Sarkis
Hatspanian
“İyi
olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır !” Victor HUGO
Bundan
günler önce Avrupa’da politik ilticacı olarak yaşayan bir Kürt dostumdan sosyal
medyadaki sayfama yönlendirilen bir ileti sayesinde “Bitlisname” adını taşıyan
bir website ile, onun “kendi alanında akademik, bilimsel, kültürel ve toplum
çalışması yürüten bazı Bitlisli şahsiyetlerin oluşturmuş oldukları bir Bitlis
Düşünce ve Bilimsel Çalışma Platformu” olduğunu bildiren uzun uzadıya bir
yazıyla tanışma şerefine nail oldum.
Kurucuları
adına, websitenin moderatörlüğünü yaptığı anlaşılan kişinin “Bitlisname, kendi
alanında akademik, bilimsel, kültürel ve toplum çalışması yürüten bazı Bitlisli
şahsiyetlerin oluşturmuş oldukları bir ‘Bitlis Düşünce ve Bilimsel Çalışma
Platformu’dur. Amacımız, Bitlisle ilgili bilimsel ve kültürel çalışmalar için
ortak akademik bir alan oluşturmak, bu yöndeki çalışmaların ortaya çıkarılması,
tanıtılması, motive ve teşvik edilmesi için düzenli bir çalışma yürütmek, bu
yönde özgür ve kaliteli bir platform oluşturmaktır” diye bildirimde bulunduktan
sonra “Amacımız, Bitlis’in, “ünlü geçmişi” ile salt (büyük oranda unutulmuş)
simgesel bir ilişki içinde olmak değil, Bitlis’i yeni yaşam standartlarına
taşıyacak çağdaş, modern bir şehirleşmenin bütün siyasi, kültürel, ekonomik ve
sosyal hakikatlerini bilimsel olarak anlamak, yorumlamak ve açıklığa
kavuşturmak için de düşünce üretmektir” demeyi de önemsemişti.
Plan“Sitemizin
amaçları arasında, Bitlis Araştırmaları ve ilmi çalışmaları teşvik etmek kadar,
bu çalışmaların belli bir kurumlaşma ve ortak akademik faaliyet yürüten
yapılanmalara dönüştürebilmesi için bir aracı olma düşüncesi vardır. Bu amaçla,
‘Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu’ insiyatifi ve geniş sivil toplum,
kuruluş ve tanınmış şahsiyetlerin desteğiyle, 26-27-28 Haziran tarihlerinde
Bitlis’te, ULUSLARARASI BİTLİS SEMPOZYUMU düzenlenecektir” duyurusuyla da
tanışınca, kendimi “Bak hele, işler giderek heyecanlı olmaya başlıyor” demekten
de alamadım doğrusu !.
Düzenleyicilerinin
duyurumuyla haberdar edildiğimiz üzere “Bitlis Sempozyumu, Bitlis üzerine
yapılan ve yapılmakta olan akademik ve bilimsel çalışmaların sunulduğu, tartışıldığı
ve tanıtıldığı akademik bir forum olacaktır. Bitlis üzerine ilmi çalışmaları
olan herkesi Uluslararası Bitlis Sempozyumu’na çağırıyoruz” diye bildirildiği
halde, bu sempozyuma katılmak için önerilen zaman ve koşulları hakkında
herhangi bir bilgilendirmenin olmadığını da farkettim.
“Bitlisliler
gibi, Bitlisli olmayanlar da hep Bitlis’in “önemi”nden bahsederler; sürekli
olarak Bitlis hakkındaki ilmi bilgi ve çalışmaların eksikliği dile getirilir,
ancak ne yazık ki, ne Bitlis’teki ilim, düşünce ve akademi kurumları, ne de
Bitlis dışında Bölgeye yönelik yapılan böylesi akademik çalışmalarda “Bitlis
temaları” yeterince yer bulmaz” sitemlerinde bulunan beylerin işi bir adım daha
ileri götürerek “Aynı şekilde, garipseyerek belirtmek gerekir ki, Bitlis’in
“geçmişi” üzerine yapılan bazı çalışmalar da, bugünkü Bitlis ile ilgisi olmayan
garip bir tasavvur içinde verilir. Sahte ve sahilik duygusu vermeyen bir kimlik
inşaası söylemi dahilinde ve tahakkümcü ideolojik ve siyasi kaygılarla yapılan
bu tür araştırmaların ne “Bitlis’in asıl Geçmişi”, ne de onun bugünü bir
alakası yoktur” sonucuna varması, itiraf etmeliyim ki içimdeki heyecanın
volkana dönüşmesini de sağladı, inanın !
