama madem hepimiz Türküz, neden öz Türk
olduğunu düşündüğün müdür başyardımcısı gönderiyorsun okula” diyerek. Hakikaten
de öyledir. Sonra bu okullara mütekabiliyet ilkesi uyguluyor devlet
yabancılarmış gibi. Yetmiyor dış politikaya göre muameleler yapıyor okulllara.
“E hani Türktük” demez mi o zaman insanlar. Aslında bu devletin içinde
bulunduğu genel bir çelişkidir. Hem herkesi Türk yapmaya çalışır, hem de yeri
gelince Türk olmayanlara her çeşit ayrımcılığı yapar.
- Andı okumanın azınlıklardaki etkisine dair
gözlemleriniz ne?
Rapor için azınlık okullarında okumuş yetişkinlerle
görüştüğümüzde, aktarılan birinci sıkıntı, kişilik bölünmesi. Örneğin, andı
okurken tepende o yıllarda muhtemelen milliyetçi bir Türk müdür başyardımcısı
da olduğu için herhangi bir okuldakinden daha da bağırarak okuyorsun o andı. Ve
o çocuğun dünyasında bir ikilem yaşanıyor. Eve geldiğinde ailelerine "Türk
müyüz" diye soranlar var. Azınlıklar açısından andı okumayı reddetmek söz
konusu değil. Aksine hadise çıkmasın diye veliler, öğretmenler zorunlu olanı
daha da iyi yapma gayreti içine giriyorlar.
Tabii andı okudu diye kimse de Türk olmuyor. Zaten
çocuklarını bu okullara gönderenler, özellikle asimele olmayı tercih etmeyen
aileler. 1960, 70 ve 80'lerde hem Anadolu'da Ermeni okulu kalmadığı için, hem
soykırım sonrasında sağ kalanlar "tehlikeye yol açabilir" diye
dillerini çocuklarına öğretmeye çok da itina göstermedikleri için kendi
dillerini bilmeyen ancak çocuklarının öğrenmelerini isteyen aileler İstanbul'a
göç ediyorlar.
‘Azınlığa mensubiyetin ispatı nüfus kayıtlarında’
- Çocuklarını azınlık okuluna kaydettirmek isteyen
velilerin azınlık grubuna mensup olduklarını ispatlaması gerekiyor. Bu ispat
süreci nasıl işliyor?
Bir veli okula başvuru yaptığında öğrencinin aday kaydı
yapılıyor ve onay için MEB’e gidiyor. MEB de nüfus kayıtlarına bakıyor,
öğrencinin anne veya babası aynı azınlığa mensup mı diye. Eskiden ailenin reisi
baba sayıldığı için çocuğun soyu sadece babaya göre belirleniyordu. Ama şimdi
annenin soyu da geçerli. Hep Rum, Ermeni veya Musevi olarak yaşamış bir
jenerasyonun çocuğu iseniz genelde sorun yok. Çünkü kayıtlarda, örneğin nüfusa
gitseniz bu görünüyor.
‘Tüm köy Ermeni olduğunuzu bilse de…’
- Agos'un manşetinde yayımladığı vukuatlı nüfus
kayıtlarında yer alan "soy kodu"ndan mı bahsediyorsunuz? Bu
"sıradanlaşan" bir uygulama mı, yoksa ailenizin kütüğünden öte, etnik
kimliğin yer aldığı "azınlıklara özel" başka uygulamalar da var mı?
Evet. Aslında nüfus kayıtlarına bakılıp kimin hangi soya
mensup olduğunun kontrol edildiğini biliyorduk. Soylara bir de numara
vermişler, hatta valiliğin yazısında bunlardan ‘gizli soy kod’ diye söz
ediliyor. Bunu öğrendik.
