Ufuk Uras // ufuk_uras@yahoo.com
Ortak vatanın
inşası çok zor olmasa gerek. Yeter ki kimlikler hiyerarşisinden vazgeçelim. Örneğin, ders
kitaplarındaki nefret söyleminden arınmakla başlanabilir ve TBMM yayınlarındaki
Türk tezi/Ermeni tezi yaklaşımından vazgeçmekle devam edilebilir. Bu Meclis’in
Ermeni yurttaşlarımızı da temsil ettiğini anlamak gerekiyor. Umarım farkındalığı artırmanın vesilesi ve kanıtı
olarak, 2015 seçimlerinde Ermeni yurttaşlarımız da Meclis’te yer alabilecektir.
Osmanlı meclisindeki Ermeni mebusların iade-i itibari, patriklik seçiminin
gerçekleşmesi, Ermenistan’la milletvekilleri dostluk grubu gibi işler yeni
meclisi bekliyor. Diasporanın
şeytanlaştırılması, çok katmanlı yapısının görülmemesi gibi takıntılar artık
aşılmalı… Sınırları da açalım ki kafamızda da sınır
kalmasın artık
***
“Ermeni lobisi” mi
dediniz? Geçen hafta sonu, afedersiniz onlarla beraberdim. Haliç sahilinde
Bahariye Mevlevihanesi’nde Liberal Düşünce Topluluğu’nun “Diasporanın dönüşü”
toplantısındaydık. Batı Ermenileri Ulusal Kongresi’nden arkadaşlarla yeniden
görüşebilmek bizi sevindirdi. Önkoşulsuz diyalogdan daha güzel ne var. Başka
türlü önyargılar kırılmıyor.
2015 yılında
yapılabileceklerin bir yol haritasını çıkaracak olursak, somut ve güven verici
adımların atılma süreci kolaylaşacak.
Hrant, “Adını ne
koyarsanız koyun bir kadim halk artık yaşamıyor Anadolu’da” demişti.
Aslında Ermeni
diasporasının da, Rumların da, Süryanilerin de ve hatta silahlı Kürt
Hareketi’nin de geri dönüşünün yolu, yurttaş merkezli bir anayasa ekseninde
herkesin kendi kimliği, kültürü ve diliyle özgürce bir arada yaşayacağı bir
ülke kurmaktan geçiyor.
Ortak vatanın
inşası çok zor olmasa gerek. Yeter ki kimlikler hiyerarşisinden vazgeçelim.
Örneğin, ders
kitaplarındaki nefret söyleminden arınmakla başlanabilir ve TBMM yayınlarındaki
Türk tezi/Ermeni tezi yaklaşımından vazgeçmekle devam edilebilir. Bu Meclis’in
Ermeni yurttaşlarımızı da temsil ettiğini anlamak gerekiyor.
Umarım
farkındalığı artırmanın vesilesi ve kanıtı olarak, 2015 seçimlerinde Ermeni
yurttaşlarımız da Meclis’te yer alabilecektir. Osmanlı meclisindeki Ermeni
mebusların iade-i itibari, patriklik seçiminin gerçekleşmesi, Ermenistan’la
milletvekilleri dostluk grubu gibi işler yeni meclisi bekliyor.
Diasporanın
şeytanlaştırılması, çok katmanlı yapısının görülmemesi gibi takıntılar artık
aşılmalı. Diasporanın dönmesi için pasaport sorunlarını çözmekten, vatandaşlık
hakkı vermeye, Ankara’da temsilcilik açmaya, Erivan’da hayranlıkla izlediğim
Parajanov sergisini buraya getirmek gibi jestler yapmaya değin bir çok iş bizi
bekliyor.
Sınırları da
açalım ki kafamızda da sınır kalmasın artık. Karabağ/ Ermenistan sorununu
ayakbağı olmaktan çıkarmak Türkiye- Putin yönetiminin yakın ilişkileri
nedeniyle kolay olabilir. Thomas De Waal’ın Karabağ kitabı meraklısına
yeterince malzeme sunuyor.
İnkarcılığın
objektif bir yaklaşımmış gibi takdim edilmesinin bir karşılığı olmadığı
görülüyor. Fatih Akın’ın Kesik filmine bir tepkinin olmaması bile önemli bir
gelişme. 1915 faillerini kahraman ilan edenler siyaseten yerlerde sürünüyorlar.
Devletle devlet dışı faktörleri eşitlemenin mantıksızlığı artık daha iyi
görülüyor.
Konu tek başına
İttihat Terakki meselesi de değil, Abdülhamid dönemi katliamlarının da Meclis-i
Mebusan’da bir komisyon kurularak incelenmesi talebi büyük tepkiyle karşılanmış
ve reddedilmişti. Ne kadar tanıdık değil mi?
Hâlâ Osmanlı
kafasıyla bir halkı “ehli zimmet” gibi görenler kimsenin kimseye
zimmetlenmediği bir toplum tahayyülünü akıl edebilmeli. “Kalpleri
katılaşanları” kendi haline bırakmak gerekiyor. “Birbirinizi yerinden yurdundan
çıkarmayın” ayetinden ders alın bari. 1915 katliamının varislerinin
zararlarının tazmin edilmesi, mülklerin iade edilmesi için adımların atılması
da kaçınılmaz.
Süryanilerin de
başbakanın bütün taahhütlerine rağmen hâlâ Mor Gabriel manastırlarının
topraklarını geri alamadıklarını unutmayalım. Açın su tapu, nüfus kayıtlarını,
neyi saklamaya çalışıyorsunuz MGK marifetiyle hâlâ? Yerel isimleri geri verin.
Siyasiler, Ermeni denilince hakaret gibi mahkemeye vermesin artık kimseyi.
Bugün 1915’deki Çanakkale zaferi ile soykırımın tokuşturulmaması hassasiyeti de
çok önemli.
Algılama perdesi
yavaş yavaş aşılıyor gibi gözüküyor. “Rumları ve Ermenileri Anadolu’dan
göndermesek Türkiye bu halde olmazdı” diyen Vecdi Gönül’lerin zihniyeti aşılmak
zorunda.
Hasıl-ı kelam,
siyaset optimizasyon ve senkronizasyon sanatıdır. 1915’in tahribatını
elbirliğiyle aşmak zorundayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.