Diyarbakır D tipi Cezaevi’nden tutuklu bulunan Hatip Dicle, birçok konuda değerlendirmelerde bulundu... “Her halk gibi Kürt halkının tarihinde de yüzleşmesi gereken kara sayfalar var. Biz Kürt siyasetçileri ve aydınları bunlarla yüzleşmekten hatta mahkûm edilmekten çekinmeyiz. Örneğin, Hakkari civarlarında aralarında Botan beylerinin de olduğu Nasturi katliamı (Süryanilere yapılan katliamlar) tarihimiz açısından bir yüz karasıdır. Bu politikayı nedenleri ne olursa olsun mahkûm ediyoruz. 1915 Ermeni soykırımında bazı Kürtlerin, devletle bazı katliamlarda rol aldıkları ve giden Ermenilerin mal ve mülklerine el koyduklarını büyüklerimizden dinledik. Sosyalist ve devrimci fikirlerle bilinçlendiğimiz oranda bu zalimlikler karşısında hep acı içinde kalarak yas tuttuk. Kimilerimizin annesi ve nenesi olan o dönem kaçırılarak evlenilen Ermeni kadınlarına daha bir sevgiyle sarıldık. Yasları, bizim de yasımızdır.”
Diyarbakır D tipi Cezaevi’nden tutuklu bulunan Hatip
Dicle, birçok konuda değerlendirmelerde bulundu...
Cezaevindeki Kürt siyasetçi Hatip Dicle Al Jazeera'ye
konuştu. Dicle, Başbakan’ın Kürt sorununa çözüm istediğini ancak elinde bir
projesinin olmadığını söyledi.
Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden biri olan
Hatip Dicle Al Jazeera'den Helin Alp'e tutuklu bulunduğu Diyarbakır D tipi
Cezaevi’nden söyleşi verdi. Dicle, çözüm sürecinden yaklaşan cumhurbaşkanlığı
seçimlerine, özerklikten Kürt siyasi hareketine yapılan eleştirilere kadar
birçok konuya ilişkin konuştu.
İşte Al Jazeera'de yer alan ilgili söyleşi:
"ÇOĞU HAKİM İÇİN HUKUKUN ANLAMI: DEVLETİN BEKASINI
KORUMAK"
Önceki haftalarda avukatlarının Dicle ve cezaevinde
bulunan 43 siyasetçi için mahkemeye sunduğu 'tutukluluğun gözden geçirilmesi'
talebi, mahkeme tarafından ‘dağa çıkabilirler’ gerekçesiyle reddedildi. Ne
düşündüğünü soruyorum: Dicle ‘absürt’ bulduğunu söylüyor:
"Kürt sorunu karşısında hakimlerin çoğunun zihniyeti
aynıdır. Bu mahkemeler, yargılanmamıza ve dosyalarımıza siyasi gözlüklerle
bakıyor. Tutukluluğumun devamı ile ilgili verdikleri kararların gerekçelerinin
hiçbiri objektif ve hukuki gerekçeler değil. Yoksa 60 yaşındaki bir Kürt
siyasetçinin 'dağa çıkabileceği' gerekçesiyle tahliye edilmemesini kararlarına
dayanak yapmazlar, absürt gerekçeler ileri sürmezlerdi. Türkiye'de istisnalar hariç
hakimler için hukukun anlamı, adaleti sağlamak değil ‘devletin bekasını
korumak'tır. Bu gerçeğin en yalın şekli de 'KCK davaları' adı altında yürütülen
rehine operasyonlarında görülüyor."
"KCK OPERASYONLARINI HAZIRLAYAN AKIL, CEMAATİN
UNSURLARI"
Dicle, ‘rehine operasyonu’ ile neyi kastettiği konusunda
uzun ve derin bir analiz yaptı. Özetle, Dicle; "KCK operasyonlarını
hazırlayan akıl, yargı ve polisteki cemaat unsurları. Ancak bu operasyonlar
hükümetin bilgisi ve dahli dışında yapılmadı" diyor.