İşin
en ilginci ise “Sempozyum çalışma alanları” olarak sunulan “Bitlis tarihi, ilim,
edebiyat, düşünce, dil, dinsel yaşam, sosyal, etnik, kültürel yaşam, ekonomi,
zanaat, ticaret, iş yaşamı ve eğitim”, yani istense de istenmese de, işlenmesi
önerilen konularının neredeyse istisnasız yüzde yüzü Ermeni halkı ile
ilişkilendirilmesi zaruri olan bir önermeyle karşı karşıya bulunduğumuz halde,
üç günlük sempozyuma katılımı ilan edilen 50 tebliğden sadece üç tanesinin
Bitlis Ermenileriyle bir “merhabası vardı”.
Sözkonusu
sempozyumun hazırlanmasında yararlı olduğu belirtilen “Akademik Danışma Kurulu’nda,
Doç. Dr. İsmail Beşikçi, Prof. Dr. Celile Celil, Prof. Dr. Kadri Yıldırım,
Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Prof. Dr. Mesut Yeğen, Prof. Dr. Ahmet Özer, Prof.
Dr. Mücahit Bilici, Doç. Dr. Michiel Leezenberg, Araştırmacı Malmisanij, As.
Prof. Yaşar Abdülselamoğlu” gibi sıralanan 10 isimden “T.C.” doğumlulardan
üçünün öz be öz nenesinin 1915 yetimi Ermeni kızı olmasının yanında, “kimlik
depreminin enkazı altında kalakalmış” bu insanların da katılımıyla vuku bulacak
konferans binası El-Aman Hanı Kültür Merkezi’nin de “üstüne üstlük”
Ermenilerden alıkonulmuş onbinler, yüzbinlerce “Emval-i Mêtruke”den biri olması
da, hani insana “bak sen şu kaderin cilvesine” dedirtecek cinstendi
diyebilirim.
9
oturumdan oluşan sempozyumun 50 adet sunumundan Mardin Artuklu
Üniversitesi’nden Mehmet Emin Purçak’ın “William Saroyan ve Eserlerinde
Bitlis”, Araştırmacı-Yazar Şehmus Diken’in “Bitlis Sevdalısı Bir Amerikalı:
Saroyan’da Bitlis ve Kimlik, Kabesi İnsan, Bitlisli Saroyan” ve Dicle
Üniversitesi’nden Sinem Arıkbaş’ın “Bitlis’te Misyonerlik ve Ermeni Kolejleri,
Bitlis’in Tarihinden ve Tarihten Silinemeyen Kadim Bir Halk: Ermeniler” konulu
tebliğler dışında ne yazık ki Bitlis şehrini kuran, geliştiren ve binyıllardır
üzerinde yaşadıkları atatopraklarında vefasız komşularınca hunharca boğazlanana
kadar yaşatan Ermeniler hakkında edilen tek söz yok gibi !
Uluslararası
olduğu söylenen I. Bitlis Sempozyumu’na 1915 sonrasında dünyanın yedi bucak
dört köşesinin istisnasız her kıtasında yaşayan ve bulundukları ülkelerin bilim
yuvalarında akademiker, araştırmacı-yazar, vb. gibi vasıflarla bilimsel ve
edebi çalışmalarda bulunan Ermenilerden neden hiç kimse yok bilmiyorum ama,
A’sı olmayan alfabe misali, Bitlis’in B’siz olmasına eşdeğer, bölgenin her ama
her metrekaresinde insani uygarlığın en silinmez izlerini bırakmış olan bir
halkın pek zengin coğrafya, tarih, kültür ve sanatına sırtını dönercesine
düzenlenen bir sempozyumun bilimselliğinden bahsetmek, onu düzenleyenlerin
başını kuma gömen devekuşuna benzerliğini doğrulamak gibi bir şey olsa gerek !
