« Hapsedip boyun eğdirebileceklerini zannediyorlar.
Yapamayacaklar.» Bu kelimeler, 1 Ocak 2014 tarihinden beri hapis yatan,
Türkiye’nin ünlü Ermeni entelektüellerinden Sevan Nişanyan’ın yazdığı bir
mektuptan alıntı. Siyasi tutuklu olarak görülen yazarla dayanışmak için yakın
zamanda İstanbul’da düzenlenen gecede, bu mektubu kendinden emin bir şekilde
okuyan, 14 yaşındaki oğlu Tavit oldu.
İlkbaharda okuyabileceğiniz bir röportajı hazırlamak için
İstanbul’da bulunurken, tesadüfen Tavit ve ablası İris’le tanıştım. Bana, hem
gurur hem de hoşnutsuzlukla, Human Rights Watch’ın yakın zamanda yayımladığı
raporda da belirtildiği gibi, reform sözlerine rağmen, yönetimdeki sapmanın
insanların kişisel haklarını tehdit ettiği bir ülkede babalarının yürüttüğü
mücadeleden bahsettiler.
«Babam bir asi olarak doğdu,» dedi İris bana. «Tüm hayatı
boyunca, hükümet ona karşı adaletsiz davrandı. Aslına bakarsanız, bu ülkede tam
olarak ifade özgürlüğü yok. Babam bu yüzden bu zor durumun içinde…»
Yale ve Columbia’dan mezun olan Sevan Nişanyan, çok
tartışılan ve sınıflandırılması zor bir entelektüel. Her şeye dokunan,
dilbilimine tutkun, yazar, gazeteci ve otel sahibi olan Nişanyan, Kemalizm’in ya da İslamiyet’in dogmalarına
hücum ederek, Ermeni Soykırımı’ndan açık açık bahsederek ya da ateizmini açıkça
ortaya koyarak, tabuları yıkmakta hiçbir zaman tereddüt etmedi.
Nişanyan’ın adaletle ilk çekişmesi değil bu. Türkiye
devleti uzun süredir onu susturmaya çalışıyor. Kemalizm’in, yani Türkiye
Cumhuriyeti’nin üzerine kurulu olduğu, Mustafa Kemal Atatürk tarafından
tanımlanan ideolojinin kurucu mitlerini masaya yatırdığı, 2008’de yayımlanan ve
çok polemiğe yol açan “Yanlış Cumhuriyet” kitabından sonra, kovuşturmaların
sayısı arttı.
2013 yılında, blogunda, Muhammed’i küçük düşürdüğüne kanaat getirilen
sözlerinden dolayı 13 ay hapse mahkum edilmişti. Bu kararın ardından, temyize
başvurdu. Ama bu kez de, Ocak 2014’te, Efes antik kentine yakın olan, turistik
Şirince köyündeki eski binaları izinsiz restore ettiği gerekçesiyle, en az iki
yıl sürecek olan hapis cezasını çekmeye
başladı. Nişanyan, 90’lı yıllardan beri kendini, yerel mimari mirası tekrar gün
yüzüne çıkarmaya adamıştı. Resmi olarak, bu hükmün Nişanyan’ın tartışmalı
yazılarıyla hiçbir ilgisi yok. Ama (Kanada’daki) Charbonneau Komisyonu’nu bile
korkutacak kadar yolsuzluk skandalları karşısında eğilen bir devlette, bu durum
oldukça ironik. « Aslında ilkesel olarak korunması gereken alanlarda, hiçbir
yaptırımı olmadan devasa binaların inşa edildiği bir ülkede, Nişanyan’ın hapse
atılması adaletsizliktir.» Gazeteci Hasan Cemal
Nişanyan’ın hapse girmesine neden olan şeyin inşa edilen
küçük bir taş ev ya da kule olmaması muhtemel. Kulenin arkasında bir fil
saklanıyor. Her şey, hapse girmesinin, yıllardır süren hukuki tacizlerin bir
sonucu olduğunu gösteriyor. Human Rights
Watch’ın da belirttiği gibi, kanıtlar, bu entelektüelin, çok tartışılan
yazıları yüzünden Türk yetkililer tarafından hedef alındığı yönünde. Nişanyan da, iki sebepten dolayı
cezalandırıldığını düşünüyor: Ermeni kimliği – ki bu Türkiye’de durumu
ağırlaştıran bir faktördür – ve insanların hoşuna gitmeyen fikirleri.
Nişanyan, oğlu Tavit tarafından okunan mektubunda,
provokatör bir üslupla, kendini eleştirmesi gereken bir nokta olmadığını,
aslında durumun tam tersi olduğunu ifade ediyor. «Affedilmek ya da mazur
görülmek değil talebim.Yaptıklarımın görmezden gelinmesini istemiyorum. Ödülü
hak ettiğimi sanıyorum. Teşekkürü hak ettiğimi düşünüyorum. Beni
cezalandırdıklarını zannedenlerin boynu bükük karşıma gelip benden af
dilemesini bekliyorum.»
Nişanyan, bu gelmesi muhtemel olmayan özürleri beklerken,
İzmir’deki Torbalı cezaevinde hapis
yatıyor. Her hafta, yakınlarının onunla 10 dakika süreyle telefonda konuşma
hakkı var. Şartlar göz önüne alındığında, umut edebilecekleri en iyi şey, 45
dakikalık, camın arkasından yapabilecekleri görüşme… «Babamı çok özlüyorum,»
diyerek açılıyor kızı bana. «Yapabileceğim hiçbir şey olmadığını bilmek beni
mahvediyor.»
Nişanyan’ın hapisten çıkması için mücadele eden
insanların düzenlediği konferansa katılanlara, heyecanla, «Babamı unutmadığınız
için teşekkür ederim,» diyor. Organizatörlerden biri ona «Baban,
unutabileceğimiz biri değil,» diye cevap veriyor. Human Rights Watch, Türk
hükümetinin, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün, Türkiye’de yapılması
gereken, kişisel hakları kapsayan reformun temel alanlarından olduğunu resmi
olarak kabul ettiğini hatırlatıyor. İnsanlar, hâlâ, hükümetin bu taahhüdünün
tümüyle somutlaşmasını bekliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre, Türkiye
hâlâ, gazetecilerin en çok hapsedildiği beş ülkeden biri.
Avukat, gazeteci ve insan hakları savunucusu Orhan Kemal
Cengiz, Türkiye’de günlük yayımlanan Today’s Zaman gazetesinde yazdığı
yazısında, şu soruyu soruyor: « Eğer Nişanyan Ermeni olmasaydı, Ermeni
Soykırımı’ndan bahsetmemiş olsaydı, bazı İslami kesimleri rahatsız eden sözleri
telaffuz etmemiş olsaydı, sonu hapis olur muydu?» Cevap, sorunun içinde.
(*)Human Rights Watch’ın raporu için (Eylül 2014): http://www.hrw.org/reports/2014/09/29/turkey-s-human-rights-rollback
Çeviri. Sibil Çekmen
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.