"2008 yazında PKK ateşkes ilan etmişti. 2009 yılında
Kürt siyasetçilere yapılan ‘KCK operasyonları’ öncesinde Aksiyon dergisinde
‘şehirdeki KCK yapıları çökertilmelidir. Bu yapılar çökertilmeden terörle
mücadelede başarı sağlanamaz’ şeklinde yazılar yer almaya başladı. KCK
operasyonlarını hazırlayan akıl, yargı ve polisteki cemaat unsurlarıdır. Ancak
hükümet de, 2009'da başlatılan bu operasyonların dışında değil. Yerel
seçimlerden 100 belediye ile çıkmamızın hemen ardından yapılan bu
operasyonlara, bizi terörize etmek için, ‘KCK şehir yapılanması’ diye bir isim
koydular. Savcılık soruşturmasında savcı bana ‘bizim için legal ve illegal
arasında fark yok’ dedi. KCK operasyonları ile Kürt siyasetinin legal bir alanı
darmadağın edildi."
"YANDAŞ BASIN 'HÜKÜMETİN HİÇ PAYI YOK', 'CEMAAT
YAPTI', 'HÜKÜMET AKUPAKTIR' DİYE BİR TAVIR İÇİNDE"
“Sayın Başbakan ve Beşir Atalay bu operasyonları
destekliyoruz, diye açıklamalar da yaptılar. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek,
Iğdır’ın kazanılmasından sonra ‘Bunlar Ermenistan sınırına dayandı. Artık bu
sorunu partiler üstü anlayışla çözmeliyiz’ diye açıklama yaptı. Cemil Çiçek
aynı zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı'ydı. Yandaş basın
‘hükümetin hiç payı yok’, ‘cemaat yaptı’, hükümet akupaktır diye bir tavır
içinde. Oysa bu gerçek dışıdır. KCK operasyonları adı altında legal alan
darmadağın edildi, çatışmalar yeniden ve çok daha şiddetli bir şekilde
başladı.”
"MİLLETVEKİLLİĞİMİN DÜŞÜRÜLMESİ AKP’NİN İNCE
HESABI"
Konu milletvekilliğinin düşürülmesine geliyor. Dicle’ye
göre; “Bugün Engin Alan ya da Sebahat Tuncel için parlamentoda nasıl çözüm
aranıyorsa, kendisi için de aranabilirdi.”
“2007 yılında ANKA ajansına bir açıklamam nedeniyle
hakkımda açılan bir dava vardı ve dosya Yargıtay’daydı. Ancak ilginçtir ki
seçimlerden sadece üç gün önce karar onandı. Buna rağmen adaylığım düşürülmedi.
12 Haziran’da yaklaşık 86 bin oyla milletvekili seçildim. Mazbatam alındı. 21
Haziran’da ise YSK vekilliğimi düşürdü. Adaylığımın kabul edilip, seçimi
kazandıktan sonra vekilliğimin iptal edilmesi AKP'nin ince hesabıdır. Oysa
bugün Engin Alan için ya da Sebahat Tuncel için parlamentoda nasıl çözüm
aranıyorsa, benim için de aranabilirdi.”
"KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜNDE MEDYANIN DA SUÇU
BÜYÜK"
Kürt siyasetçiler, devletin sizinle ilgili yıllardır özel
bir politika yürüttüğünü söylüyorlar. Siz ne düşünüyosunuz, devlet sizinle
ilgili özel bir politika mı yürütüyor? Dicle, anlatıyor:
“1991 yılında yemin ettikten sonra medya tarafından linçe
tabi tutulduk. Medya ve sistem bizi linç etmeye kalktı. Ne yargıda ne mahkemede
diz çökmedim. Siyaseten yasaklı ilan edilmem de bunun içindir. Siyasi hayatım
boyunca konuşmalarımın not edildiğini, ismimin çizildiğini düşünüyorum."
"TUZLA OLAYLARINDAN SONRA KONUŞMAM ÇARPITILDI"
12 Şubat 1994 yılında Tuzla Tren İstasyonu'ndaki bir çöp
tenekesine bomba konulması sonucu beş yedek subay öğrencisi hayatını kaybetti.
