Zaman Gazetesi’nde yıllarca Türklükle Müslümanlığı
ayırmaya çalışan, artık Müslümanların Türk kimliğine ihtiyacı olmadığını dahi
anlatan Mahçupyan’ın “soykırım” iftiraları hakkındaki görüşlerini bilmeyenimiz
yok gibi. Yine de bazı söyleşi ve yazılarından rastgele seçtiğimiz şu
örneklerle hatırlatalım:18 Nisan 2010-Taraf : Eğer Türkiye dünya kamuoyu
vicdanında suçlu olmasaydı, bu yasalar parlamentolara zaten hiçbir biçimde
gelemezdi... Dünya parlamentolarındaki soykırım kararlarına Türkiye’nin
itirazının da belirli bir belkemiği bulunmuyor... On yıllar boyunca “böyle bir
şey olmadı” söylemine tutunan Türkiye, oradan “soykırım denemez” cümlesine ve nihayet
bugün “size düşmez” tavrına gelmiş gözüküyor, ama maalesef bu yeni konumun
inandırıcılığı yok, çünkü devletin yurtiçinde hiçbir gerçek yüzleşmeye hazır
olmadığı açık…(Gül, Erdoğan, Davutoğlu’nun savuna geldiği konunun tarihçilere
bırakılması konusunda) : Türkiye’nin önermiş olduğu “tarih komisyonunun” da
fazla bir inandırıcılığı yok. Konunun tarihçilere bırakılması gerektiği tezi
anlamlı değil, çünkü konu zaten doksan yıldır tarihçilere bırakılmış durumda ve
Türkiye bu bilgi birikiminin gereğini yapmıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin asıl
istediğinin konunun tarihçilere bırakılması değil, “makbul” tarihçilere
bırakılması olduğu anlaşılıyor. Buna göre birbiriyle hiç uyuşmayacak
tarihçilerden oluşan bir komisyon kurulacak ve o komisyonda ortak bir görüşe varılamadığı
için de tarihsel gerçeğin ‘belirsiz’ olduğu savunulacak. Bunun akademik dünyada
mizahi bir vaka olarak karşılanacağını ve Türkiye’ye leke süreceği bile idrak
edilemiyor... (Hadi aslanlar siz cevap verin. HYETERT)
***
Osmanlı’nın yaklaşan 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız
kalamayacağı bellidir. Ermeni siyasi örgütleri 1913’ten itibaren Osmanlı’nın
savaşa girmesi halinde tutumlarını belirlemek üzere hazırlık ve plan yapmaya
başlar.
Osmanlı İmparatorluğu 30 Temmuz 1914’te seferberlik ilân
eder. Ermeni Taşnak Partisi de 28 Temmuz-14 Ağustos tarihleri arasında
Erzurum'da bir kongre düzenler. Kongre sonunda Ermeniler Osmanlı’ya karşı
açıkça cephe kararı alır, Ermeni Kilisesi de Rus Çarı’na müracaat edip, himaye
edilmelerine karşılık Ruslarla Osmanlı’ya karşı savaşma taahhüdünde bulunur,
silah ister. Aynı günlerde Rusya’nın Genel Valisi Daşkov Tiflis’teki Ermeni
Millî Konseyi üyeleri ve Belediye Başkanı Hadisyan ile görüşüp, Erzurum, Van,
Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas Ermenilerin yardımıyla ele geçirilirse,
buralarda bir Ermeni muhtariyetinin tanınacağını ilân eder. Ermeni
Patrikliği’nin resmi yayın organı olan “Ararat” Gazetesi’nde de bütün
Ermenilere hitaben yayınlanan bir bildiriyle isyan çağrısı yapılır.
Ve Ruslar 1 Kasım tarihinde Erzurum tarafından Osmanlı
topraklarına girer. Bunu fırsat bilen Ermeni çeteleri planlarını hayata
geçirip, yol keser, Türk köylerine saldırır, şehirlerde isyan çıkartır.
