Av. Nazım Tural / turaltr@yahoo.com
Lozan ile getirilen eşit vatandaşlık ilkesinin, uzun
zaman siyasiler, bürokratlar ve daha üzücü olan yanı, hukukçular ve yargıçlarca
benimsenemediği görülmektedir... Cumhuriyet’in kuruluş döneminde yeni ulus
devletin kuruluşu, ulusal bütünlük ve ulusal kimliğinin oluşturulması sürecinde
gayrimüslimler idealize edilen ‘Türklük üzerine kurulacak ulusal bütünlük’’
için tehlike oluşturan unsurlar, ötekiler, güvenilmez gruplar olarak görüldüler.
Çoğu zaman da yabancı olarak anıldılar veya tanımlandılar... . Lozan’ın
gayrımüslim azınlıklara eşit vatandaşlık statüsü getirmesine, bunun temel yasa
olarak kabul edilmesine, aykırı hiçbir yasal düzenleme yapılmayacağının kabul
ve taahhüt edilmesine karşın Cumhuriyet’in gayrimüslim vatandaşlarına açık
biçimde ayrımcılık yaptığı, ayrımcılığın bazı mevzuat ve yargı kararlarına
yansıdığı görülmektedir.
***
Lozan ile getirilen eşit vatandaşlık ilkesinin, uzun
zaman siyasiler, bürokratlar ve daha üzücü olan yanı, hukukçular ve yargıçlarca
benimsenemediği görülmektedir
Giriş
‘Cumhuriyetin gizli soy kodu’ başlığıyla gazete
manşetlerinde yer alan haberde; nüfus kayıtlarında Rumların 1, Ermenilerin 2,
Yahudilerin 3, Süryanilerin 4, diğerlerinin 5 olarak kodlandığı bildirildi. Kamuoyunda geniş ilgi
gören haber ‘’gayrimüslimlerin vatandaşlığı’’ konusunda halen sürmekte olan
yaygın algı ve hak ihlallerinin hatırlanmasında yarar olduğunu ortaya koymakta.
Gayrımüslimlerin eşit vatandaş olarak
kabullenilmemesinden kaynaklanan çok farklı sorunlar bulunmakla birlikte, bu yazıda, gayrimüslimlerin ülkemizde
yerli-yabancı sayılmalarının ardındaki düşünsel yapıya kısaca değinilerek,
idare ve hukuk alanındaki yansımaları özetle anlatılmaktadır.
Osmanlıda uygulanan din temelli millet sisteme göre;
gayrimüslim vatandaşlar, islam devleti sınırları içinde ‘’zımmi’’ olarak kabul
edilmekte; mal ve can güvenliği korunmakta, devlet kademelerinde görev
alabilmekteydiler. Ancak, gayrimüslimlerin Müslümanlara göre daha sınırlı
haklar ve yükümlülükler altında yaşadıkları da not edilmelidir.
Cumhuriyet’in kuruluş döneminde yeni ulus devletin
kuruluşu, ulusal bütünlük ve ulusal kimliğinin oluşturulması sürecinde
gayrimüslimler idealize edilen ‘Türklük üzerine kurulacak ulusal bütünlük’’
için tehlike oluşturan unsurlar, ötekiler, güvenilmez gruplar olarak görüldüler.
Çoğu zaman da yabancı olarak anıldılar veya tanımlandılar.
Cumhuriyet döneminde benimsenen, ülke içinde var olan tüm
unsurları Türklük, Türk kimliği ve Türk vatandaşlığı altında birleştirme
stratejisi içine gayrimüslimlerin dahil edilmelerinin Lozan’a rağmen kolay
olmadığı gözlenmektedir. Lozan’ın gayrımüslim azınlıklara eşit vatandaşlık
statüsü getirmesine, bunun temel yasa olarak kabul edilmesine, aykırı hiçbir
yasal düzenleme yapılmayacağının kabul ve taahhüt edilmesine karşın
Cumhuriyet’in gayrimüslim vatandaşlarına açık biçimde ayrımcılık yaptığı,
ayrımcılığın bazı mevzuat ve yargı kararlarına yansıdığı görülmektedir.
1924 Anayasası vatandaşlık tanımı
1924 Anayasası’nın vatandaşlık tanımını düzenleyen
maddesine ilişkin tartışmalar Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında gayrimüslimlere
yönelik yerleşik anlayışı ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Ergun
Özbudun’ un 1924 Anayasası kitabında bu konudaki tartışmalar özetle
aktarılmaktadır:
Encümen önerisinin ilk fıkrasında ‘’Türkiye ahalisine din
ve ırk farkı olmaksızın (Türk) ıtlak olunur (denilir)’’ denmekteydi. Madde gerekçesi de şöyle açıklanmaktaydı:
‘’Devletimiz bir devlet-i milliyedir. Milletlerarası
veyahut milletler üstü bir devlet değildir. Devlet, Türkten başka bir millet
tanımaz. Memleket dahilinde eşit haklara sahip başka ırktan gelme kimseler
bulunduğundan bunların ırki farklılıklarını milliyete engel tanımak caiz
olamaz. Aynı şekilde hürriyeti vicdan tasdik tasdik edilmiş olduğundan, din
farklılığı da milliyete engel addedilmemiştir...’’