Daha sonra sizin ' üniformalılar hedeftir' şeklindeki sözleriniz basına
yansıdı. Gerçekten böyle mi dediniz? Ve bu açıklamanızın isminizin çizilmesiyle
alakası var mı? Soruyu sorar sormaz Dicle, 'kesinlikle var' diye cevap veriyor.
"Tuzla’daki bombalı saldırı sonrası Güneri Civaoğlu
beni aradı ve 'Tuzla ile ilgili hiç sesiniz çıkmıyor' dedi. Değerlendirme
istedi. Ben de kendisine 'tasvip
etmiyoruz' şeklinde açıklama yaptığımızı ancak basında yer almadığını söyledim.
Ve "Cenevre Hukuku Sözleşmesi’ne göre ‘savaşta, basın, sağlık ve sivil
insanlar hedef olarak seçilmez. Bu savaşın
kör mantığıdır" diye açıklamada bulundum. Ayrıca bir gazeteci
olarak kendisini ve medyayı eleştirdim. 'Köyler yakılıyor, faili meçhuller
oluyor ama hiç görmüyorsunuz’ diye sitem ettim."
“TUZLA OLAYLARI İLE İLGİLİ AÇIKLAMAM O DÖNEMİN MEDYASI
İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİ"
"Aynı akşam televiyonlarda alt yazı geçmeye başladı
ve sadece şu cümlem öne çıkarıldı: 'Üniformalılar savaşta hedeftir.' Böyle
olunca Türkiye’de kıyamet koptu. Oysa ben o olayı tasvip ettiğim için konuşma
yapmamıştım. Bugün de böyle düşünüyorum. 'Üniformalılar hedeftir’ derken kastım
aslında açıktı. Kürt sorunun çözümsüzlüğünde medyanın da suçu büyük."
"TUZLA OLAYI HEM DEVLETTE HEM DE TOPLUMDA BELLİ BİR
ALGI YARATTI"
"Bu gelişmelerin ardından yaptığım basın
açıklamaları da medyada gerektiği gibi yer almadı. Sistem zaten bizlere yer
vermek istemiyor. Bizleri hep savaş yanlısı olarak gösterdiler. Devletin hâlâ
bugünkü algısı da benim için 'savaştan yana' olabilir. Tuzla olayı hem devlette
hem de toplumda belli bir algı yarattı. Bu nedenle ‘hapiste kalmalı diye
düşünüyor’ olabilirler. Ancak gerçek bu değil. Hep onurlu ve kalıcı bir barış
istedim, hala barış istiyorum"
Dicle devam ediyor. Cezaevinde olmasının bir nedeninin de
devletin Öcalan’a vermek istediği mesaj olduğunu düşünüyor:
"CEZAEVİNDE TUTULMAM SAYIN ÖCALAN'A DA BİR
MESAJDIR"
“Rahmetli Özal'ın ateşkes için bizi Beyrut'a gönderdiği
1993'ten bu yana Öcalan ile tanışırız. Tutuklanmasından sonra da avukatları
aracılığı ile bana selam ve mesajlar göndermiştir. Örneğin, 'Diyarbakır
Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday mı?', 'DTK eşbaşkanlığına Hatip Dicle'yi
öneriyorum' şeklinde. Bu nedenle, özünde Kürt sorununun barışçıl çözümüne
yönelik her türlü istemini yerine getirmekten asla tereddüt etmedim. Sanıyorum,
devletin beni siyaseten devre dışı bırakmasında Sayın Öcalan'a da mesaj göndermesi
söz konusu. Devletler muhalif siyasi akımlara karşı bu tür taktikler
uygularlar. İstediklerinin siyaseten önünü açar, bazılarının da kaparlar. Ben
ne yazık ki siyaseten önü kapatılanlar grubuna dahilim. Devlet beni devre dışı
bırakarak, 'siyaseten kimin önünü açılacağına ben karar veririm' diyor.”
"SÜRECİ TIKAYAN MİT DEĞİL, SAYIN ERDOĞAN’DIR"
Konu çözüm sürecine geliyor. Dicle, İmralı’da görüşmeleri
yürüten MİT için ‘dünyayı ve Türkiye’yi iyi bilen bir heyet’ yorumunu yapıyor.