Tarihi tesadüf; Yıllarca Zaman Gazetesi’nde yazan,
“paralel savaşla” birlikte iktidar cenahına geçen Etyen Mahçupyan Başbakan
Davutoğlu’nun Başdanışmanlığına getirildi. Yeni görevine de 1 Kasım’da başladı.
İlk demeci ise “8-10 yıl sonra Cumhuriyet yeniden
kurulacak” oldu. Ermeni Haber Ajansı’na konuşan Etyen Mahçupyan “Başbakan ile
faaliyet alanınız hakkında görüşmediniz mi acaba?” sorusunu cevaplarken,
şunları söyledi:
“Şu ana kadar, öyle bir görüşme olmadı. Ama Başbakan
benimle ilişkisinin herhangi bir tek alanında olmasını istemiyor. Gördüğüm
kadarıyla çok daha genel olacak. Türkiye bir inşa döneminde. Cumhuriyetin
yeniden kurulması gibi bir mesele var önümüzde. Önümüzdeki 8-10 yılda bütün
kurumsal yapısıyla bu olay gerçekleşecek ve bu olayın gerçekleşmesi sürecinde
de belirli bir yardıma veya belirli bir danışmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor.
Dolaylısıyla benim rolüm de böyle bir rol.”
Zaman Gazetesi’nde yıllarca Türklükle Müslümanlığı
ayırmaya çalışan, artık Müslümanların Türk kimliğine ihtiyacı olmadığını dahi
anlatan Mahçupyan’ın “soykırım” iftiraları hakkındaki görüşlerini bilmeyenimiz
yok gibi. Yine de bazı söyleşi ve yazılarından rastgele seçtiğimiz şu
örneklerle hatırlatalım:
"SOYKIRIM CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE SÜRDÜ”
18 Nisan 2010-Taraf : Eğer Türkiye dünya kamuoyu
vicdanında suçlu olmasaydı, bu yasalar parlamentolara zaten hiçbir biçimde
gelemezdi... Dünya parlamentolarındaki soykırım kararlarına Türkiye’nin
itirazının da belirli bir belkemiği bulunmuyor... On yıllar boyunca “böyle bir
şey olmadı” söylemine tutunan Türkiye, oradan “soykırım denemez” cümlesine ve nihayet
bugün “size düşmez” tavrına gelmiş gözüküyor, ama maalesef bu yeni konumun
inandırıcılığı yok, çünkü devletin yurtiçinde hiçbir gerçek yüzleşmeye hazır
olmadığı açık.
(Gül, Erdoğan, Davutoğlu’nun savuna geldiği konunun
tarihçilere bırakılması konusunda) : Türkiye’nin önermiş olduğu “tarih
komisyonunun” da fazla bir inandırıcılığı yok. Konunun tarihçilere bırakılması
gerektiği tezi anlamlı değil, çünkü konu zaten doksan yıldır tarihçilere
bırakılmış durumda ve Türkiye bu bilgi birikiminin gereğini yapmıyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin asıl istediğinin konunun tarihçilere bırakılması değil,
“makbul” tarihçilere bırakılması olduğu anlaşılıyor. Buna göre birbiriyle hiç
uyuşmayacak tarihçilerden oluşan bir komisyon kurulacak ve o komisyonda ortak
bir görüşe varılamadığı için de tarihsel gerçeğin ‘belirsiz’ olduğu
savunulacak. Bunun akademik dünyada mizahi bir vaka olarak karşılanacağını ve
Türkiye’ye leke süreceği bile idrak edilemiyor... Bu kültürel varlığın kendini
idame ettirmesinin engellenmesi, 1915’te başlayıp 1923’te bitmiş bir olay
değil. Cumhuriyet’in tek parti dönemi politikası da aynı minvalde sürüp gitmiş.
Dolayısıyla “soykırım” sözcüğü gerçekten de korkutucu, çünkü sadece Osmanlı’yı
bağlayan bir politikaya gönderme yapmıyor, günümüzün rejimine de dokunuyor.