Azınlık okullarına kayıtta sorun siz kimliğini gizlemiş
bir ailenin üyesiyseniz veya aileniz Müslümanlaşmışsa ve siz o kimliğe yeniden
dönmek istemişseniz çıkıyor. Örneğin, Dersimli bir kadın Ermeni olmayan bir
kimlikle büyüyor ve bir noktada babasının Ermeni olduğunu öğreniyor. Bu kimliğe
dönmeye karar veriyor. Vaftiz olmaya karar veriyor, kimliğine Hristiyan
olduğunu yazdırıyor ve çocuğunu da bir Ermeni okuluna kaydetmek istiyor. Kadın
artık Ermeni ama kimlikte kadının babası Müslüman, yani Ermeni olmayan biri
gibi gözüküyor. Bu yüzden "olmaz" deniliyor. Zaten bu soy kodu
hikâyesinin ortaya çıkmasına sebep olan da bu başvurudur. Valilik sonunda Milli
Eğitim’e diyor ki “Gizli soy koduna bakılacak, 1923’ten beri kodu nedir ona
bakılacak.”
Halbuki bu her zaman böyle değildi. Osmanlı zamanında
farklı kökenlerden kişiler azınlık okullarına gidebiliiyordu. 1950'li, 60'lı
yıllara kadar bazı Müslüman öğrenciler de bu okullara gidebiliyor.
1968'de bir Rum okuluna bir yazı geliyor, "Sadece
Rum öğrenciler alınacak" diye. Bir iki sene sonra "Okulda Rum olmayan
öğrenci varsa ilişikleri kesilecek" deniyor. Süryaniler mesela o dönemlere
kadar okuyabiliyorlar azınlık okullarında. Ve okulla ilişikleri kesilince bazı
Rum okullarının öğrenci sayısı aniden düşüyor ve sırf bu yüzden kapanma
sürecine girenler oluyor. Ve nüfus kaydı ispat olarak istenmeye başlanıyor.
Ortodoks Rum olan ama Arnavut ortodoks görünen aileler, mahkemelere başvurup
kendilerini tescil ettirdikten sonra çocuklarını gönderebiliyor. Sonra bir yazı
daha geliyor ve "Mahkeme kararıyla okula gelen kişileri de
almayacaksınız" deniliyor. İspatı isteyen devlet, ama mahkeme kaydını da
kabul etmiyor. Öğrenci sayısı azalsın diye yapılan bir uygulama bu. 1965'te de
vatandaşlık sınırı getiriliyor. Şimdi istediğiniz kadar vaftiz olun veya tüm
köy sizin Ermeni olduğunuzu bilsin, eğer devletten bir onay alamazsanız
çocuğunuzu azınlık okullarına gönderemiyorsunuz.
‘Devlet, azınlıkları 1923’ten beri tuttuğu kayıtlara
muhtaç bırakıyor’
- Söylediklerinizden şu mu çıkıyor: "Devlet,
azınlıkları kendi fişlemelerine muhtaç bırakıyor"?
Aynen öyle. “Benim 1923’ten beri tuttuğum kayıtlar var.
Oraya bakacağım” diyor. İnsanın kendi kimliğini seçme hakkı vardır. Bir insanın
kimliğini ispat etmek zorunda kalmasının kendisi bir kişilik hakları ihlalidir.
Beyan esastır. Eskiden Kayıt Kabul Komisyonu vardı, neyse ki ona son verdiler.
Şu anda, ilk kaydı müdür başyardımcısı alıyor. Müdür başyardımcısı kimin
Ermeni, Rum olduğunu nasıl bilir? Son kararı da MEB veriyor. Bizce, okullarına
kimi alacaklarını belirleme inisiyatifi okul yöneticilerinin olmalı.
- Bu okulların kapıları her azınlık mensubu öğrenciye
açık mı?
Aynı azınlıktan olduğu ve T.C. vatandaşı olduğu sürece
tabii. Yani Ermeni okulunda Ermeni, Rum okulunda Rum, Musevi okulunda Musevi
okuyabilir bugün. Vatandaşlık da önemli bir sınırlama zira Türkiye kökenli olan
ama Türkiye vatandaşı olmayan milyonlarca Ermeni ve Rum var, ama bunlar
çocuklarını okutamıyorlar bu okullarda. Ancak misafir öğrenci olarak
gönderebilirler çocuklarını ki onlar da diploma, karne alamıyorlar. Bu okullara
girişte seviye sınavı yok, Ermeni ve Rum okullarında kayıt ücreti yok. Bir
azınlık okulunun kayıt için gerekli şartlara sahip olan bir öğrenciyi kabul
etmemesi söz konusu değil.