“Sayın Öcalan'la görüşen devlet heyeti yani MİT dünyayı
ve Türkiye'yi iyi bilen bir heyet. Gelişmeleri takip edebiliyor. Sayın
Öcalan'la da belli mutabakatlara varıyorlar. Ancak karar verici hükümet. Devlet
heyetinin İmralı ile vardığı mutabakatlar Sayın Erdoğan tarafından kabul
edilmediği için süreçte zaman zaman tıkanmalar yaşanıyor. Süreci tıkayan MİT
değil, Sayın Erdoğan’dır. Biz neden içerideyiz? Kalekollar neden yapılıyor?
Geri dönüşlerle ilgili neden yasal çalışmalar yapılmıyor? Hasta tutuklular
neden bırakılmıyor? Gezi'de neden bu kadar sert önlemler alındı? Devletin en
küçük demokratik tepkiye bile tahammülü yok. Bu nedenlerin hepsi gerillanın
geri çekilmeyi durdurmasında etkendir"
"ÇÖZÜM İSTİYOR ANCAK PROJESİ YOK"
Zübeyir Aydar’ın geçen haftalarda Hüseyin Yayman’a
söylediği sözü hatırlatıyorum: 'Erdoğan çözüm istiyor ancak projesi yok'. Dicle
de tıpkı Aydar gibi düşünüyor.
"Zübeyir Aydar, 'Erdoğan çözüm istiyor ancak projesi
yok' diyor. Bu görüşü aynen paylaşıyorum. Erdoğan'ın Kürt sorununa kalıcı, adil
ve onurlu çözüm planının olduğunu sanmıyorum. Erdoğan, konjonktürel küçük
adımlarla 'çözülüyor' gibi göstererek günü kurtarmaya çalışıyor. Ancak bu
politikanın kendisine daha ne kadar zaman kazandıracağı konusunda ciddi
endişelerim var. Öcalan gibi politik bir usta ve PKK gibi bir siyasi hareket
buna ne kadar sabır gösterir bilemiyorum. Zaman gösterecek."
"ORTADOĞU'DA KALICI BARIŞ OLMADAN KÜRTLER SİLAH
BIRAKMAZ"
En çok merak edilen ve konuşulan sorulardan birini
soruyorum Dicle’ye. PKK silah bırakacak mı? Dicle’ye göre, "Ortadoğu'da
genel kalıcı bir barış sağlanmadan Kürtler silah bırakmaz."
"Ortadoğu'da genel kalıcı bir barış sağlanmadan
Kürtler silah bırakmaz. Rojava'da YPG olmasaydı, El Kaide'nin Kürtlere ne
yapacağı ortada. Sadece Suriye değil,
İran'da, Güney Kürdistan’daki Kürtler içinde kalıcı bir barış zemini
sağlanmalı. Türkiye ile kalıcı barış sağlandıktan sonra PKK, Türkiye ile
elbette savaşmayacaktır. Kürtler ancak siyasetin önü açılarak legal alanlar
genişlerse silahı bırakır. Ama siyaset yapanları cezaevine tıkarsanız, geri
dönüşler için gerekli yasal düzenlemeleri yapmazsanız kalıcı barışı
sağlayamazsınız. Yeniden çatışma sürecine girilirse Suriye ve Ukrayna'da
yaşananlar ortada. Süreç bozulursa sonu kestirilmeyen kaosa yol açar."
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP kendi adayını
çıkaracağını söyledi ancak Başbakan Erdoğan aday olursa Kürtlerin son noktada
kimi destekleyecekleri konusunda Dicle, İmralı’yı işaret ediyor.
“Henüz Sayın Erdoğan'ın adaylığı kesinleşmiş değil. Ancak
cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleşirse, Kürtlerin nasıl bir tavır alacağı
önümüzdeki iki aylık süre içinde İmralı ile sürdürülen görüşmelerin kaderine
bağlı olacaktır.”
"LİBERALLERİN ÇÖZÜM ÖNERİSİ VAR MI?"
Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkan ve bu
hükümetle daha doğrusu Erdoğan’la barış sürecinin yürümeyeceğini yüksek sesle
dillendiren itirazlardan da haberi var Dicle’nin. Kürt hareketine yaptıkları eleştirileri
soruyorum. Dicle gelişmeleri yakından takip ettiğini söylüyor. Özerklik
konusunda yapılan eleştirileri de haksız bulduğunu söylüyor. Demokratik
özerkliği sadece Kürtler için değil, tüm Türkiye için istediklerinin de altını
çiziyor.
"Kürtlerin muhatabını, yani iktidarı, Türkiye
toplumu belirliyor. Kürtler belirleyici değil. Liberallerin ve Kürtlere
eleştiri yapanların, sorunun derinliğini ve mekanizmayı anlayamadığını
düşünüyorum. ‘Bu hükümetle olmaz’ diyorlar,’yeni bir okuma’ yapmamızı
söylüyorlar. Peki, çözüm önerileri var mı? Eğer, ‘yeniden savaşın’ diyorlarsa
savaşanlara saygılı olacaklar mı? Ayrıca onların siyaseten gönlü CHP’de
olabilir. Ancak, CHP barıştan yana hangi tavrı geliştirdi? Asimilasyona karşı
bile değil. Ulusalcı ve Kemalist zihniyetle hangi mesafeyi alabiliriz? CHP ile
hangi mesafeyi alabiliriz? Bunun cevabını verebilirler mi?"
"ABD VE AB'NİN KÜRT SORUNUNU TÜRKİYE HALKLARININ
KARDEŞLİĞİ TEMELİNDE ÇÖZMEK İSTEDİKLERİNİ DÜŞÜNMÜYORUM"
Dicle çözüm sürecinde ABD ve AB ülkelerini de
eleştiriyor.
“Kürt sorununu yaratan temel siyasi güç, Osmanlı
yıkıntıları üzerinde yeni bir Ortadoğu dizaynı yapan İngiliz ve Fransızların,
Kürdistan'ı dörde parçalamaları ve 1920'lerde Kuzey parçasını yeni Türkiye
Cumhuriyeti'ne, Güney ve Batı Kürdistan'ı ise daha sonra devletleşecek olan
Irak ve Suriye devletlerine, statüsüz bir şekilde bırakmaları ile başladı. Bugün
ne ABD ,ne de AB'nin Kürt sorununu Kürt halkının özgür iradesi doğrultusunda,
Türkiye halklarının kardeşliği temelinde çözmek istediklerini düşünmüyorum. Bu
iki siyasi güç açısından Kürt sorunu, Türkiye devletini kendilerine bağımlı
tutmanın bir manivela kolu durumundadır. Bu sorunu çözecek asıl dinamizm,
siyasal analizlerini böyle yapan siyasal dinamikler ile Türkiye halklarının
demokrasi mücadelesidir.”
"LİBERALLER RAHAT OLMALIDIR, YA HEP BERABER YA
HİÇBİRİMİZ"
"Bizim savunduğumuz özerklik, sadece Kürdistan için
değil tüm Türkiye coğrafyasının 20-25 özerk bölgeye ayrılarak yerinden yönetimi
esas alıyor. Özerklik, doğrudan demokrasiyle toplumun kendi çıkarlarını
yönetmesi ve kendi geleceğine özgürce karar vermesi projesidir. Liberaller
rahat olmalıdır. Nasıl ki Kürdistan'da baskı, inkar ve zulüm devam ederken
Türkiye'de demokrasiden söz edilemezse tersi de doğrudur. Ya hep beraber ya
hiçbirimiz."
Kürt hareketi daha önce de özerklik ilan etti.
Seçimlerden sonra Özgür Gündem gazetesi de seçim sonuçları için Kürtler
'Özerkliğe evet dedi’ diye başlık attı. Seçimlerde BDP ve AKP'nin aldığı oy
oranlarını da dikkate alınca siz bu seçimlerin ‘özerkliğin ilanı’ olduğunu
düşünüyor musunuz, diye soruyorum. Dicle’nin cevabı olukça ilginç.
"Demokratik özerklik halk tarafından inşa
projesidir. Bu inşanın kültürel, ekonomik, siyasal, sosyal, hukuki, öz savunma,
diplomatik, ideolojik boyutları vardır. Önemli olan bu sivil toplum inşasının
aşağıdan yukarıya doğru piramit şeklinde inşa edilmesidir, ilanı değil."
