"Biz ateşi ısınmak ve ışık saçmak için kullanırdık,
oysa çok fazla yakacak odun vardı, ama onlar bizi ne ısınmak, ne de ışık saçmak
için değil, sırf Müslüman değiliz diye yaktılar. İbrahim'i ateşe attıkları
gibi, üzerimize ateş yağdırdılar. Her yer yanıyordu, ama insanın büyüdüğü ve
her şeyini bıraktığı topraklardan ayrı düşmek gibi hiç bir ateş yakmaz
Ermenileri.
Hrant Dink'in dediği gibi, "Evet bu topraklarda gözümüz var...
Çünkü kökümüz bu topraklarda... Ama merak etmeyin alıp gitmek için değil, gelip
köküne girmek için." Bunu bile yanlış anladık, gelip bu topraklarda ölmek,
Ermenilerin hakkı değil mi? Hakkını çabuk verdiniz, filmi çekilecek diye tehdit
ettiniz? Canlısını zaten toprağın köküne verdiniz, en azından kendi
topraklarında, ya peki topraklarında olamayanlar?..."
Yusuf Hikmet Bayur, 12 Temmuz 1921 tarihli Vakit
Gazetesi'nden alıntı yaparak birçok yerde çoktan beri teraküm etmiş olan
adavetlerin bu vesile ile infila ederek katiyen arzu etmediği suiistimallere
sebep olduğu, birçok memurun haddinden ziyade zulüm ve şiddet gösterdiği ve
birçok yerde bigayrihat birtakım masumelerin de kurban olduğunu aktarmaktadır.
Ayrıca, tehcir sırasında Ermenilere karşı herhangi bir saldırıda bulunanların
tevkif edilerek, Divanı Harp Mahkemesine sevk edilmesi ve en ağır şekilde
cezalandırılması da karara bağlanmıştır. (Eğer o dönem suçsuz günahsız birini
öldürmek, idam ettirmeyi gerektiriyorsa, o zaman Osmanlı'da asker kalmazdı
herhalde...)
Türkiye'de bu konuyla en çok demeç veren Yusuf Halaçoğlu,
tehcire tabi tutulan Ermenilerin sayıları Halep'ten gelenlerle birlikte 483.758
kişi olduğunu söylüyor. Açlık, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar, iklim
koşulları, Arap aşiretleri ve eşkıyaların saldırıları sonucu ancak 382.148
kişinin iskân sahasına varabildiği ileri sürülmektedir. Peki, iskân dediğiniz
bu olayda kişi sayısını bile bu kadar net söylerken, bu kadar insana kim
saldırma girişiminde bulunur. Malları, mülkleri zaten talan edilmiş,
üzerlerinde sadece çulları olan bir kafileye kim saldırır. Eğer siz bunları bu
kadar net ve rakam rakam biliyorsanız eminim ki ölenlerin hastalıktan mı,
açlıktan mı öldüğünü isim isim de biliyorsunuzdur. Bunların yanında Türkiye'nin
tezine göre Ermeniler 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir isyan başlatmış ve
birçok yerde katliamlar yapmışlardır. Buna dair Ermenilere ve Ruslara ait
önemli vesikalar mevcuttur. Şaşırdığım nokta bu vesikaların çoğu nedense benim
de paylaştığım resim gibi Ermenilere yapılan katliamlar niteliğindedir. Evet
Ermenilerin de katliamlara ortak olduğunu belirtmiştik ama bu katliamlar 1915
sonrası ortaya çıkmıştır. Yani Kars Antlaşması sonrası Azerbeycan'da meydana
gelen Karabağ olaylarında resmedilen vesikalardır.
Devam edecek...
Türkiye, Ermeniler ve 1915 Katliamları - 12
" Evet bu topraklarda gözümüz var.. Çünkü kökümüz bu
topraklarda.. Ama merak etmeyin, alıp gitmek için değil, gelip dibine girmek
için..." (Hrant Dink)...
"Anlamı derin, parçalamak için değil beraber olmak için. Tekrar öldürülmek için de
değil, beraber yaşamak için bir umut, şimdi düşlerini kurduğu topraklarda, daha
vakti varken toprağının en kökünde. Ne de olsa alışıklar katledilmeye, ama bu
topraklara gömülmek bile bu denli umut verici dizelerinde. Bir insanın
bedeninde ki acı ve hastalık gelip geçicidir, ama özlemle, geçmişini,
çocukluğunu ve her şeyi saydığı toprağından ayrı düşme acısının hiç bir lokmanı
da dermanı da yoktur, bunu en iyi canıyla ödeyen Hrant Dink bilir."