1923
sonrasında Batı Ermenistan topraklarında askeri-politik işgalin adı ve adresi
konumundaki “T.C.” devletinin 91 yıldan bu yana yaptığının benzeri bir
davranışla, Ermenilerin anavatanındaki izlerini sanki onlar yokmuş, olmamış
gibi görmezden gelen, oraların asıl sahiplerini unutturma amaçlı olduğu kuşku
götürmez bu duruşun, olduk-olmadık her ama her fırsatta ve yüksek sesle
kendilerinin “Ermeni dostu”, kimseciklere duyurmamaya özen gösterilen
fısıltılarla da “neneleri veya dedelerinin Ermeni” olduğunu söyleyen Kürt
insanlar tarafından yapılması ise gayr-ı manevi olup, kabul edilecek cinsten
değildir.
Öyleki,
sempozyumun çalışma alanları olarak belirlenen “Bitlis tarihi, ilim, edebiyat,
düşünce, dil, dinsel yaşam, sosyal, etnik, kültürel yaşam, ekonomi, zanaat,
ticaret, iş yaşamı ve eğitim” konuları hakkında “Ermenilerden” sözedilmeden
nelerden sözedilebileceğinin muamma olması yanında, böylesine bir çalışmanın
Akademik Danışma Kurulu’nda yer aldığı belirtilenlerden Doç. Dr. İsmail Beşikçi,
Prof. Dr. Celile Celil, Prof. Dr. Kadri Yıldırım, Prof. Dr. Hamit Bozarslan,
Prof. Dr. Mesut Yeğen, Prof. Dr. Ahmet Özer, Prof. Dr. Mücahit Bilici, Doç. Dr.
Michiel Leezenberg, Araştırmacı Malmisanij, As. Prof. Yaşar Abdülselamoğlu’nun
şimdilerde El-Aman Hanı Kültür Merkezi adını taşıyan ve varedilişi bile
Ermenilere borçlu olunan, sahipleri 1915 soykırımında barbarca katledilen bir
binanın duvarları arasında vuku bulan “Ermenisiz” bir “Bitlis” sempozyumuna
nasıl bir vicdan rahatlığı veya rahatsızlığıyla katılıp-katılmadıkları da bir o
kadar muammadır sanıyorum.
Üç
gün sürecek olan Bitlis Sempozyumu’na davetli olarak katılan tek bir Ermeni
dahi olmaması kimlerin vicdanını rahatsız eder ya da etmez bilemesem de, her
Ermeni insanının tarihsel bir belge olması doğrusundan hareketle, Bitlis’le
ilgili olduğu söylenen o sempozyumda mevz-u bahis edilmeyecek konulardan tarihi
gerçeklerin yükseltilmesi anlamında kıymetli bir öneme sahip verilerden
asgarisini dikkatinize sunarak, Bitlis’in B’si olmazsa “Bitlis de olmaz”
nitelikli bu veriler ışığında okuyucuların bilgi dağarcığının zenginleşmesini
diliyorum.
Bilinmeyen
tarihlerden beri Ermenilerin yerleşik olarak yaşadığı Bitlis-(Bağeş)’in
Ermenice adı Salnotsor’dur. Ermenilerin ataları Urartuların Van Ermeni Krallığı
döneminde kurulan şehrin rivayete göre Büyük İskender’in Asuri ve Pers
İmparatorluklarına akınları döneminde komutanlarından Baleş-(Bağeş) veya
Lis-(ya da Beleti Lis)’e “Buraya öyle bir kale yap ki, onu ben bile
zaptedemeyeyim” emriyle inşa ettirilen kalesiyle ünlenen şehrin, seferinden 7-8
yıl sonra dönüşünde Makedonyalı imparatorun ordusu tarafından yapılan kuşatmaya
sonuna dek dayanması sonrasında, Büyük İskender’e “Ben emrinizi layıkıyla
yerine getirdim, gördüğünüz gibi öyle bir kale inşa ettim ki siz bile
zaptedemediniz” diyerek şehri onun emrine sunması sonrasında İmparator’un arzu
ve emriyle bu komutanın adıyla Betlis-(Bedlis) olarak tarihe geçtiği
dillendirilir.
