Rize’nin etnolojik yapısında Laz, Rum ve Ermeni varlığı
söz konusu olsa da Türkîik bir özellik dikkat çeker. Bölgenin kendine özgü
şivesiyle Türkçe konuşulur. Özellikle konuşma dilinin şekillenmesinde Akkoyunlu
Türkmenleri ve yirmi Oğuz boyundan biri
olan Çepnilerin etkisi büyüktür. Peki Rize’de Ermeni, Rum ve Laz ırkının esası, kaynağı
nedir?" Hemşin, Ermeni bölgesi olarak bilinir. Fakat bundan kasıt İran
Horasan’ından Hemşin’e gelen Hamaduni Türklerinden evvel Dampur’da (Hemşin)
Ermenilerin yaşıyor olmasıdır. Ermeniler, gerek 93 Harbinde ve gerekse I. Dünya
Savaşında Ruslarla sıkı işbirliği yapmasından dolayı bölgede huzursuzluğa neden
olmuşlar. Bu yüzden Bolşevik İhtilali sonrasında ülkelerine dönen Ruslarla
birlikte 50 bin civarında Ermeni Ermenistan bölgesine göçmek zorunda kalmıştır.
Böylece I. Dünya Savaşından sonra Rize bölgesindeki Ermeni nüfusu yok denecek
kadar azalmıştır. Öte yandan kimi Ermeni vatandaşları sağlam komşuluk
ilişkileri nedeniyle komşuları tarafından korunmuştur. Fakat buna rağmen bugün
Ermeni olduğunu iddia eden bir zümreye rastlamak güçtür
Rum nüfusunun da durumu pek farklı değildir. M.Ö. 670
yılında Ege’de yaşayan Miletoslu denizciler Marmara ve Karadeniz kıyılarında
Romalı Inius’un tarihine göre 10 kadar ticari nitelikle liman şehirleri
kurmuşlardır. Bu arada Rize’nin de kolonize edilmiş olması kuvvetle
muhtemeldir. Yunan Medeniyeti döneminde kolonicilik yaptıkları için Doğu
Karadeniz bölgesinde ilk kez varlıklarını hissettirdiklerini söyleyebiliriz.
Fakat kesinlikle bölgenin egemen nüfusu olamamışlardır. Çünkü Hellen ya da
Yunan egemenliğinden ziyade Pers egemenliği söz konusudur. Hatta Hellen
İmparatorluğunun bir parçası gibi görünen Pontus Krallığı dahi aslında bir Pers
krallığıdır
Roma İmparatorluğu
döneminde ise durum biraz daha farklıdır. Roma egemen olduğu topraklarda
asimilasyon politikaları güttüğünü yer isimlendirmelerinden de görmekteyiz. Ki
Anadolu’ya dahi İklim-i Rum (Rum Diyarı) denmekteydi. Roma sadece yer
isimlendirmeleri ile degil, iskân faaliyetleri ve Rumca dili ile de kendi
varlığını tescilleme yoluna gitmiştir.
Bölgedeki Rum egemenliği 1071 Malazgirt Savaşından sonra
Türkleşme lehine değişmeye başlamıştır. Yer yer yer isimleri de
Türkçeleşmiştir. Tabi bölgedeki Lazika Krallığı’nı da unutmamak gerekir. Lazlar
kendi kimlik ve kültürlerini gerek Pers ve gerekse Roma döneminde korumayı
başarmışlardır.
1204’te Kommenoslar tarafından Doğu Karadeniz’de Pontus Rum
İmparatorluğu kurulunca Rum egemenliği ve nüfuzu 1461’e kadar devam etmiştir.
Osmanlı döneminde ise bu bölgede Türk- İslam Kültürü
egemen unsur haline gelmiştir fakat bu bir anda olmamıştır. Yaklaşık 200 yıl
sonra hem dini hem kültür yönünden çok ciddi bir dönüşüm gerçekleşmiştir.
Aslında Osmanlı ile Rum nüfusu arasında kuvvetli bir bağ
vardı. Sanat ve ticarette Rum halkından en iyi şekilde faydalanılmaktaydı.
Fakat Rusya’nın milliyetçi ve Panislavist politikaları sonrasında ayrılıkçı
hareketler güçlendi. Bu zaviyeden hareketle Kurtuluş Savaşı sırasında Milli
Mücadeleye en çok direnen zümrenin de Doğu Karadeniz Rum çeteleri olduğunu
hatırlatmak gerekir. Bu vesilelerle antipati uyandıran Rumlar bölgede eski
asayiş ve istikrara sahip olamadılar. 1929 nüfus mübadelesi ile Yunanistan’a
göç başlayınca özellikle Rize bölgesinde Rum nüfusu yok denecek kadar
azalmıştır. Bu arada parantez içinde ifade etmekte fayda var. Nüfus Mübadelesi
ile göç eden Pontus Rumlarına Yunanlılar Lazoi (Laz) demişlerdir. Çünkü kılık-kıyafet,
kültür ve lehçe bakımından Rize kültür coğrafyasının izlerini de beraberlerinde
götürmüşlerdi.
Lazlar kültürel ve etnik yapılarını günümüze dek sürdürebilmişlerdir.
Bugüne dek egemen otorite ile işbirliği ve dayanışma içerisinde oluşları, kader
birliği yapmış olmaları, sempatik ve doğal duruşları gibi nedenlerle egemen
otoritelere rağmen hem varlıklarını sürdürmüşler hem de kültürel orijinlerini
korumuşlardır. Yani bugün bölgedeki Lazlar için Türklük- Lazlık meselesi
yoktur. Zaten Lazlar, etnik sorgulama konularına pek girmezler. Doğrusu böyle
bir endişeye de sahip değildirler. Mesela bin yıldan fazla Hıristiyan Ortodoks
olarak yaşamalarına rağmen İslamiyet’i özümseyerek Müslümanlaşmışla, fakat
böylesi ciddi bir değişimde dahi kendi kültür ve değerlerinde bir kimlik
zayiatı yaşamamışlar. Yaşamın akışı içerisinde etnik endişeye sahip olmayan
Lazlar, değişimlere rahat ayak uyduran, hatta kendi kültürleri ile harmanlayan,
özümseyen özgüveni yüksek bir millettir.
Bugün Lazlar, daha çok Rize-Artvin bölgesinde yaşasalar
da Türkiye’nin birçok yerine dağılmış durumdadırlar. Sayısal oran olarak az bir
nüfusa sahip olmalarına rağmen ülkemizin en canlı renklerinden biri olmayı
başarılmışlardır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.