Maddeninin görüşülmesi sırasında, Istanbul milletvekili
Hamdullah Suphi Bey’in gayrimüslimlerin Türk dili ve kültürünü benimsememiş
olmaları nedeniyle Türk sayılamıyacaklarını ileri sürmesi dikkat çekicidir:
‘’...fakat bir hakikat vardır. Onlar Türk olamazlar. Hatta Meclis’de firari rum
ve ermenileri Türk yapamaz. Onlar da olmaz, imkanı yoktur... Buraya Türktür
diye bir madde-i kanuniye geçiriniz, acaba aradaki farkı kaldırmış olurmusunuz
ve hangimizi temin edebilir ki, bunlar Türk olmuşlardır ?... Başka
memleketlerde, başka azınlıkların yaptığını kabul ediniz. Fransa’da yaşayan
musevi nasıl Fransız gibi başka mektepten vaz geçmişse, nasıl başka lisan
konuşmuyorsa, nasıl Fransa’yı benimsemiş ise, mekteplerinizi kapatınız,
ermeniliği terkediniz. Türk kültürünü kabul ediniz. Ondan sonra size Türk
deriz.’’
Bu görüşlere karşılık Encümen sözcüsü Celal Nuri Bey,
uluslararası hukuktan kaynaklanan birtakım yükümlülükler olduğunu, gayrimüslim
azınlıklara Türklük sıfatı verilmediği takdirde, ne deneceğinin belirlenmesi
gereğine işaret ederek, ‘’Türkiyeli’’ deyiminin hiçbir yararlı anlam
taşımadığını ifade etmiş, ardından bu Türk ve Müslüman olmayan unsurların
‘şükürler olsun ki’ azınlık olduklarını eklemiştir.
Yapılan tartışmalar sonucu, Hamdullan Suphi Bey’in
değişiklik önergesi kabul edilmiş, maddeye ‘’ vatandaşlık itibariyle’’ ibaresi
eklenerek, madde şu şekli almıştır : ‘’Türkiye ahalisine din ve ırk farkı
olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur (denilir).’’
Lozan’ın hemen ardından yapılan bu tartışmalarda;
gayrımüslimler için kabul edilmiş olan eşit vatandaşlık ilkesi karşısında,
Türklük ve Türk kültürü kavramlarının öne çıkması, yeni dönemde azınlıklar
konusunda izlenecek politikanın da ipuclarını vermektedir.
İdari işlemlerde yabancılığın tescili
Lozan ile getirilen eşit vatandaşlık ilkesinin, uzun
zaman siyasiler, bürokratlar ve daha üzücü olan yanı, hukukçular ve yargıçlarca
benimsenemediği görülmektedir. Bu konuda öncelikle dikkat çeken husus,
Cumhuriyet döneminde 1940’lara kadar gayrimüslim vatandaşların, nüfus
idarelerinde "Ecanip Defterleri'ne, yani ‘’yabancılar defteri’’ine
kaydedilmesidir.
Diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına verilen
çok sayfalı defter biçimindeki nüfus hüviyet cüzdanlarında, gayrimüslimlere ait
olanların bazılarında, nüfus memurunun nüfus kütüğüne kayıtlı olduğu yer
bölümüne el yazısı ile "yabancı" sözcüğünü eklemesi yerleşik
zihniyetin, nufüs hüviyet belgesindeki hukusal garabetin farkında olmadığını
göstermektedir.
Gayrimüslimleri resmi kayıtlarda yabancı sayma tutumunun
yalnızca nufüs idaresi ile sınırlı olmadığı, Milli Eğitim sisteminde de
gayrimüslimlerin okullarının ‘yabancı okul’ olarak kabul edildiği, duyulan
güvensizlik nedeniyle Türk müdür yardımcısı uygulması dikkat çekicidir.
625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 24. maddesi
uyarınca, Türkçeden başka dilde öğretim yapan ve yabancılar tarafından açılmış
bulunan özel okullarda, yasadaki terimle
"Türk müdür başyardımcısı” görevlendirilmesi öngörülmekteydi. Türkiye’de
yabancılar tarafından açılmış okullar için getirilimiş bu hüküm, Türk vatandaşı
olan gayrimülimlerin kurduğü azınlık okullarına da uygulanmıştır. Madde,
başyardımcının niteliğini; ‘’Türk asıllı ve Türkiye Cumhuriyeti uyruklu’’
olarak ifade etmektedir.