1865
yılında Batı Ermenistan’ın büyük bir kısmı Erzurum, Sivas ve Diyarbekir vilayetleri
bünyesinde bulunmakta olup, Osmanlı İmparatorluğu bu vilayetleri resmen
ERMENİSTAN olarak adlandırıyordu. 1886 yılında Batı Ermenistan, Erzurum, Sivas,
Kharberd (Harput veya Mamüret-ül Aziz), Diyarbekir, Dersim, Bitlis (Bağeş),
Van, Hakkari, 1895’te Van, Bitlis, Diyarbekir, Kharberd, Sivas ve Erzurum
vilayetleri arasında paylaştırıldı. Van Vilayeti de kendi içinde Van ve Hakkari
bölgesi olarak ikiye, Bitlis Vilayeti Genç, Muş ve Siirt, Diyarbekir Vilayeti
Diyarbekir, Arğni(Ergani)-Maden ve Mardin, Erzurum Vilayeti, Erzurum, Erzincan,
Beyazıt ve Kars, Kharberd Vilayeti, Kharberd, Dersim ve Malatya, Sivas Vilayeti
de, Sivas, Amasya, (Şebin)Karahisar ve Tokat (Evtokia) olarak ayrılmıştı.
Vilâyet-e Sıtte adlandırılan altı Ermeni Vilayeti 270.200 km2 büyüklüğündeydi.
Bunlardan
Bitlis Vilayeti’nin, Bitlis, Muş, Siirt ve Genç adlı dört bölgesi vardı. Bu
bölgelerin 19 nahiyesinde 2.110 köy ve üç de (Bitlis, Muş ve Siirt) şehir
bulunmaktaydı. 1878-79 yıllarında yapılan nüfus sayımına göre Bitlis
vilayetinin nüfusu 250 bini Ermeni olmak üzere, yaklaşık olarak 400 bindi.
19.uncu yüzyıl sonlarında ise Bitlis vilayetinde 180 bini (yani nüfusun %
47,1’i) Ermeni, 40 bini (nüfusun % 10,5’u) Türk, 77 bini Kürt, 15 bini
Asuri-Süryani, 10 bini Çerkes, 5 bini Zaza Alevi Kızılbaş, 5 bini (Y)Ezidî
olmak üzere 382 bin kişi yaşamaktaydı.
1894-1896
yıllarında Abdül Hamid tarafından kurdurulan Hamidiye Alayları bünyesindeki
Kürt, Karapapak ve Çerkes birlikleri tarafından katledilen Ermenilerin sayısı
yaklaşık 350 binken, zorla islamlaştırılan Ermenilerin sayısı 100 binin çok
üzerindeydi. Bu dönem sonrasında, diğer Ermeni vilayetlerinden olduğu gibi,
Bitlis Vilayeti’nden de oldukça büyük bir Ermeni göçü olduysa da, her
halükârda, XIX. yüzyıl sonunda Ermeniler Batı Ermenistan genelinde göreceli,
bazı bölgelerde ise nüfusun kesin çoğunluğunu oluşturmaktalardı. Van bölgesinde
örneğin Ermeniler nüfusun % 74’ünü, Bulanık’ta % 67’sini, Moks’da % 63’ünü,
Arceş’te % 64’ünü, Adilcevaz’da % 60’ını, Muş’ta % 62’sini vs.
oluşturuyorlardı. Batı Ermenistan’da Ermeniler dışında değişik zamanlarda
buralara gelip yerleşen Kürtler, Türkler, Asuri-Süryaniler, Elen (Rumlar),
Acemler, Yahudiler, Çeçenler, Çerkesler, vs. de yaşamaktaydılar. 1915 öncesinde
Bitlis Vilayeti’nde yaşayan Ermenilerin nüfusu 240 bin civarındaydı, bunlardan
sadece 56 bini korkunç soykırımdan kurtulabildi, yaklaşık 20 bin Ermeni de
zorla islamlaştırıldı.