‘Çoğu okul yılın sonunu zor getiriyor’
- “Kayıt ücreti alınmıyor” dediniz. Peki bu okulların
giderleri nasıl karşılanıyor?
Bu okullar vakıflara bağlılar. Vakıfların ayırabildikleri
bütçe ve velilerin bağışları ile yıllık giderlerini denkleştirmeye
çalışıyorlar. Ancak şunu not etmek gerekir; bir azınlık okulunun, bir öğrenciyi
velisi okula bağış yapamıyor diye reddetmesi gibi bir ana kural yok. Olursa
zaten özel okula dönüşür. Ama velilerin olanakları ölçüsünde bağış yapması
bekleniyor. Aksi takdirde okulun giderlerini karşılaması mümkün değil. Çünkü
devletin hiçbir katkısı yok. O yüzden gelir seviyeleriyle orantılı olarak,
biraz da gönüllerinin cömertliğine göre aileler okullara bağışta bulunuyorlar.
Ama çoğunlukla bu katkılar yetmiyor. Okulların çoğu devlet bütçesi olmadığı
için can çekişerek, yılın sonunu zor getiriyor, öğretmenlerin maaşını ödemekte
zorlanabiliyor.
‘Lozan Antlaşması’na rağmen…’
- Mevcut uygulama Anayasa'nın eğitim ve öğrenim hakkını
düzenleyen 42. maddesine ve devlet bütçesinden okullara maddi yardım yapılacağı
belirtilen Lozan Antlaşması'na aykırı değil mi?
Tabii ki. Lozan'da azınlıkların eğitim ve öğretim
kurumları dahil birtakım kurumlarını oluşturup, kendilerinin yönetebileceği
söyleniyor. Devamında azınlıkların yaşadığı yerlerde devlet bütçesinden bir
miktar ayrılacağı belirtiliyor. Örneğin, diyelim ki Süryanilerin de yaşadığı
Midyat'ta Süryani okulu olsa, MEB yıllık bütçe yaparken bu okula da pay
ayırmakla yükümlüdür. Bu sadece Lozan'da değil, Türkiye'nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmelerde de yer alıyor. Ancak Türkiye'de "Bunlar özel
okul, giderlerini kendileri karşılasınlar" gibi bir durum var.
'Ya bütçe isteyince kitapları göndermekten
vazgeçerlerse?'
- Devlet bütçesinden para aktarımı sanıyoruz bir dönem
uygulanıyor.
Aslında çok yüksek enflasyona karşı eriyor bu miktar.
Öğrenci başına ayrılan bu meblayı bir okul yöneticisi şöyle anlatıyordu:
"Buradan taksiye binip Milli Eğitim Müdürlüğü’ne parayı almaya gidiyorum, ama aldığım para
taksiyi bile karşılamıyordu." Bir okula bir yıl için ayrılan paradan
bahsediyoruz. Yasada da tanımlı değil, Milli Eğitim her yıl çağırıp “Gelin,
ödeneği alın” diyor sadece. Sonrasında kimi okul yöneticisi “Bu çağrı da
yapılmadı” diyor, kimi “Biz gitmedik almaya bir yıl, sonra onlar da bir daha
çağırmadılar” diyor. Okul yöneticileri bu paraları almamaktan memnun oluyorlar
neredeyse. Bir nevi kendilerini aşağılayan bu süreçten kurtulmuş oluyorlar. Ve
bir daha da hiç talep etmiyorlar.
Bu sorun kritik olmasına rağmen, hiçbir azınlık okulu
MEB'e başvurup "Bizim böyle bir hakkımız var ve yıllık şöyle bir bütçemiz
var" demiyor, diyemiyor. Hak aramak için bu hakkı elde edebileceğinizi
bilmeniz gerekir. Ayrıca, "ayrımcılığa uğradım" dedikten sonra ikinci
bir maduriyete uğramaktan korku vardır. Yani, hakkınızı aradığınız için kötü
muameleye uğramayacağınızı da bilmeniz gerekir. Azınlıklar, hak talebinde
bulunmaktan, bunun bedelini ödemekten korkuyorlar. Bir okul yöneticisi şunu
söyledi: "Bütçe istersek, ya bize gönderdikleri kitapları göndermekten
vazgeçerlerse?" Haklarını talep edince, ellerindekilerden olmaktan endişe
ediyorlar.