Türk vatandaşı gayrimüslimler tarafından kurulan, Türk
vatandaşı öğretmenlerin görev yaptığı okullara bu maddenin uygulanması
gayrimüslim vatandaşları "yabancı" olarak tanımlamanın önemli bir
örneği olmaktadır. Bu madde, 14.02.2007’de Resmi Gazetede yayımlanan yeni yasa
ile değiştirilmiş; ancak, ‘’okulların özellik göstermesi gereken hususları
yönetmelikle tespit edilir. Bu yönetmelikte, ilgili ülkelerin bu konulardaki
mütekabil mevzuat ve uygulamaları dikkate alınmak suretiyle
hazırlanır’’denerek, gayrimüslim vatandaşların dolaylı bir ifade ile yabancı
sayılmaya devam ettiği görülmektedir.
Mütekabiliyet esası veya karşılıklılık ilkesi olarak
bilinen ilke; yabancılar hukukuna ilşkin olup,
yabancılara ilişkin konuları düzenlemekte, devletler arasında karşılıklı
benzer kurallar uygulamayı öngörmektedir. Bu nedenle, bazı siyasi nedenler
ileri sürülerek, vatandaşlara uygulanması, ağır hukuk ihlali oluşturmaktadır.
Diğer bir örnek, azınlıkları “ülke güvenliği açısından’’
tehlikeli gören resmi görüşü yansıtmaktadır. Hazine tarafından Şubat 2003’te
Üsküdardaki bir azınlık lisesinin (Surp Haç Ermeni Lisesi Vakfı) tapusunun iptali için açılan dava
dilekçesinde ‘’Ülke güvenliği açısından azınlık faaliyetlerinin kontolü ile
görevli İçişleri Bakanlığı Azınlık Tali Komisyonu’nca alınan kararda; Surp Haç
Ermeni Lisesi Vakfı adı altında bir vakfın hukuken mümkün olmadığı, ....bu nedenle vakıf olarak adına
tescil ettirdiği taşınmazların tapularının iptali ile Hazine adına sağlanması
istenmektedir.’’
Burada, yaklaşık
on yıl öncesi bir tarihte gayri müslimlerin
‘’ülke güvenliği açısından’’ tehlikeli görüldüğü, izlenmeleri için
İçişleri Bakanlığı bünyesinde ‘’Azınlık Tali Komisyonu’’ adı altında kurulmuş
olan bir Komisyon’un gayrimüslimlere ilişkin konularda idari tasarruflarda
bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu Komisyon’un 1962’de gizli olarak kurulduğu,
2004’te kaldırıldığı bildirilmektedir.
28.12.1988’de Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan ve 1991’e
kadar yürürlükte kalan ‘’Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği, ise; 5/j Maddesinde
kimlerin sabaotaj yapabileceğini sayarken ‘’Memleket içindeki yerli yabancılar
(Türk tebaalı) ve yabancı ırktan olanlar" diyerek gayrimüslim Türk
vatandaşlarını ‘’yerli - yabancı’’olarak tanımlamaktadır. Türk vatandaşı
gayrimüslimlerin ‘’sabotaj yapabilecek kimseler arasında sayılması ve yabancı
olarak tanımlanması’’ yerleşik zihniyeti göstermesi bakımından önemli bir diğer
örnek olmaktadır.
Yargı kararlarında yabancılık tescili
"1936 Beyannamesi" olarak bilinen ve
gayrimüslim vakıflarının 1936 yılından sonra, vasiyet, bağış, satınalma gibi
çeşitli yollarla edindikleri gayrımenkullere el konulması ve eski sahiplerine
iade edilmesi gibi mülkiyet hakkının ağır ihlalini oluşturan idari işlemlere
ilişkin yargı kararlarında gayrimüslimlerin ‘’yabancı’’ kabul edilmeleri, Lozan
Antlaşması yanında, mülkiyeti hakkını temel haklar arasında sayan hukuk devleti
ilkelerinin de ihlali olmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 06.07.1971 tarihli ve 4449
E, 4399 K sayılı ilamının gerekçesinde aynen şu cümlelere yer verilmekte:
"...görülüyor ki, Türk olmayanların meydana getirdikleri Tüzel
kişiliklerin gayrimenkul iktisapları men edilmiştir: Zira, hükmî şahısların
fertlere nazaran daha güçlü olmaları itibariyle, bunların iktisaplarının tahdit
edilmemesi halinde Devlet'in çeşitli tehlikelere maruz kalacağı ve türlü
mahsurlar doğabileceği muhakkaktır. Nitekim bu noktaî nazardan hareket edilerek
2644 sayılı tapu kanununun 35. Maddesi ile (kanunî hükümler yerinde kalmak ve
karşılıklı olmak şartıyle yabancı hakiki şahısların Türkiye'de gayrımenkul
mallara temellük ve tevasürü) mümkün kılınmış olduğu halde, tüzel kişiler bu
imkandan mahrum kılınmışlardır.’’