Bitlis’in
kırsal bölgelerinde yaşayan Ermenilerin genel uğraşı alanı, gıda mahsülleri
üretimi, tarım ve ziraatı, bağcılık, bahçe-bostan, arıcılık-balcılık,
kerestecilik, değişik zanaatlarla, enva-i türden el sanatları iken, yüksek
dağlık kesimlerinde genellikle hayvancılıktı. Şehirde yaşayan toplum başta
kuyumculuk olmak üzere, genellikle bakırcılık, demircilik, nalbantlık vb. gibi
hemen her türden zanaatla, şapkacılık, terzilik, ayakkabıcılık, attarlık,
köşkerlik, marangozluk, bezcilik-basmacılık, boyacılık, manufaturacılık, vs.
gibi hemen her türden meslekleri icra edenlerle, üretilen tüm ürünlerin
ticaretiyle uğraşanlar istisnasız olarak Ermenilerdi. Sadece şehirde bulunan
yaklaşık 1200 dükkân, atölye, işyeri ve üretim ocağının sahipleri, sayıları
ancak onbeşi bulan Elen (Rum), Asuri-Süryani ve Yahudiler dışında tümüyle
Ermenilerdi. 1908 yılına dek herhangi bir mesleki uğraşı olan Türk veya Kürt ya
da diğer islamî toplumlardan tek bir insana dahi rastlayamazdınız. 1908
sonrasında ise sadece terzilik ve nalbantlıkta Ermenilerin yanında çıraklık
yaparak mesleği öğrenen Türklerin sayısı bile iki elin on parmağını geçmiyordu.
Bitlis
merkezli ticaretin % 80’inden fazlası da Ermenilerin elinde bulunuyordu. Onlar
dışında Asuri-Süryaniler ve Elen-(Rumlar) da bölge köylerinde yaşayan nüfusa
yönelik çerçilikle, ihtiyacî tüketim mallarının alım-satımı ve değişik ticaret
dallarıyla iştigal etmektelerdi.
19.uncu
yüzyıl sonlarında Bitlis’teki camilerin sayısı 15’i bulmuştu. Hemen tümü Ermeni
mimar ve mühendislerin imar planlarıyla, en meşhur Ermeni taş ustalarının alın
teri ve ödenmez emeğiyle inşa edilen bu tarihi eserlerden, eskilikleri, büyüklükleri
ve yapılarının güzelliğiyle göze çarpanlarından, Kızıl ve Şeykh adlı ikisi eski
Ermeni kiliseleri olan camiler dört taneydi. Bunların dışında, eski Ermeni
kiliselerinden birkaçının yanına diktirilen minarelerle zorlama yöntemiyle
camiye dönüştürülen bu ibadet merkezlerinin yanında, (meşhur “Bitlis’te 5
minare” sözleriyle bilinen şarkıda dillendirilen camilerden en azından ikisinin
eski Ermeni kilisesi olduğunu bilmekte yarar olduğunu belirtirken, tüm
diğerlerinin de yüzde yüzü Ermeni mimar, mühendis, kalfa ve ustaların elleriyle
yaratılan eserler olduğunu tarihe not düşmek gerekir iken) şehrin eskiden
Ermeni mahallesiyken zoraki olarak Türk mahallelerine dönüştürülen kısımlarında
bile çok eski yüzyıllardan beri varolan epeyi de Ermeni kilisesi ve manastırı
olduğunu söylemeliyim.
Bunlardan
şehir merkezindeki en bilinenleri, Surp (=Kutsal, Aziz) Garmrak, çarşının hemen
yanındaki Surp Sarkis, oradan yaklaşık 200 metre kadar ileride yokuş üzerindeki
Surp Hinkhoran kiliseleriydi. Avelmeydan mahallesi yolunda Surp Kevork, şehrin
doğusundaki Dzabırgor mahallesinde, Dıjik tepesinin yamacında Surp Garabet adlı
kiliseler vardı. Yukarı mahallelerin doğusunda kalan Surp Kevork dağı yolunun
üzerinde dağın adıyla anılan ikinci Surp Kevork ve Surp Asdvadzadzin, Gomats
mahallesinde ise Surp Nışan kilisesi vardı. Pek meşhur Amırdolu Surp Hovhannes
Manastırı da Gomats mahallesinde bulunmaktaydı. Bitlis’in güney-batısındaki
Avekhi mahallesinde, İsa Mesih’in havarilerinden Surp Tadeos’un adıyla anılan
Surp Tadeos Arakyal Manastırı, Avelmeydan mahallesindeki kiliselerin hemen
yanıbaşında Surp Khntragadar Manastırı, o mahallenin az ötesinde, şehrin
güneyine düşen mahallede ise çok eski tarihlerden kalma yarı metruk halde
bulunan iki manastır daha vardı. Bunun dışında şahane mimarisi ve inanılmaz
güzellikteki kubbesiyle Surp Hagop Manastırı da Bitlis’in incilerindendi.