"Katilleri belli olmasına rağmen, halen görmezlikten
gelinen cellatlar ve beyaz bereliler var. Canını almalarını bir yana bırakın,
adına bir senaryo yazan ve bu senaryoyu bu ülkede beyaz perdeye çekmek isteyen
Fatih Akın'ı bile tehdit ettiniz. Hrand'ı anlamak ne kadar zormuş, oysa
dilinizi konuşuyordu, hem de çoğunuzun beceremediği bir ağız ve lehçeyle. Bazı
hataları göz göre göre yapmak, geçmişin gerçeğidir. Dün de kırdınız, bugün de,
sayı önemli değil, ölen Ermeniyse umursamaz bu olayı kimse ve manşet atılır,
"Talat Paşa'nın intikamı alındı diye.."
Ağustos 2009'da bir Ermenistanlı Haber Ajansı'nın
yayınladığı Atatürk'ün ABD'li Amiral Bristol'e 7 Mart 1920'de gönderdiği
telgrafta "Kendi çıkarlarının peşinde koşanlar Anadolu'da 20 bin
Ermeni'nin öldürüldüğü yalanını uydurdu" diyerek, bu olayın bir katliam
olmadığını ve Ermenilerin saldırmasına yerel halkın gösterdiği direnişin doğal
sonucu olduğunu belirterek bunun dünya kamuoyuna bildirilmesi istenmiştir.
(Bunu Dünya kamuoyuna bildirsek herhalde kimse bize inanmazdı, bunu ABD yaparsa
herkes inanırdı herhalde..)
Milas doğumlu 1910'da Abd'ye göç eden Yahudi Albert
Amateau yeminli Noter beyanında "Soykırımın tamamen yalan ve iftira
kampanyası eseri olduğu"nu beyan etmektedir. (Tuhaf olan durum şu ki
tehcir ve kırımlar 1912-1916 yılları arasında olurken Albert'in 1910'da Abd'ye
göç etmesine rağmen, bu olaylara şahit olmamasına rağmen bunu dile getirmesi
şaşırtıcıdır...)
Türkiye kaynaklarına göre, 1906-1922 yılları arasında
Anadolu'da ve Kafkaslar'da 517.955 Türk'ün Ermeniler tarafından öldürüldüğü
savunulmaktadır. Ama bu bölgelerde yapılan katliamlar tamamen Ermeni halkına
yapılmış, o dönem Ermeniler de Osmanlı topraklarında yaşadığı için kırımdan
geçirilen Ermeniler de Türk sayılmıştır. O dönem Kafkasya Cephesinin yenilgisi
ve Kafkasya cephesi dönüşünde Türk ordularının Ermeni köylerine yaptıkları
baskınlarda yaklaşık 200.000 Ermeni katledilmiş ve köyler talan edilmiştir.
Osmanlı Devletinin ve öldürmeden, tehcir etmekle
diretmesi günümüzde yapılan araştırmalar sonucu hep negatif olarak
sonuçlanmıştır. Suriye'ye tehcir edilen Ermeni sayısı yaklaşık yarım milyon
olarak söylenirken, şimdi burada yaşayan Ermeni sayısının 20,000 bin olması
tuhaf ve şaşırtıcıdır.
Kafkasya Cephesinde Osmanlı Devletinin Rus ordusu
tarafından aldığı yenilgiyi halka anlatmak ve halka bir hedef tahtası bulmak
adına, din siyaseti altında bir propaganda izlenmiştir. Bu dönem içerisinde
halka Ermenilerin Ruslar tarafında olduğunu belirtmek ve bunu dini
literatürlerle gerçekleştirmek çok da zor olmamış. Yerli halk da Teşkilat-ı
Mahsusa ile kırımlara katılıp Ermeni mal varlıklarını talan ediyorlardı.
"Birçok ölüm bilir, birçok ayrılık, bir çok yol
bilirim, bir çok kurtuluş, ama onların birçoğunun ölümden, kandan ve acıdan
başka bildikleri bir şeyleri kalmamış, tek yolculukları ölüme yürümek olmuştu,
sonunu anlamadan."
Devam Edecek...
fatihtunc49@hotmail.com


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.