‘16 Ermeni okulunun yıllık bütçesi yaklaşık 25 milyon
lira’
- Bünyesinde binlerce okul barındıran MEB'in finanse
etmekte elini tuttuğu bu 22 okulun yıllık bütçesi ne?
Okulların toplam bütçesini bilmiyorum ama 2012-2013
yılında 16 Ermeni okulunun yıllık toplam bütçesi 25 milyon lira civarındaydı.
Bu okullarda 368 Ermeni öğretmen çalışıyordu ve 3137 öğrenci öğrenim
görüyordu. Bu yıl da rakamlar çok farklı
olmasa gerek. Yüz binlerce öğretmenin maaşını ödeyen devlet için bu
öğretmenlerin maaşını ödemek nedir ki. Bugün 22 azınlık okulunda toplamda
yaklaşık 4 bin öğrenci okuyor. Bu çocukların eğitim giderlerini karşılamak
Türkiye Cumhuriyeti devleti için hiçbir şey değil.
Aslında azınlık okullarına giden çocukların devlet
okullarına gidenlerden tek farkı, iki dilde eğitim alması. Başka hiçbir farkı
yok. Azınlık okulu dediğimiz şey hem azınlık dilini öğreten, hem de bazı
dersleri azınlık dilinde veren okullardır. Bütün yapılan buyken neden bu
okullara devlet bütçesinden pay ayrılmasın ki!
‘Öğrenciler sınıftan çıkınca Türkçe konuşuyor’
- Bir parantez: Azınlık okullarının bahçesinde öğrenciler
hangi dili konuşuyor?
Anlatılanlara göre, bugün çocuk sınıftan çıkar çıkmaz Türkçe
konuşuyor. Çünkü ülkede hakim olan dil bu. Ama bu, okullarında dillerini
öğrenmelerine engel değil.
Azınlık okullarının statüsü ne?
- Bu okulların isimleri "azınlık okulu"
olmasına rağmen özel öğretim kurumları mevzuatına tabi. Bu ikilik nasıl aksaklıklara
neden oluyor?
Özel okullar yönetmeliğine tabi olmak şu demek; özel okul
değilsiniz, öğrenci başına kayıt ücreti almıyorsunuz, büyük bir bütçeye sahip
değilsiniz, ama öğrenci başına kayıt ücreti alan okulların yükümlülüklerini
yerine getirmeniz bekleniyor. Örneğin, laboratuvar gibi fiziksel özellikleri
yerine getirmeniz gerek. Ya da eğitime şu veya bu sebeple iki yıl üst üste ara
verirseniz -ki azınlık okullarında öğrenci eksikliği nedeniyle pek çok okul
eğitime ara vermek zorunda kaldı- okulu kapatmanız gerekiyor. Ancak bu okullar
bazen de yabancı okul muamelesi görüyorlar, azınlık okullarının tamiri,
tadilatı, badanası bile izne tabiydi. Bu okullar bir açıdan da devlet okulu
muamelesi görüyorlar çünkü MEB’in bu okullara atadığı öğretmenlerin maaşını
devlet ödüyor. Azınlık okullarına dair bir mevzuat olmaması ciddi sıkıntılar
yaratıyor.
- Hangi öğretmenler MEB tarafından atanıyor?