Bunlardan başka şehirde çok eski zamanlardan beri varolan Surp Giragos adlı bir
Ermeni kilisesiyle, tüm müminleri Ermenilerden oluşan bir de Asuri-Süryani kilisesi
vardı, Ermenilerle kader ortağı olagelmiş olma ‘’suçuyla’ nüfusu giderek
azalmış bu kadim halkın bu değerli inanç merkezini de şehrin Ermeni toplumu
ayakta ve canlı tutmaya çalışıyordu.
Tek
sözle, 15-16.ıncı yüzyıldan 20.inci yüzyıl başlarına dek Bitlis’te vuku bulan
sayısız vandalizm ve vahşi yıkımlardan sonra dahi, 1915’lere gelindiğinde
şehirde Ermeni kilise ve manastırlarının sayısı birçoğu camiye dönüştürülen
eski Ermeni kilisesi olan ‘islamî’ ibadet ocaklarından çok fazlaydı. 27 haziran
1915’e dek, yani Bitlis Ermenilerinin ölüm yolculuğuna çıkarıldığı unutulmaz o
kara tarih itibarıyla, nüfusunun sadece % 15’i müslüman (Türk ve Kürtlerden)
oluşan, 32 bin kişilik nüfusa sahip Bitlis şehri, istisnasız her Pazar günü o
toprakların en kadim halkı Hristiyan Ermenilere ait onlarca kilise ve
manastırların çanlarıyla çınlıyordu.
Yukarıda
bahsini edip, tek tek adını vermiş olduğum her kilise ve manastıra ek olarak, o
ibadet ocaklarının birer bileşeni olarak varolagelmiş Ermeni eğitim ocakları
hakkında bilinmesi gerektiğine inandığım bazı verileri de dikkatinize sunarak
yazımı noktalamak istiyorum.
20.inci
yüzyıl başlarına dek aktif halde bulunan eğitim ocaklarından dördü ortaçağdan
bu yana Ermeni tarihinde çok özel ve önemli bir yere sahip olagelmiş Amırdolu,
Surp Hovhannes, Garmrak ve Surp Nışan manastırlarıydı. Bunlardan Amırdolu
manastırının, çok değerli bir ilim ve bilim, pek zengin bir el yazması merkezi
olmasına paralel, değerli bir eğitim-öğretim ve kültür ocağı olarak Ermeni
halkının özellikle XVI.-XVIII. yüzyıllar arası tarihinde çok önemli bir yeri
vardır. Ermeni ruhban sınıfıyla, (b)ilim adamlarından Vartan Bağişetsi
(Bitlisli), Hovhannes Golod (Ermeni Patriği görevini de yapmış olan Bitlisli
Bodur Hovhannes), Grigor Arcişetsi (Arceşli) ve daha başkaları eğitimlerini
yatılı olarak bu manastırın öğretim ocağında edinmişlerdir.
Bunların
yanında, namı ve şanı onlar kadar olmasa da, yüzyıllar boyu Ermeni düşünce ve
felsefesinin gelişmesini sağlayagelmiş eğitim ocaklarından her üçü de muhteşem
kubbeleriyle bilinen Gomants Surp Asdvadzadzin, Avekhi Surp Asdvadzadzin ve
Khntragadar Surp Asdvadzadzin manastırları, Ermeni elyazması ve minyatür resim
sanatıyla, geometri, cebir, mimarlık, mühendislik ve felsefe öğretimi alanında
olağanüstü büyük işlevi olmuş eğitim ocaklarındandır.