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin oybirliğiyle aldığı bu
bozma kararında Türk vatandaşlarının oluşturduğu vakıflar "Türk olmayanların
meydana getirdikleri tüzel kişilikler" olarak tanımlanmaktadır.
Konunun geldiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda, kararın
benzer sözcüklerle tekrar edilerek hukuksuzluğun onaylandığı görülmektedir:
‘’Görülüyor ki Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin
taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır. Çünkü; tüzel kişiler gerçek kişilere
oranla daha güçlü oldukları için bunların taşınmaz mal edinmelerinin
kısıtlanmamış olması halinde devletin çeşitli tehlikelerle karşılaşacağı ve
türlü sakıncalar doğabileceği açıktır... (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,
08.05.1974 tarih ve 2/820-505 sayılı )
Yine Yargıtay 1. HD. 24/6/1975 tarih, 3648-6594 tarihli
kararında, gayrımüslimleri yabancı olarak kabul etmekte "yabancıların
Türkiye'de mal edinmeleri yasaklanmış olup bu hükümler kamu düzeni ile ilgili
olduğu için davalı kurumun bu konudaki yasa dışı işlemine davacı idarenin karşı
çıkmasında …kanuna aykırı bir yön yoktur" denmiştir. Bu karar da oybirliği
ile alınmıştır. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay, 1975 yılında verdiği
kararında, gayrımüslimleri yabancı sayan ifadenin ‘’ yabancıların Türkiye'de
taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan yasalardan söz edilmesinin bir yanılgı
sonucu olduğunu’’ belirtmiş, onama ilamından çıkarılmasına karar vermiştir.
Ancak, kararın dayanağı olan unsur değiştiği, gayrımülimlerin yabancı olmadığı
kabul edildiği halde, bu hususa hiç değininmeden düzeltme isteğini
reddetmiştir. (Aktarılan karar özetleri, B.Oran’ın kitabı ve F. Çetin’in
tebliğinde yer almaktadır.)
Sonuç
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında benimsenen azınlıkları
‘’ulusal bütünlük’’ kavramı içinde, tehlikeli unsurlar olarak gören
‘’güvenlikçi’’ yaklaşımın halen varlığını duyurması, Lozan’da tanınan hakların
ihlallerinin sürmesi, özellikle idarenin ve yargının gayrımüslimleri ‘eşit
vatandaş’ olarak kabullenememesi sadece ağır hak ihlalleri olarak değerlendirilemeyecek
boyutlarda olup, Cumhuriyet’in Hukuk Devletini gerçekleştirme sürecindeki
önemli sorun alanı olarak varlığını
sürmektedir. Diğer bir anlatımla, gayrımüslimlerin haklarının ihlali ile geçen
yıllar, Cumhuriyet’in hukuk devletini kurmada geç kalmasının başka bir görünümü
olmaktadır.
İdari makamların ve Yargıtay'ın çeşitli dairelerinin
yıllarca gayrımüslim vatandaşları
"yabancı" oalarak saymaları ve mülkiyet haklarının ihlallerini
yabancılara uygulanan düzenlemelerle gerekçelendirmeleri, insan hakları
standartları ve yargıya yansımasını ortaya koyması nedeni ile düşündürücüdür.
Geçmişten gelen, güven duyulmayan, öteki ve yabancı
algısının, Lozan’ın üzerinden 90 yıl geçmesine, Avrupa ile entegrasyon
çabalarının elli yılı aşmış olmasına karşın halen varlığını sürdürmesi,
ülkemizde kapsamlı bir demokratikleşme, insan hakları reformlarının gereğini
ayrıca gerekli kılmaktadır.
Azınlık haklarının tartışılabildiği günümüzde,
hazırlıkları süren demokratikleşme paketi özel bir önem taşımaktaır. Bugüne kadar
süren hak ihlallerini sona erdirecek düzenlemelerle, gayrımüslimleri eşit
vatandaşlar olarak içine alan bir hukuk devletini gerçekleştirmenin önünü açmak
için fırsat oluşturmaktadır.
Faydalanılan Kaynaklar
Ergun Özbudun, 1924 Anayasası, 1.Baskı. İstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları, 2012.
Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar, 6. Baskı, İstanbul,
İletişim Yayınları 2010.
Fethiye Çetin, “Yerli Yabancılar”, Ulusal, Ulusalüstü ve
Uluslararası Hukukta Azınlık Hakları, İstanbul Barosu İnsan
http://t24.com.tr/haber/yerli-yabancilar-olarak-gayrimuslimlerin-vatandaslik-halleri,236839
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.