Geçmişte azınlık okulları bütün öğretmenlerini kendileri
seçiyordu, vatandaşlık sınırı olmaksızın. 1920'li yıllarda tarih ve coğrafya
derslerinin Türkçe verilmesine karar veriliyor. Bugün bunlar Türkçe ve Türkçe
kültür dersleri olarak anılıyor. Ve bu dersleri Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşları olmayanların vermesi yasaklanıyor. Bir süre sonra buna "Türk
kökenli" ibaresi de ekleniyor. Daha sonra bir genelge çıkarıyorlar ve
"Bu öğretmenler milli duyguları yüksek olanlar arasından seçilecek",
"Bu öğretmenlerin maaşlarını hem azınlık okulları ödeyecek, hem de daha
yüksek ücret alacaklar" deniliyor. Ve o yıllarda okullar çok zorluk
çekiyorlar, çünkü bazı dersleri mevcut öğretmenler verebilirken siz başka
öğretmenleri de finanse etmek zorunda kalıyorsunuz. Bundan dolayı kapanmak
zorunda kalan okullar oluyor. 1950'lerde çıkan bir kanunla Türkçe verilecek
dersler yeniden belirleniyor ve bunların arasına inkılap tarihi dersi de
giriyor ve bunların maaşı o zamandan beri devlet tarafından ödeniyor.
‘Batı Ermenicesini iyi bilenler bir elin parmaklarını
geçmez’
- Ders materyalleri konusunda temel sıkıntılar ne?
Bu konuda en sıkıntılı olan Ermeni okulları.
Ermenistan'da Doğu, Türkiye'de Batı Ermenicesi kullanılıyor. Katılımcılar,
çeviri ve materyal hazırlamak için devlet yatırım yapsa bile dili zenginliğiyle
bilen bir elin parmaklarını geçmeyecek insan kaldığını söylediler. Şimdi Ermeni
okullarının başlattığı proje çerçevesinde bazı materyaller hazırlanıyor. Devlet
bu konuda hiçbir katkı sunmazken, yakın zamanda Ermenice hayat bilgisi ve
matematik kitaplarını bastı. Ermeni Dili ve Edebiyatı gibi kitaplara ise devlet
destek vermiyor. Siz kaynak bulacaksınız veya hazırlayacaksınız, onu Türkçeye
çevirip noter onayı alacaksınız. Ayrıca Talim Terbiye Kurulu'ndan da onay
almanız gerekiyor.
Rumlar açısından durum farklı, çünkü Yunanistan'dan
materyal getirmeleri mümkün, lehçe farklılığı yok. Ayrıca, Türkiye ve
Yunanistan arasında 1950'lerde bir anlaşma imzalanıyor ve materyal ile öğretmen
değişimi yapmaları mümkün oluyor. Ancak sonrasında mütekabiliyet esası
uygulandığı için ne öğretmeni, ne materyali getirip götürmek o kadar kolay
oluyor. Şimdi bir Rum okulunda Türkiye'de bulunmayan iki öğretmene ihtiyaç
duyuluyorsa, Türkiye'nin de iki öğretmeni Yunanistan'a göndermesi lazım. Tabii
Yunanistan'ın da buna ihitaç duyması ve kabul etmesi gerekiyor.
‘Azınlık okulları dış politikada koz oluyor, 'rehinelik'
doğuyor’
- Mütekabiliyet ilkesi uluslararası krizlerde Türkiye'nin
gayrimüslimleri koz olarak kullanmasına neden oluyor mu?
Evet, mesela 1960'lı yıllarda müdür başyardımcılarının
da, yaşanan diğer sıkıntıların da ortaya çıkması hep bununla alakalıdır.
Azınlıklar kendileri söylüyor, "Bir rehinelik hali var" diye. Burada
hayat azınlıklar için ne kadar zorlaşırsa dış politikaya o kadar yön
verebileceklerini ümit ediyor herhalde bu ülkenin yöneticileri.
- Azınlık okullarında bulunması zorunlu Türk müdür
başyardımcıları kimdir, ne yaparlar?
Onlar ilk 1937'de ortaya çıkıyorlar. "Yabancı ve
azınlık okullarına Türk müdür başyardımcıları gönderilir" diye bir karar
alınıyor. 1940'lı yılların sonunda azınlık okullarında bu pozisyonun
sonlandırılmasına karar veriliyor. Sonra 1962'de tekrar uygulama başlıyor.
- 1962 zamanlamasının sebebi ne?
6-7 Eylül olayları olduktan sonra, Kıbrıs sorununun
ağırlaştığı bir dönemde başlıyor. Rehine haline gelen azınlık okullarında
hayatı zorlaştırmak için.