Kürt hareketi ulus devletten vazgeçtiğinden ve demokratik
ulus inşasından bahsediyor. Siz de daha önce verdiğiniz röportajda 'ulus
devleti çöpe attık' dediniz. Sizinle ilgili genel algılardan biri 'radikal milliyetçi' olduğunuz şeklinde.
Ancak 'bağımsızlık fikrini çöpe attık' beyanınız yer aldı. ‘Ortak vatan’ ve
‘ulus’ vurgusu da yaptınız. Siz mi değiştiniz? Yoksa bu algı mı doğru değildi?
“Siyasi hareketler de tıplı canlı gibi doğar, gençlik
yıllarından geçer ve olgunlaşır. Bizler de şu anda kendimizi olgunluk döneminde
değerlendiriyoruz. Dünyadaki, Türkiye ve Kürdistan'daki yeni koşulları
değerlendirerek program, strateji yenileyebiliriz. Geçmişle ilgili
farklılıkları da bu kavramda gerekir.”
"DEMOKRATİK ULUSU KONUŞMALIYIZ"
“Türkiye bu topraklarda yaşayan halkların ortak
vatanıdır. Bu temelde Türkler ile Kürtler ve Anadolu'nun diğer unsurları
'Türkiye ulusunu’ oluşturmaktadır. Bakın İspanyol anayasası 'İspanyol ulusu
farklı halk ve kültürlerden oluşan bölünmez demokratik bir ulustur' der. Bu
temelde Türkler ile Kürtler ve Anadolu’nun diğer unsurları “Türkiye ulusu”nu
oluşturarak yeni anayasada güvence altına alınmalı. Çözümü bu şekilde konuşmak
gerekiyor.”
"ERMENİ KATLİAMLARINDA KÜRTLERİN DE ROL ALDIĞINI
BÜYÜKLERİMİZDEN DİNLEDİK"
Dicle çözüm sürecini de sadece Türklerin ve Kürtlerin
yüzleşmesi olarak görmüyor :
“Her halk gibi Kürt halkının tarihinde de yüzleşmesi
gereken kara sayfalar var. Biz Kürt siyasetçileri ve aydınları bunlarla
yüzleşmekten hatta mahkûm edilmekten çekinmeyiz. Örneğin, Hakkari civarlarında
aralarında Botan beylerinin de olduğu Nasturi katliamı (Süryanilere yapılan
katliamlar) tarihimiz açısından bir yüz karasıdır. Bu politikayı nedenleri ne
olursa olsun mahkûm ediyoruz. 1915 Ermeni soykırımında bazı Kürtlerin, devletle
bazı katliamlarda rol aldıkları ve giden Ermenilerin mal ve mülklerine el
koyduklarını büyüklerimizden dinledik. Sosyalist ve devrimci fikirlerle
bilinçlendiğimiz oranda bu zalimlikler karşısında hep acı içinde kalarak yas
tuttuk. Kimilerimizin annesi ve nenesi olan o dönem kaçırılarak evlenilen
Ermeni kadınlarına daha bir sevgiyle sarıldık. Yasları, bizim de yasımızdır.”
Son olarak, ‘Hatip Dicle denilince ‘sertlik yanlısı,
katalizör görevi gören siyasetçi’ ya da ‘cesaretli’, ‘kararlı ve şaşmaz
inançlı’ şeklinde farklı yorumlar yapılıyor. Kürt sorununun en zor dönemlerinde
siyaset yaptınız. Bugünden geçmişe bakarak siz Hatip Dicle'yi nasıl tarif
edersini?’ diye soruyorum. Dicle’nin
cevabı şöyle oluyor:
"40 yıldır aktif olarak siyasetin içindeyim.
Bilinçlendikçe, yaşamın gerçeklerinden dersler çıkardıkça ve
okuma-araştırma-öğrenmeye devam ettikçe siyasette daha da olgunlaştığımı
düşünüyorum."
http://www.demokrathaber.net/siyaset/hatip-dicle-1915te-kurtler-de-ermenilerin-mallarina-el-koydu-h32796.html


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.