“ÖNCE KENDİ SOYKIRIMINI KABUL ET, SONRA BAŞKALARINA
SOYKIRIMCI DE”
29 Aralık 2011- Zaman : Fransa’daki milliyetçi Türkler,
soykırım anıtlarını tahrip etmek, Ermeni diasporasının web sitelerine saldırı
düzenlemek, broşür dağıtan Ermeni gençlerini dövmek türünden “milli
duyarlılığı” yüksek eylemler yapabiliyorlar ve bunlar Fransız kamuoyu için tek
kelimeyle bir düzeysizliği ve daha da derinde inkârı ifade ediyor. Dolayısıyla
da “inkâr”, şu anda zaten var olan bir durum ve Avrupalı gözüyle bakıldığında
yaşanmış bir acının inkârı da bir nefret suçu... Türkiye'nin soykırım
sözcüğünden rahatsız olmasını, bu sözcüğü “ağır” bulmasını anlayabiliriz... Ama
aynı Türkiye'nin bu sözcüğü dünyanın başka yerlerindeki olaylara ilişkin olarak
bu denli rahatlıkla kullanmasını nasıl açıklayabiliriz? Eğer başkalarının
hassasiyetine saygımız yoksa, başkalarını hangi hakla kendi hassasiyetimize
saygılı olmaya davet edebiliriz?
“MÜSLÜMANLAR YENİ DEVLET KURACAK, 1915 TARTIŞILACAK”
1 Mayıs 2013- Zaman : Bir yandan İttihatçılık ile
Kemalizm arasındaki hem ideolojik hem de sisteme ait süreklilikler, diğer
yandan Sünni Hanefi İslam anlayışının Osmanlı düzeninde tahkim olan
“din-u-devlet” algısı, Anadolu çoğunluğunun devletin dışında bir tutum
sergilemesini halen çok zorlaştırıyor. Düşünün ki, 1915'te devlet zaten failin
kendisi. Din ise çözümü sağlayacak bir birleştirici faktör değil. Bu tablo hem
İslâmi kesimin niçin böylesine ikircikli olduğunu, ama aynı zamanda niçin bu
meselenin ancak İslami kesimin taşıyıcılığı altında normalleşebileceğini
söylüyor. Çünkü 1915'e ilişkin olarak üzerinde en az yük taşıyan kimlik İslam.
Ancak Müslüman toplumun bu adımı atabilmesi kendisini devletten
bağımsızlaştırmasına, diğer bir deyişle devleti “yeniden” kurmasına bağlı.
Dolayısıyla içinden geçtiğimiz çözüm süreci ile birleştirdiğimizde değişimin
sıralaması şöyle gözüküyor: Önce barış olacak, ardından demokrasiye doğru
gidilecek, bunun sonucunda “yeni” bir devlet kurulacak ve ancak o zaman
Türkiye'de 1915'e ilişkin sahici bir tartışma yaşanacak. Öte yandan asıl önemli
olanın “özür” değil, “tanıma” olduğunu ekleyelim.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, şayet bu fikirleri
değişmediyse Başdanışmanı Etyen Mahçupyan’la birlikte kuracağı “Yeni
Cumhuriyet” işte böyle bir şey olacak.
Lâkin Davutoğlu’nun bir de Dışişleri Bakanı var. Bakan
Mevlüt Çavuşoğlu daha dün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakanlığının bütçesi
görüşülürken, Türkiye’nin Ermeni meselesinde savunmada kalan bir ülke
olmadığını vurgulayarak, “Atalarımıza ve milletimize kondurulmaya çalışılan
soykırımı kabul etmemiz mümkün değil, bunun da altını her zaman çiziyoruz”
diyordu.
Ne kadar “uyumlu” bir hükümet!..
Bir tarafta, “Türkiye soykırımı tanımalı” diyen Etyen,
öte tarafta “asla” diyen Çavuşoğlu. “Yeni Türkiye”den dem vuran Davutoğlu
hangisini dinler acaba?!.
Mamak, Şirinyer, Eskişehir, Malatya ve Antalya’ya kucak
dolusu sevgiler
Müyesser Yıldız
Odatv.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.