Devletin ‘gözü kulağı’ Türk müdür başyardımcıları
- Öğrencilerin gözünde kimdir Türk müdür başyardımcıları?
"Müstemleke müfettişi", "politbüro
amiri", "okulu zapturapt altına almak için gönderilen devlet
temsilcisi" veya "jandarma komutanı" diyen var. Aynı zamanda
derse de giriyor bu öğretmen. Bir görüşmeci onun dersinde herkesin asker gibi
durduğunu söylüyordu. Sınıfa gelip "Hadi Gençliğe Hitabe'yi oku" veya
"İstiklal Marşı'nı ezbere oku" diyebilen, korkulan biri. Mümkün
mertebe milliyetçi fikirleri aşılamak için ya da o okullarda sanki gizli bir
şey dönüyor da başyardımcı onu bulacakmış gibi davranan kişiler olarak
görülüyorlar. Ayrıca, müdür başyardımcıları yıllık raporlar düzenleyip MEB'e
veriyorlar.
Bir Ermeni okulu yöneticisinin anlatımına göre,
"Azınlık okullarının yönetimi ile müdür başyardımcıları Milli Eğtiim
Müdürlüğü tarafından çağırılıyor ve bir araya geliyorlar. O toplantıda azınlık
okulu müdürleri önünde başyardımcılara 'Siz bizim gözümüz ve kulağımızsınız'
diyor." Göz kulak olması için ne sebep var? Orada tehlikeli bir şeyler mi
var? Ancak bu kişiler bu "yetki"yle, göz kulak olmak için pek çok şey
yapıyorlar okullarda.
Bir başyardımcı: MİT Türk varlığına bağlı mısınız diye
bilgi istiyor
- Ne gibi?
Öncesinde bu kişlilerin yetkilerinin yıllar içinde
arttırıldığını söylemek lazım. Bir noktada karar alınıyor ve ancak müdür
başyardımcılarının imzasıyla içeriğe evrak girebiliyor. Sonrasında dışarı çıkan
evraklar için de onların imzası gerektiği söyleniyor. Bir noktada
"Okuldaki Türkçe öğretmenlerinin sicil amiri onlar olacak" deniliyor,
"Müdür yokken başyardımcı ona vekalet eder" deniliyor ama
"Başyardımcıya ancak Türkçe öğretmen veya başka okuldaki bir başyardımcı
vekalet edebilir" deniliyor. Uygulamaya geldiğinde, başyardımcıların
bazıları belki devletin bile onlardan beklediğinden daha çok dedektiflik
yapmışlar gibi görünüyor. Bir tanesi açıkça öğrencilere "MİT benden Türk
varlığına bağlı mısınız diye bilgi istiyor. Yunanistan hakkında ne
düşünüyorsun? Mustafa Kemal Atatürk hakkında ne düşünüyorsun?" diye
soruyor ve "Bu kişinin Türk ulusuna bağlılığını teyit ediyorum" diye
bağırıyor, çocuğu odasından çıkarıyor.
Anlamadığı dildeki kütüphaneyi denetlemeye kalkan, Türkçe
öğretmenleriyle ayrı bir ekipmiş gibi davranan kişiler de var. Bir katılımcının
anlatımına göre, İstiklal Marşı töreni yapılırken müdür başyardımcısı
"İstiklal Marşı düzgün okunmadı" diye tutturuyor. Sürekli azınlık
öğretmenlerinde bir açık bulmak için didinen bir profil çiziyorlar.
- Azınlık okullarında yetişenler için "Devlet
eşittir Türk müdür başyardımcıları" mı oluyor?
Tabii ki.
- Çizdiğiniz müdür başyardımcısı profili bugün geçerli
mi?
Dehşet tecrübelerin yaşandığı yıllar 1960, 70 ve 80'li
yıllar. Sonrasında gittikçe iyiye gidiyor. Özellikle 2000'li yıllarda. İsmin
başındaki "Türk" 2008 yılında kaldırıldı, ama insanların müdür
başyardımcıları deyince hala ürpermesinin nedeni belirli yapıda kişilerin bu
göreve atanması. Bu nedenle bu konuda pazarlık yapılmamalı, bu pozisyona son
verilmeli. Bu öğretmenler dışında azınlık okuluna gelen tek devlet yetkilisi
müfettişler. İnsanlar için devlet bu kişiler de demek.
