Bizler, hadiseleri birinci
ağızdan dinlemiş kişileriz. Bizler Türk Ermenileri'yiz. Türk Ermenileri'nin
Harici Ermeniler'den çok ciddi bir farkı vardır. Bizler, tehcir sırasında, ya
Türkiye'de kalmışların veya tehcir bitiminde Türkiye'ye geri dönmüşlerin
torunlarıyızdır. Bizler tek tip hikaye dinlememişizdir. Diaspora Ermenisi
sadece ölüm hikayesi bilir. Olaylardan sonra geri dönmemiş ve komşularının
mahcup yüzlerine tanık olmamıştır. Onlar, bu ölümler için bütün Türk'leri
suçlarlar. Olayları sadece soykırım olarak nitelerler. Türk Ermenisi'nde ise
daha bol ve daha değişik hikayeler vardır: Mesela, dedem, Erzincan'daki
çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa
bir eşşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı. Ne abi dönmüş ne de altınlar.
Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci
yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş. (Ne
denir, bu da klasik Türkiyeli Ermeni görüşü. Allah sabır versin bir buçuk
milyonun kalanlarına. HYETERT)
***
Sevgili okuyucularım uzun
zamandır ara vermiş olduğum yazılarıma Ünlü mücevher tasarımcısısı, sanatçı
Sevan İNCE'nin bir yazısını paylaşarak başlıyorum. Türk-Ermeni ilişkilerine
yeni bir bakış getirmenizde katkısı olur umarım.
Biz 4 Ermeni arkadaş, geçen
akşam dernekten çıkmış, Galatasaray'da nargile keyfi yapıyorduk. Laf döndü
dolaştı malum konuya geldi. Baktım, herkes aynı husustan dertli: Ermeni asıllı
bir Türk ve sade bir T.C. vatandaşı olarak dünyaya ses nasıl duyurulur?
Ünlü bir sanatçı, politikacı
veya bir dernek başkanı değilsin ki mikrofon uzatıp röportaj yapsınlar.
Gazeteci değilsin ki fikirlerini köşenden dünyaya duyurabilesin. İyi de, biz bu
işten sıkıldık. Bizim yerimize, bilir bilmez herkes konuşuyor. Bir tarafta
Ermenilere soykırım yapılmıştır diyenler; diğer yanda soykırım yoktur diyenler.
Şimdiki moda ise tarihçilere bırakalım diyenler..
Soykırım yapılmıştır
diyenlere bakıyorum, hepsi ya kindar Ermeni diasporası mensubu, veya bunlardan
çıkarı olan siyaset erbabı. Yoktur diyenlere bakıyorum, bu konuda derin bir
bilgileri yok ama adettir diye reddediyorlar. Tarihçiler deseniz, neyi ortaya
çıkartacaklar, Allah Aşkına? Soykırımın belgesi mi olur? Es kaza ortaya bir
belge çıksa, muhakkak karşı bir de belge çıkar, tartışma sonsuza kadar sürer
gider.
Gerçeği, benden ve benim
gibilerden başkası bilemez. Bizler, hadiseleri birinci ağızdan dinlemiş
kişileriz. Bizler Türk Ermenileri'yiz. Türk Ermenileri'nin Harici Ermeniler'den
çok ciddi bir farkı vardır. Bizler, tehcir sırasında, ya Türkiye'de kalmışların
veya tehcir bitiminde Türkiye'ye geri dönmüşlerin torunlarıyızdır. Bizler tek
tip hikaye dinlememişizdir. Diaspora Ermenisi sadece ölüm hikayesi bilir.
Olaylardan sonra geri dönmemiş ve komşularının mahcup yüzlerine tanık
olmamıştır.
Onlar, bu ölümler için bütün
Türk'leri suçlarlar. Olayları sadece soykırım olarak nitelerler. Türk
Ermenisi'nde ise daha bol ve daha değişik hikayeler vardır:
Mesela, dedem, Erzincan'daki
çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa
bir eşşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı. Ne abi dönmüş ne de altınlar.
Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci
yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş.
Büyükbabam, Kayseri'de tüm
sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı Yüzbaşı'sı Sinan'ı ağlayarak
anlatırdı. Sayesinde o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş. Bizler,
katliam hikayeleri dinlediğimiz gibi, bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken
askerin önüne yatan Türk'lerin; veya, yurtlarına geri döndüklerinde onlara
tekrar kucak açan Türk komşuların hikayeleri ile de büyüdük.
Onun için "bize sorulsun"
diyorum. Kimse bizden daha objektif olamaz. Bu hadisenin bir uzun anlatımı
vardır bir de kısa anlatımı. Kısası şudur: Tebaanın bir kısmı emperyalist
güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır. Buna kızan Osmanlı hükümeti
bölgede tehcir kararı almıştır. Günün şartlarına göre tehcir (göç) zor koşullar
altında gerçekleşmiştir.
Sürgünler, çoluk çocuk
muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır. Bu kırılma hastalık ve açlık
sebebiyledir. Kıyım ise Osmanlı askeri tarafından organize bir şekilde yapılmamıştır.
Hastalık dışındaki bu ölümler, münferit olaylardır ve sürgünlerin yanlarında
götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan bölgenin eşkıyaları
tarafından yapılmıştır.
Başka cephelerde de
savaşmakta olan Osmanlı askerinin sürgün esnasındaki cinayet olaylarını
önleyecek sayıda ve güçte olup olmadığı da bir tartışma konusudur. Hal bu iken,
o bölgede bu olayların cereyan ettiği esnada,
ülkenin batı bölgelerinde
yaşayan Ermenilerin aynı şekilde bir zulme uğramadığı göz önüne alınırsa, buna
bir soykırım denemez. Pek çok başka kelime söylenebilir; soykırım hariç. Kaldı
ki, söz konusu 1.5 milyon Ermeni sayısı, ölü sayısını değil kayıp sayısını
ifade eder.
Biz Türk Ermenileri, iyi
biliriz ki: Anadolu, bu olaylar esnasında veya sonrasında, Müslüman olmuş
Ermenilerle doludur. Bu kişiler, daha sonra serbest olmasına rağmen kendi
dinlerine dönmemişler ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine
yazılmışlardır.
Sözün kısası budur.
Konuşmak gerekirse biz
konuşur olayların uzun hikayesini anlatırız. Bu konuda bizlerden daha iyi
tarihçi de olmaz. Fransızlara gelince. Onlara da küflü peynir yemek düşer.
Kalın sağlıcakla
http://www.5kitahaber.com/makale/turk_ermeni_iliskilerine_sevan_ince_yorumu.html
1 yorum:
Kendine Ermeni asilli bir Turk diyen kimsenin sozlerine ne denli itibar edilir sizce?
Her konuda oldugu gibi Soykirim konusunda da biraz da abartili kulakdan duyma hikayeleri biraz oradan biraz buradan hicbir arasdirma yapmamis olarak nargile icilen kahve koselerinde aktarilmis bir konusma iste ancak bu kadar ciddi olabilirdi…
Cok yazik,,,,henuz kendine Ermeni demeyi dahi cevre etkisinden dolayi diyemeyip yuzlerce defa Hyeterin de bu konuda yapilan yanlisligi duzeltme cabalarina ragmen Ermeni asilli bir Turk demeyi ogrenip her nedense dogrusunu soylemeyi ya istememis yada kacinmis bu sahsi kiniyorum..
Adama ogren de gel derler.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.