19.uncu
yüzyılın ikinci yarısından sonra Ermenilerin Bitlis’te, yukarıda ilettiğim yedi
eğitim ocağından başka dördü erkek, üçü kız talebelere eğitim veren tam yedi
okulu daha vardı. 1908’de bunlara şehrin Amerikan Konsolosluğu’nun bulunduğu
Avekhi mahallesinde Protestan Ermenilerin çocuklarını gönderdiği ve tam üç
dilde (Ermenice, Türkçe ve İngilizce) eğitim veren bir okul daha eklenmişti.
Bitlis’in
merkezindeki Surp Garmrak kilisesinin hemen yanıbaşında Getronagan (Merkezi) adlı
beş sınıftan oluşan ve yine üç dilde, Ermenice, Türkçe ve Fransızca eğitim
veren bir okul bulunuyordu. İlkokul maiyetindeki bu eğitim ocağının, ilk beş
yıllık öğretimini başarıyla bitiren talebeler için öngörülen ve daha üst
düzeyde bir eğitim vermeye muktedir, sadece üç sınıftan oluşan (ortaokul
sayılabilecek) bir bölümü daha vardı.
Ermeni
tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olan değerli birçok Bitlisli vardır.
Yaşadığı XVIII. yüzyılın tarihsel önem arzeden olaylarını kaleme alıp, bizlere
kıymetli Şahadetnameler ulaştıran David Bağişetsi (Bitlisli), pek meşhur
tiyatro oyuncusu Zabel (Mariam, d.1858-ö.1926) Bitlislidir. Bilindiği üzere
Bitlis, uluslararası üne sahip Ermeni yazar William Saroyan’ın 1894-1896
Hamidiye katliamları sonrasında mucizeyle hayatta kalmış olduklarından, soluğu
Amerika’da alan anne ve babasının da memleketidir.
Bu
böyle olduğu halde ilk baskısı 1938’de yayınlanan “Yaşayanlar ve Ölüler” adlı
eşsiz eserinde değerli yazarımızın “Kürtçe, dedi anneannem, kalbin dilidir.
Türkçe, müziktir. Bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı, parlak. Bizim
dilimiz, diye bağırdı acının dilidir. Ölümü tattık hep; dilimizde nefretin,
acının yükü var” dizeleriyle anlatmak istediği gerçek, bugünlerde Bitlis’te
sempozyum düzenleyenlere ulaşmamış olsa gerek ki “Sempozyum çalışma alanları”
olarak sundukları “Bitlis tarihi, ilim, edebiyat, düşünce, dil, dinsel yaşam,
sosyal, etnik, kültürel yaşam, ekonomi, zanaat, ticaret, iş yaşamı ve eğitim”
konularını çok arzulasalar da “Ermenisiz” gerçekleştiremeyeceklerinin farkında
olmadıklarına inandığım düzenleyicileri olma bahtsızlığının ortaklarının hal ve
vaziyetleri hiç de gıpta edilecek durumda değil gibime geliyor benim…
Kıssadan
hisse: Bitlis’te bilim adına “ERMENİSİZ” bir sempozyum yapmaya kalkmak, temel
ölçütü dürüstlük olan bilime karşı atılabilecek en gayr-ı manevi adımdır diye
düşünüyorum.
Velhasıl-ı
kelam, “Adaletin bu mu dünya ?” sözleriyle içimdeki volkanı zorla dindirmeye
çalışarak kaleme aldığım bu yazımda sürç-i lisan ettim ise affola !
Sarkis
HATSPANIAN
Yerevan,
26-27 haziran 2014
DOĞU
ERMENİSTAN
http://ermenistan.de/sarkis-hatspanian-yazi-bitliste-15-kilise-beri-gel-canan-beri-gel/


1 yorum:
Tebrikler Sarkis kardes dogrulari acikca konustugun icin.
Dolayisi ile yuz sene degil yuzyillar gecse de bizim icin
o topraklar Dogu Anadolu gibi sunni bir isim degil kendi
hakiki ismi olan Ermenistan kalacaktir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.