Müfettişten başyardımcıya: Hadise yoksa yaratacaksın!
- Raporunuza göre, masaya silah koyandan "Bu okulda
mescit yok mu"ya uzanan bir müfettiş yelpazesi var.
Bir öğretmenin anlatımına göre, "Müfettiş okula
gelince bir psikolojik şiddet ortamı yaratıyor." Söylediklerinize ek,
okullar arası yarışmadan bir plaket almış bir öğrenci, müfettiş "Bunun
içinde ne var" dediği için plaketi kırıp suntayı göstermek zorunda kalıyor.
Ya da okulun her yerini karıştırdıktan sonra kömürlüğe inip kömürleri
karıştırmaya başlayan müfettiş var. Bir müfettiş, okula geldiğinde
başyardımcıdan disiplin dosyalarını istiyor. "Hadise yok" denilince
"Nasıl olmaz" diye çıkışıyor ve "Yoksa yaratacaksın" diyor.
Azınlık okullarının teftişine ayrı bir önem veriliyor. Zaten, 1921 yılında,
cumhuriyet kurulmadan önce, dönemin Maarif Vekili yaptığı açıklamada
"azınlık okullarının ayrılıkçılığı aşıladığını, fesat yuvası olduklarını,
o yüzden azami şekilde teftiş edilmesi gerektiğini" söylüyor.
MEB: Azınlık okulları Milli Mücadele'yi baltalamak
istemişlerse de…
- Sizce "fesat yuvası" algısı bugün kırılabildi
mi?
Kısmen. Ama 2011 yılında Bakanlığa bağlı Teftiş Kurulu
Başkanlığı'nın hazırladığı "Yabancı okullar, milletlerarası okullar ve
yabancı okullar" başlıklı rehberde şöyle deniliyor:
"Milli Mücadele Dönemi'nde Batılı Devletlerden her
türlü yardım ve desteği gören azınlık okulları, Türk Milleti aleyhine birtakım
olumsuz faaliyetlerde bulunarak Milli Mücadele'yi baltalamak istemişlerse de
bunda başarılı olamamışlardır…"
Bu metin MEB'in sitesinde hala mevcut. Ayrıca, sitede
Tevhidi Tedrisat Kanunu'ndan söz ederken Osmanlı zamanında farklı dillerde
eğitim veren azınlık okullarından "milli kültürün oluşturulmasında engel
olarak" bahsediliyor. İki temel olumsuz bakış var azınlık okullarına
karşı; hem "fesat yuvaları", "siyasi propaganda merkezleri"
olarak görülüyor, hem de ulus-devlet kuruluşundaki tek tip vatandaşın önünde
engel olarak.
‘Azınlık okullarında olumlu gelişmeler AKP döneminde
oldu’
- Rapordaki katılımcılardan bir alıntı: "Bizim
sorunlarımızı ilk gören, çözmek isteyen AKP oldu. AKP hükümetine
minnettarım." Azınlık okullarına yaklaşımda kırılma AKP döneminde mi
yaşandı?
Genel olarak öyle gözüküyor. AB uyum yasaları sürecinde
biraz daha ülkedeki atmosfer değişti, insan haklarına doğru yönelme oldu.
Raporun amacı hiçbir partiyi övmek değil, ama objektif açıdan bakıldığında
olumlu gelişmeler bu dönemde oldu. 2000'li yıllarda okulların kendi iç
işleyişlerine dair meseleler kolaylaştı, müdür başyardımcıları ve öğretmenler
de farklı olunca okullar oksijen aldı. Bunların yanı sıra diyalog başladı. O
vakte kadar okula devleti temsilen sadece belli bir niyetle gelen
müfettişlerken okullar bakanlık düzeyinde temaslarda bulunmaya başladı. Bunu
vurguluyoruz, sorunlar çözülmedi ama diyalog başladı. Türkçe kitapların diğer
okullara verildiği gibi bu okullara da bedava verilmesi, Ermenice hayat bilgisi
ve matematik kitaplarının basılması aslında sorun listesi için çok küçük
adımlar. Ama iyileşme yönündeki bu adımları görmek lazım.
Ve eğer demokratikleşme paketinde açıklandığı gibi özel
okullarda iki dilli eğitime geçiş imkanı sağlanırsa bu ülkenin politikasında
çok büyük bir kırılma olur. Çünkü cumhuriyet tarihi boyunca çok farklı bir
siyaset yürütüldü. Ama yeterli değil ve mesele bu. Burhan Kuzu, "Bir tek
Kürtlerin mi anası var" diye soruyor, herkesin anası var ve herkes ana
dilini öğrenmeli. Azınlık okulları da ana dile bakıştaki bu paradigmanın
değişmesi için bir örnektir. Şimdiye kadar kime ne zararı oldu azınlık
okullarının?
- Sizin azınlık okulları için acil eylem planınızda neler
var?
Okulların hayatta kalması için devletin bütçe ayırması,
öğretmen yetiştirmek için fakülte açılması, ders materyali geliştirmek için
bölüm açılması, ayrıca statünün sabitleşmesi ve mütekabiliyet ilkesinin
kaldırılması gerekiyor. Bunlar acilen hayata geçirilmeli.
- Bu adımlar atılmazsa, azınlık okullarının hayatta
kalamayacağını düşünüyor musunuz?
Bakın, raporu yazmaya başladığımızda İstanbul’da beş Rum
okulu vardı. Şimdi bunlardan biri kapanmak üzere. Süreç devam ediyor yani…
- Türkiye'de azınlık olmanın önüne iki nokta üst üste
konulsa siz ne dersiniz?
"Çok zor" derim, "Eşittir,
eşitsizlik" derim.
Bir Ermeni öğrencinin endişesi: Belki Ermenice yasaklanır
- Bir azınlık mensubu için devlet ne demek? Okulda
devlete dair ne öğreniliyor?
Okulları, devlet-azınlık ilişkisinden ayrı tutmamak
lazım. Bu rapor da bunun yansıması. Elbette müdür başyardımcıları, öğretmenler
kötü davranmadıkça karşıdan kötü bir tavır gelmiyor. Ama geçmiş deneyimler
yüzünden, feci bir kırgınlık, üzüntü var. Kendi kaderiyle baş başa
bırakılmışlık var. Görüşmelerde yaptığımız çocuklara "Siz çocuğunuzu
azınlık okuluna yollar mısınız" diye sorduk. Köklü okullardan birinin
öğrencisi şöyle dedi:
"Gönderirim tabii. Bu okulun öğrencisizlik dolayı
kapanma riski yok. Ama nereden bileyim, belki devlet bu okulu kapatır. Belki
Ermenice yasaklanır. Her şey olabilir. Olmazsa gönderebilirim tabii, neden
göndermeyim."
Sorduğunuz sorunun cevabı bu cümlelerde saklı. Ermeni
okulunda okuyan bir sade vatandaş her şey olabilir, dili yasaklanabilir diye
düşünüyor. Çocuklar bu duyguyla yaşıyor.
- Söylediklerinizden rehine psikolojisinin farklı
veçhelerde devam ettiğini çıkarmak ne kadar yanlış olur?
Eskiden dış politikada malzemelerdi ama bugün kendi
ülkesinin içinde böyle. "Yok olabiliriz", "Dilimiz
yasaklanabilir", "Talepte bulunursak elimizdekileri
kaybedebiliriz" gibi düşünceler var. Bu güvensizlik ve korkuyu kaldırmak
da devletin görevi.
NOT: Görseller,
Nurcan Kaya'nın hazırladığı “Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları:
Sorunlar ve Çözüm Önerileri” raporuyla aynı adı taşıyan kitaptan alınmıştır.
http://t24.com.tr/haber/nurcan-kaya,241312








1 yorum:
"‘Türküm diye bağırtılan azınlık öğrencilerine her fırsatta Türk olmadıkları hatırlatıldı’"bize kim oldugumuzu unutmamamizi sagladiklari icin
bu irkcilara ne kadar tesekkür etsek azdir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.